
Milyonlarca Türk''ün kendi dinî kitaplarını anlamayarak okumaları büyük bir noksan idi. 315 [1897] senesinde herkesin anlayabileceği bir lisanla hurafâttan âri bir tefsir vücûda getirmeye azmetmiştim!"
Seyyid Süleyman Tevfik el-Hüseynî''nin 1927''de yayımlamış olduğu bir Kur''an çevirisinin girişinde sarfettiği bu sözler, -dikkat edilecek olursa- bize "Çağdaş İslâm Düşüncesi''nin en temel iki karakteristiğini veriyor: a) Herkesin anlayabileceği bir lisan; b) hurafât''tan âri... [Seyyid Süleyman Tevfik el-Hüseynî, "Kenz''ul-Havass", "Kenz''ül-Esrâr", "Yıldıznâme-i Hüseynî", "Tefe''ülnâme-i Hüseynî" gibi keyfiyet-i celb u teshire dâir o meşhûr hurafe (!) kitaplarının müellifidir.]
Gerçekten de son birbuçuk asırdır yazılan İslâmî eserlerin kahir ekseriyeti hem "halkın anlayabileceği bir lisan''la, hem de hurafâttan arındırılmış bir sûret''te kaleme alınmış olup; biri "şekl"e, diğeri ise "muhteva"ya ilişkin bu iki husûsiyeti hâiz bulunmayan eserlerin sayısı günümüzde yok denecek kadar azdır.
"Halkın anlayabileceği lisan"dan murad, pek tabiidir ki Türkçe ve fakat halk Türkçesi idi. Nitekim kültürümüzü Arapça ve Farsça''dan; dilimizi ise Arapça-Farsça kelime ve terkiblerden arındırma ameliyesine girişenlerin dillerinden düşürmediği bu deyişin, Tanzimat, II. Meşrûtiyet ve Cumhuriyet sonrasında çıkarılan kitap, gazete ve mecmualarda sıkça tekrarlandığını görmek mümkündür. Öyle ki o zamanlar kalemi eline alan herkes "halkın anlayabileceği lisan"la yazmaktan dem vuruyor ve böylelikle ilim dili ile halk dili arasındaki farkın ortadan kalkıp gazeteci-yazar sınıfının fikir ve kültür hayatımızın tepesine çıkması kolaylaşıyordu.
Geçen bu süre içerisinde dilimiz gerçekten de yabancı kökenli sözcüklerden ayıklanmış/arındırılmış oldu mu? Elbette olmadı! Bilakis bu sefer dilimizi Fransızca ve İngilizce sözcükler istila ettiler ve öncülerimiz şalvarlarımızı çıkartıp bizlere blue-jean giydirdiler. Nitekim "Halkın anlayabileceği lisanla yazmak" veya "Dilimizi yabancı sözcüklerden arındırmak" ya da "Dini ulemanın elinden kurtarıp halkın anlamasını sağlamak" iddialarının mahzâ bir yalandan ibaret olduğunun en büyük delili, fikir ve kültür hayatımızın hâl-i hazırdaki seviyesidir. (İlahiyat fakültelerinde dahî Batı dili bilenlerin Arapça veya Farsça bilenlere tercih edilmesinin sebebi ne ola ki?!)
"Hurafâttan âri" tâbirine gelince... Bir düşünelim bakalım, bu söylemin sahipleri böyle bir ifadeyle ne demeye çalışıyorlar ve dini hurafelerden arındırmak sloganıyla acaba neye/nelere karşı savaş açmış oluyorlardı? Bu sloganın hayata geçirilmesi uğrunda harcanan onca emeğin siyasî, ictimaî ve fikrî neticeleri neler oldu? İslâm âlemi bu mücadelenin faturasını nasıl ödedi? Hurafâttan Hakikate başlıklı kitaplar ve makaleler yazmakla geçen o uzun sürenin sonunda hakikat''e ulaşılmış oldu mu?
Bu tür suâllere sizin nasıl cevap vereceğinizi bilemiyorum; daha doğrusu, böyle bir suâli ciddiye alıp almadığınızdan dahî emin değilim. Benim neslimden olanların durumunun, bu yazıyı okumaya tahammül edebilen gençlerin durumundan farklı olduğunu sanıyorum. Çünkü bizim neslimiz, bu tür suâllere cevap aramaktan ziyade, hergün karşılarına dikilen açık bir cevabın hangi suâle karşılık geldiğini aramakla vakit geçirdi; başka bir deyişle, cevap ortadaydı ve fakat bu cevabın ne tür bir suâlin karşılığı olduğu bilinmiyordu.
Elimizdeki cevap, seleflerimizin -hem de düşmanlarıyla birlikte- hurafelerden kaçmak ve dini hurafelerden arındırmak adına kendisine doğru yöneldikleri hedefin ta kendisiydi. Benim neslim, onların ulaşmak istedikleri noktada dünyaya gözlerini açtı. Onların zaferini (!) kutlamak bize düşmüş, başladıklarını bitirmek bize nasip olmuştu. Onlar Batı''dan gelen seyl-i hurûşan''a kapılmışlar ve fakat bu selin hangi yatakta son bulduğunu görememişlerdi.
Biz ise uzun bir süredir -bâhusûs son yirmi yıl boyunca- bu yatağın içinde yuvarlanıp duruyoruz. Gelinebilecek yere çoktan geldik ve en nihayet hepimiz halkın lisanıyla inşâ edilip aydınların marifetiyle hurafelerden arındırılmış bir dinin mensûbu olarak idame-i hayat ediyoruz. [Binaenaleyh aranızda, yukarıdaki suâlleri ciddiye alan ve cevabını arayan birileri çıkarsa şayet, kendilerini çok yormasınlar ve zihinlerinde yaşattıkları dinin husûsiyetlerini şöyle bir gözden geçirsinler: acaba dinlerinde artık herhangibir hurafeden (!) eser var mı?]
Sözün özü, dini hurafelerden arındırmak iddiası, esasen "devleti ve toplumu dinden arındırmak" anlamına geliyordu ve bu projenin gerçekleşmesinde en büyük rolü, ne gariptir ki yine İslâmcıların kendileri üstlenmişlerdi. Harbi kaybetmemizin tek sebebi işte bu! Muharebeye gelince, Yusuf ile kardeşini aramaktan aslâ vazgeçemeyiz; zira umutsuzluk, gâvurlara yaraşır bir haslettir!
Sahillerin haşarı çocuklarına not: "Hakikat ve Hurafe" en nihayet geçen hafta neşredildi.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.