Yazarlar Afrinde ölenler şehit değil mi?

Afrin’de ölenler şehit değil mi?

Faruk Beşer
Faruk Beşer Gazete Yazarı

Cuma gecesi televizyonda Prof. Cağfer Karadaş ve Yrd. Doç. Dr. Yasin Pişgin beylerle yaptığımız konuşmada kendi söylediklerimin özetini vermek istiyorum.

Şehitliğin çokça konuşulduğu ve muhtemelen çokça yaşandığı bugünlerde şehidin kim olduğunu bilmek de önem kazanıyor.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Faruk Beşer : Afrin’de ölenler şehit değil mi?
Haber Merkezi 04 Şubat 2018, Pazar Yeni Şafak
Afrin’de ölenler şehit değil mi? yazısının sesli anlatımı ve tüm Faruk Beşer yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Önce kelime anlamından başlayalım.

Şehit ve şahit kelimeleri aynı kökten ve yaklaşık aynı anlamdadır. Bir şeye şahit olma, görme, muttali olma demektir. Ancak kalıbı itibariyle ‘şehîd’ kelimesi, görmenin ve muttali olmanın, şahide göre daha kalıcı ve sürekli olduğunu anlatır. Demek ki, şehidin sürekli müşahede ettiği bir manzara vardır. Bu da muhtemelen bizim göremediğimiz ama onların gördüğü ilahî nimetlerdir.

Şehitlik dini bir kavramdır bu dünyadan çok öbür dünya ile alakalıdır. Bu sebeple asgari dürüstlük, o dünyaya inanmayanların şehit adını ve şehitlik payesini kullanmamalarını gerektirir. Demokrasi şehidi, laiklik şehidi, devrim şehidi olmaz. Hem öbür âleme inanmayacaksınız, hem de böyle ulvi bir duygu ile kendi batılınızı teşvik için insanları motive edeceksiniz, bu ikiyüzlülük olur.

Şehit Allah’ın katında alacağı sevap, ya da dünyada uygulanacak ahkâm bakımından iki çeşittir. Mesela birisine Allah katında şehitlik payesi verildiğini biz bilmeyebilir ve onu şehit saymayabiliriz, ama o gerçekte, yani Allah’ın hükmünde şehit olabilir. Aksine, birisini biz kendi ölçülerimizle şehit sayar ona şehit muamelesi yaparız ama o Allah katında böyle olmayabilir. Biz zahire, yani görüp bilebildiklerimize göre hüküm veririz, nihai hüküm Allah’ındır. Bu sebeple hiç kimsenin Allah katında kesin olarak şehit sayıldığını bilemeyiz. Çünkü bu büyük ölçüde savaşanların niyetleriyle de alakalıdır.

Ama dinin işte açık ölçüleriyle şehidin Allah yolunda savaşırken öldürülen mümin olduğunu biliriz. Resulüllah’a, peki ‘Allah yolu’nda olan kimdir, diye sorulduğunda, ‘Allah’ın sözü, yani hükmü, nizamı, kanunları en yüce olsun diye savaşandır’ buyurur.

Dikkat edilirse burada savaşan taraflardan birinin kâfir ya da Müslüman olma şartı zikredilmemiştir. Yeter ki, savaşırken ölen kişi mümin ve de kendi ölçüleriyle Allah için savaşıyor olsun. Bu açıdan bakıldığında mesela Türkiye demokratik ve laik bir ülkedir, onun ordusunda savaşırken ölen birisi şehit olamaz demek mutlak anlamda doğru değildir. Sözgelimi bir asker şöyle düşünüyor olabilir: Türkiye en azından pek çok müçtehide, mesela İmam Şafii’ye göre bir İslam ülkesidir, halkı Müslümandır, yöneticileri, Müslümandır. Ayrıca şu anda burada İslam’ın büyük ölçüde yaşanabilme imkânı vardır, her geçen gün din özgürlüğünün önü biraz daha açılmaktadır. Türkiye dünyanın farklı bölgelerindeki mazlum Müslümanlara yardım ediyor. Türkiye’nin ekonomik ilerlemesi bir yana, İslamî duyarlılığı sürekli artıyor, İslam medeniyetini yeniden canlandırma yolunda sürekli ilerlediği için hedef ülke haline gelmiş durumda. Sebebi belli bu düşmanlıklar engellenmezse geri gideriz, mazlumların ümidi olmaktan çıkarız. İslam’ı bugün olduğu kadar bile yaşayamayız. O halde ülkemizi Allah için savunmamız gerekir. İslam adına yaşanan olumsuzlukları da ancak bu yolla ve her bakımdan güçlenerek kademe kademe azaltıp bir gün tamamen ortadan kaldırabiliriz…

İşte bunları ya da bunlara yakın düşünceleri yaşarken niyeti, dinini, ülkesini, vatanını, ırzını, namusunu ve onurunu Allah için korumak olan, bu sebeple savaşan mümin bir askerin Afrin’de ya da başka bir cephede vurulması onu gerçek anlamda şehit yapar. İşin hakikatini bilen ise sadece Allah’tır. Biz insanların niyetlerini bilemeyiz. O halde askerin bu duygularla bilinçlendirilip motive edilmesi de önemlidir ve gereklidir.

Dini ahkâm açısından biz şunu da biliyoruz. Resulüllah Efendimiz (sa) asabiyet, ırkçılık yani kavmiyetçilik adına savaşanların, bizden olmadıklarını ve savaşırken ölürlerse cahiliyet ölümüyle ölmüş olacaklarını haber veriyor. Cahiliyet ölümü şirk üzere ölümdür. Biz Çanakkale’de, İstiklal Harbi’nde, Yemen’de, Filistin’de, Kûtü’l-amara’da ırk olarak değil, millet olarak, Türk, Kürt, Arap, Laz, Boşnak… hep beraber Allah için savaştık. Şimdi karşımızda İslam’ı tamamen reddeden ve bu özellikleri sebebiyle İslam’ı boğmak isteyenlerce de desteklenen kavmiyet savaşçıları var. Dolayısıyla sadece Kürtlük adına savaşanlar da, sadece Türklük adına savaşanlar da Resulüllah’ın bu beyanına muhataptırlar. Bu uğurda ve bu niyetle ölenlerin şehit olduğunu söyleyemeyiz.

İslam’ın şehitliğe bakış açısı budur. Başkaları başka türlü düşünebilir.

Bitmedi.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.