Bir süredir sağlık sorunları nedeniyle uzak kaldığım yazılara, Sumud Filosu’ndaki aktivistlerimiz bir kez daha kaçırılınca yeniden başlamam gerekti. Bu arada boyun fıtığı ameliyatı oldum. Öncesi hayli ağrılı geçti. Yeşil, kırmızı reçeteli ilaçlar, iğneler… Tek çözüm ameliyattı; oldum, kurtuldum. Şükürler olsun. Sol kolum ve parmaklarım henüz ritmini bulmasa da bu yazıyı yazabilecek ferahlıktayım. Sumud filosu ikinci kez yola çıktığında “ Gitmek mi zor, yoksa kalmak mı? ” sorusu gelip bana da çatmıştı.
Bir süredir sağlık sorunları nedeniyle uzak kaldığım yazılara,
Sumud Filosu’ndaki aktivistlerimiz bir kez daha kaçırılınca
yeniden başlamam gerekti.
Bu arada boyun fıtığı ameliyatı oldum. Öncesi hayli ağrılı geçti. Yeşil, kırmızı reçeteli ilaçlar, iğneler… Tek çözüm ameliyattı; oldum, kurtuldum. Şükürler olsun. Sol kolum ve parmaklarım henüz ritmini bulmasa da bu yazıyı yazabilecek ferahlıktayım.
Sumud filosu ikinci kez yola çıktığında “
Gitmek mi zor, yoksa kalmak mı?
” sorusu gelip bana da çatmıştı. Meslek icabı gitmek hem gönüllülük hem de mecburiyetti. Benim için kolay olan buydu. Ancak ilk defa, haberin tam ortasında yine “meslek icabı” kalmayı seçtim ve şimdi zorluğunu tecrübe ediyorum.
Üstelik ailelerle dertleşmek gibi bir mesuliyet de yüklendim. Zor gerçekten… Beklemek de başka bir yük. Elbette Sumud ile gitmek; kaçırılmak, hapse konulmak, İsrail’le burun buruna gelmek demek. Haliyle kolay değil. Ama o anların içinde insanı ayakta tutan başka bir şeyler var:
Cesaret, metanet, sabır, gayret ve moral
bir arada yükleniyor sanki insana.
Kendimi annemin, eşimin, çocuklarımın, arkadaşlarımın yerine koydum. En zor anlar, ilk saatler oluyormuş. Haber alınamayan, isimlerin teyit edilemediği, telefonların çıldırdığı saatler… İnsan o anlarda, bir limanın çıplak betonunda mı yoksa evindeki koltukta mı daha çaresiz olduğunu kestiremiyor.
Önceki gece Türk aktivistlerin ailelerinin olduğu grupta, Aşdot sürecini anlattım. Limanın nasıl bir yer olduğunu, önce teknelerden indirilip sonra bekleme alanlarına sevk edildiklerini, kayıt ve arama süreçlerini, saatler süren belirsizliği…
Benzer süreçleri, 8 ay önce yaşamış biri olarak biliyorum; ilk saatler karmaşık geçse de aktivistler zamanla birbirlerini toparlıyor. Birinin morali düşünce diğeri ayağa kaldırıyor. Tecrübeli isimler yeni gelenlere neyle karşılaşacaklarını anlatıyor. Belirsizlik dağıldıkça korku da çözülüyor. Galiba en zor kısmı da bu yüzden kalanlar yaşıyor. Çünkü içeride insan neyle mücadele ettiğini görüyor; dışarıda ise sadece ihtimallerle savaşıyorsunuz.
Kalanlara bin selam olsun.
Kapı gibi durmak, “ben buradayım” demek, Gazze mücadelesinin nöbet çizelgesine zaten yazılmaktır.
Biz gidenlere dönelim. İsrail’in belki de en anlayamadığı bu “gitmeler” aslında. O teknelerin nasıl bir korkulu rüyaya dönüştüğünü, Akdeniz’de açık sularda iki gün süren kovalamacada gördük. Çünkü mesele birkaç aktivistin denize açılması değil artık. Şu net: İnsanlar korkarak değil, bilerek gidiyor. Aşdot’u biliyorlar, hücreleri biliyorlar. Buna rağmen yine aynı teknelere biniyorlar. İşte İsrail’in hesaplayamadığı da tam olarak bu irade. Normal şartlarda -ya da İsrail’e göre- korkunun sindirmesi gereken insanlar, Gazze söz konusu olduğunda devleşiyor. Kaçırılan her filo, bir sonrakinin hazırlıklarını başlatıyor. Aktivistler geri döndükçe “
” korkusu değil, “
bir dahaki sefere nasıl daha güçlü gidilir?
” sorusu konuşuluyor.
Belki de bu nedenle Sumud artık bir filo değil,
insanlığın Gazze ile bütünleştiği ruh hâli oldu.
Limanlarda, havaalanlarında, çöl yollarında birbirini bulan insanların ortak vicdanı Sumud.
Baksanıza Siyonist İsrail, medyasını arkasına alarak son teknoloji savaş gemileriyle korku üretmeye çalışıyor, diğer tarafta ise sivillerin dişinden tırnağından artırarak temin ettiği küçücük teknelerde Gazze’ye biraz daha yaklaşmanın hesapları yapılıyor.
Bütün bu tablo bize şunu gösteriyor:
İsrail artık teknelerle değil, o teknelerin taşıdığı büyük anlamla savaşıyor
. Çünkü Gazze bir şehir olmanın ötesine geçti; vicdanı ve cesareti olan herkesi kendisine çağırıyor.
Ama şu bir gerçek ki, Gazze meselesinde asıl kaybedenler; çıkarlarına teslim olanlar ve korkuya teslim olup geri çekilenler olacak.
Son olarak; kardeşim, meslektaşım ve çalışma arkadaşım
da kaçırılanlar arasında. Bir akşamüzeri masasına yaklaşıp usulca, “Ümmü, Sumud Filosu yeniden çıkacak. Gitmek ister misin?” diye sorduğumda hiç düşünmeden “Abi isterim tabii” dedi. Sonrasında beni de gitmeye ortak etti aslında. Barselona’dan bindi.
GZT’nin deneyimli saha muhabiri Ümmü Gülsüm
. Birlikte çok fazla habere gittik. İş tutuşunu iyi bilirim. Tertemiz geçer haberlerini.
Sumud’a gitmesi onu tanıyanları hiç şaşırtmadı.
Günlerce bozuk bir teknede, gazeteciliğin dışında dümene geçmek dahil birçok işi yaptı. Cesaretini, azmini, uyumluluğunu gösterdi. Bazı insani zorlukların üstesinden gelme fedakarlıklarını yansıtmak istemese de biliyordum. Ben onu teselli etmek isterken, o bana moral vermeye kalkıyordu artık. Son akşam yazıştık. Kritik saatler başlıyordu. Bol bol uyumasını söylemiştim.
Nasıl diyeyim; şimdi “
” bekliyorum. Sağ salim dönecekler inşallah.
İnsan bazen giderek, bazen de kalarak yazılıyor bu hikâyeye. Gazze ise herkesi,
imtihan ediyor.
#Sumud Filosu
#aktivist
#İsrail
#kaçırma