Statükonun gücü ve cazibesi

00:0010/01/2008, Perşembe
G: 29/08/2019, Perşembe
Davut Dursun

Türkiye gibi hızlı bir dönüşüm yaşayan ülkelerde temel çelişki ve çatışma alanı statüko ile değişim yanlıları arasında cereyan ettiği bilinen bir husustur. İlginçtir ki ülkeyi yönetmeye talip olan siyasal kadrolar şikayete konu olan statükoya karşı mücadele vermek ve bir toplum projesi olarak değişim taleplerine tercüman olmak ve bu çerçevede ortaya çıkan talepleri karşılamak için değişimi savunurlar. Bu konuda topluma bir değişim projesi sunar ve destek olmasını beklerler.Türk siyaseti genel planda

Türkiye gibi hızlı bir dönüşüm yaşayan ülkelerde temel çelişki ve çatışma alanı statüko ile değişim yanlıları arasında cereyan ettiği bilinen bir husustur. İlginçtir ki ülkeyi yönetmeye talip olan siyasal kadrolar şikayete konu olan statükoya karşı mücadele vermek ve bir toplum projesi olarak değişim taleplerine tercüman olmak ve bu çerçevede ortaya çıkan talepleri karşılamak için değişimi savunurlar. Bu konuda topluma bir değişim projesi sunar ve destek olmasını beklerler.

Türk siyaseti genel planda değerlendirildiğinde değişim taleplerine cevap vermek için belli projeler sunan ve topluma güven veren kadroların/partilerin belli bir başarıyı yakaladıkları, toplumun bunlara destek verdikleri görülür. Buna karşılık statüko yanlıları olarak nitelenecek mevcut yapıyı, ilişkileri ve pozisyonları olduğu gibi koruyup devam ettirmekten yana olanların seçimlerde başarılı olamadıkları, devamlı belli bir marjın altında kaldıkları görülüyor. Genel olarak toplumun statükodan şikayetçi olduğu ve değişim talep ettiği söylenebilir.

Toplum değişim yanlılarına destek verip iktidarı bunlara teslim etse de siyasi kadroların halka vaat ettikleri değişim projelerini uygulama ve dönüşümü gerçekleştirme hususunda ciddi sıkıntıların yaşandığı ortadadır. Siyasi kadroların değişim projelerinin gerçekleştirilmesinde en ciddi ve sert engel statükoyu temsil eden bürokrasiden geldiği biliniyor. Bu anlamda bürokrasinin ciddi bir güç olduğu ve siyaset ile bürokrasi arasında kimi örtük kimi açık bir çatışmanın yaşandığı bilinmeyen bir husus değildir. Hem bu konu üzerinde çalışanların teorisyenlerin hem de kamu yönetimi gözlemcilerinin geliştirdikleri pek çok farklı tez ve açıklama vardır.

Siyaset yapısı içerisinde toplumun geleceğine ilişin kararların alınması, belli kuralların konulması önemli bir eylem alanıdır. Ancak siyaset erkinin aldığı kararların ve konulan kuralların uygulanması daha da önemlidir. Zira uygulanmayan bir karar ve kuralın bir anlamı bulunmamaktadır. Nitekim mesela demokratikleşme ile ilgili pek çok karar alınmış olmasına rağmen bunların uygulamaya konulmasında ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır.

Herkesin farkında olduğu gibi bürokrasinin önemli bir gücü vardır. Temel mesele bu gücün toplumsal taleplerin karşılanması için harekete geçirilebilmesindedir. Bu gücü harekete geçirmek bir organizasyon ve yönetim sorunudur. Nitekim son yıllarda kamu yönetiminin daha rasyonel ve müessir hale getirilmesi için Yeni Kamu Yönetimi şeklinde formüle edilen farklı bir örgütlenme, yönetme ve çekip çevirme anlayışı geliştirilmiştir.

Statükoyu temsil eden bürokrasinin gücünün yanında ciddi bir cazibesinin de olduğu unutulmamalıdır. Evet statükonun gücünün yanında bir de cazibesi var. Bürokrasi temelde hiyerarşik yapıda örgütlenmiş bir dizi faaliyetler ve ilişkiler bütünüdür. Burada her pozisyonun yetki, sorumluluk ve görevi tanımlanmıştır. Bizim gibi ülkelerde bürokrasinin pek çok hukuk normuyla güvence altına alındığı, bu güvenceli durum nedeniyle bürokrasi cemaatine intisap edenlerin kendilerini ömür boyu devam edecek bir koruma sistemine dahil ettikleri görülür.

Herkes devlet memurluğunun düşük ücretli bir iş olduğunu bilir, ancak yine de devlet memuru olmak için ciddi mücadele verir. Sanıyorum ücret düşüklüğüne, insanın kendisini geliştirebilmesi için uygun ortam bulunmamasına rağmen kendisini güvende hissetme önemli bir cazibe unsuru olarak fonksiyon görür. Aslında devlet memurluğunun istenmesinde sadece kişinin kendisini ömür boyu güvende hissetmesinin dışında da bazı faktörlerin etkili olması beklenir.

Bir ara Orta Asya ülkelerinin siyasal yapıları konusunda okuduğum bir çalışmada bu ülkelerdeki bürokrasinin temel misyonunun topluma hizmet etmek olmayıp bizzat kendisine hizmet olduğunu okumuştum. Bürokrasi öncelikle kendisine hizmet için vardır. Sanıyorum bürokrasiyi cazip kılan temel unsur da budur.

Bu nitelikteki bir yapıyı toplumun değişim talepleri doğrultusunda yeniden yapılandırmanız, kendisine hizmet için var olduğunu düşünen bir yapıyı topluma hizmet eder hale getirmeniz asla kolay bir kamusal faaliyet olmamaktadır. Siyaset erki olarak toplumun değişim talebinden, dönüşüm beklentisinden söz ederseniz eniz statükoya yaslanan bürokrasiyi dinamik bir yapıya kavuşturmanız asla kolay olmuyor.