
Ehl-i Sünnet ve''l-Cemaat, yeryüzünün durduğu, sâkin olup hareket etmediği, hareketinin ise ancak ona ârız olan zelzele ve benzeri hâdiseler sebebiyle meydana geldiği husûsunda icmâ etmiştir." (Ebu Mansur Abdulkahir el-Bağdadî, el-Fark Beyne''l-Fırak, sh. 330, Beyrut, tsz.)
On asır önce vefat etmiş bir âlime, Abdulkahir el-Bağdadî''ye (h. vef. 429) ait olan bu tesbitin, bugün için birçok kimseyi tebessüm ettirecek (!) nitelikte olduğu muhakkak. Ne var ki bu durum, mezkûr tesbitin yanlış olduğu anlamına gelmediği gibi, şahsî bir kanaatin de ifadesi değildir; zira hem o asırda, hem de o asrı izleyen devirlerde İslâm dünyasında yazılmış eserlerin hemen hepsinde hareketsiz bir dünya tasavvuru sunuluyordu ve kelâmcısından filozofuna, fakîhinden mutasavvıfına kadar farklı sahalarda şöhret kazanmış düşünürlerimizin kahir ekseriyeti mesâil-i diniyeyi böylebir tasavvurdan hareketle temellendiriyorlardı.
Kur''ân ayetlerinde yeryüzüne ilişkin her açıklama, hareketsiz bir dünya tasavvuru''nu teyiden yorumlanıyor, Cenab-ı Allah''ın dünyayı hareketsiz yaratmış olmasının hikmetlerini arayıp bulmak kimse için zor olmuyordu. İbn Rüşd gibi bir filozofumuz, isbat-ı vâcibe dâir inayet delilini açıklarken hareketsiz dünya tasavvuruna atıf yapıyor ve dünyanın dönmeyişinin biz insanlar için ne büyük bir nimet olduğunu uzun uzun açıklıyordu. Fahreddin Razî, dünyanın dönmediğine dâir yirmiye yakın aklî-tabii delil sıraladıktan sonra, Kur''an-ı Kerim''in de bu tabii hakikati desteklediğine işaret ediyor ve bunun şahsî görüşü olmayıp Allah Teâlâ tarafından bildirildiğini belirtmekten geri kalmıyordu. Ve ekliyordu: "İnanmıyorsan çevir gözünü de dünyaya bak bakalım, dönüyor mu?"
Batlamyus''un dünya-merkezli kâinat tasavvuru yıkılıp onun yerini Kopernik''in güneş-merkezli kâinat tasavvuru aldığında, İslâm âlimleri bu yeni duruma adapte olmakta pek zorlanmadılar ve bu sefer Kur''an''ın hareket eden bir dünya tasavvurunu desteklediğini iddia eden eserler kaleme aldılar: "Cenab-ı Allah, hareket eden bir dünya yaratmıştı, çünkü..."
Evet, artık böyle söylemek kolaylaşmıştı ve hareket eden bir dünya tasavvurunu dinî metinlere istinaden temellendirmek, Kur''an ayetlerini bu doğrultuda yorumlamak işten bile değildi. Fahreddin Razî''nin dünyanın durduğunu ispatlamak maksadıyla kendisine atıf yaptığı firaş kelimesi, artık dünyanın hareket ettiğini ispatlamak için kullanılıyordu. Erken tarihli Kur''an çevirilerinde döşek şeklinde Türkçe''ye çevrilen bu kelimenin, daha sonraları beşik kelimesiyle karşılanması, elbette bir tesadüf değildi. Çünkü döşek kelimesi "hareketsizliği", beşik kelimesi "hareketi" çağrıştırıyor ve böylelikle harekette bereket aramak isteyenlerin önleri açılmış oluyordu.
Tefsir tarihi bakımından oldukça modern sayılabilecek bu yönelimler, et-Tefsîr''ul-İlmî (Bilimsel Tefsir) başlığı altında ele alınmış ve bu konuda yazan kimseler, her nedense klasik yorumları hiç zahmet etmeden tasfiye ederlerken, modern yorumları göklere çıkarmakta hiç tereddüt etmemişlerdi. Efkâr-ı umûmiye de bu türden kabuk değiştirme teşebbüslerini kabule hazırdı; zira halkın, iman ettiği Kutsal Kitab''ın evrenselliğini, çağlara hitab etme özelliğini görmesi ve bu konudaki saldırılara cevap vermek gücüne kavuşması kendisini mesrûr ediyor, -kısa bir süre sonra terkedileceği bilinse bile- bu tür teşebbüslerden medet ummaya devam ediyordu.
Bu iki kelime yanyana geldiğinde, hiç kuşku yok ki terkibin asıl heyecan verici unsuru Bilim''di. Kur''an bilim tarafından onaylandıkça ve elbette onaylandığı için haklılık kazanıyor, haklılığını kendisinden, mahzâ "Kelâm-ı İlahî" oluşundan değil, beşerî bilgi''nin eriştiği noktayla uyum sağlayabildiğinden ötürü kazanabiliyordu.
"Kur''an bilim kitabı değildir!" şeklindeki o kısık sesli itirazlar, bu süreç içerisinde Kur''an-Bilim terazisini kuranların ağırlığı Bilim kefesine kaydırmaları sebebiyle işitilmeye başlamış ve fakat hiçbir yararı olmamıştı. Bilim evrenseldi, aydınlığın ve dolayısıyla gücün ta kendisiydi. Bilim''in ışığı tek kelimeyle büyüleyiciydi ve bu büyünün tesirine girmiş olan İslâm dünyasında kimsenin eğri oturup doğru konuşmaya niyeti yoktu.
Kendisini imanı kurtarmakla görevli addeden ulema, bu tür geçici bir stratejiyi yürürlükte tutmakta hiçbir beis görmüyor ve müslüman halkın imanını kurtarmak için Bilim kefesine -bu tür beceriler vasıtasıyla- ağırlık verilmesine hoş nazarla bakıyordu ki hâlen de bu kanaati sahiplenen çevrelerin çokluğu düşünce dünyamızı köreltmeye devam etmekte ve bu nedenle Kur''an''ın bilgi tasavvuru hakkında -onu mevcut bilimsel paradigmayla uyumlu hâle getirmedikçe- konuşamayan müslümanların, mevcut siyasal paradigmayla uyumlu hâle getirmedikçe Kur''an''ın siyasî tasavvuru hakkında konuşabilmeleri de mümkün olamamaktadır.
Şu halde, bu kekemelikten kurtulmak için, "düşüncelerimize İslâmî nitelik kazandıran şeyin ne olduğu?" suâline, bir an evvel iknâ edici bir cevap bulmalı değil miyiz?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.