
Yetmiş yaşında. Çocukluğu arpa ekmeğine buğday ekmeğinin katık edilerek yaşandığı yokluk yıllarının hikâyesi ile dolu. Hayat hikâyesi sıradan bir anlatımın kaldırmayacağı bir zenginlik taşıyor. Bir başarı hikâyesinin giriş bölümündeyiz diye düşünüyorsunuz. Değil oysa. Anlatacağım daha doğrusu anlatmayı başaramayacağım hikâye bir endişe hikâyesi.
Yokluğu gençliğinde, varlığı kırkından sonra görmüş hocamızın.17 Aralık sabahından bu yana ağladığını söyledi ortak dostlarımız. Geceleri uyumadığını vaktinde bir borcum vardı da ödemedim belki diyerek tek başına vatan bekleyen nöbet eri gibi söz oruncuna niyet edip sadece ibadet ettiğini söylediler.
"Hoca"nın hikâyesini duyunca belki onun kadar endişelenmediğimiz için bütün bu olanlarda bizim de suçumuz var diye düşünmemiz gerekiyor dedim.
Yenilgimizin hikâyesi hayatı zaruret miktarı yaşamaktan vazgeçtiğimiz anda başladı belki de.
Bütün bu olanlarda benim suçum nedir sorusunu sormanın zamanı geldi de geçiyor. Nelere buğz ettik. Neleri savunduk ve nelerin derdiyle yandık. Bizim sınav sorumuz tam da bunlardır.
"Söz oruncuna niyet etmiş hoca"nın hikayesi hangi çağrışımın iziyle olduğunu asla kestiremediğim şekilde Antwone Fisher filmine götürdü beni.
Film gerçek hayat hikâyesinden uyarlanmış. Fisher isimli genç siyahî adam hayatı boyunca kendisini terk eden annesini arar. Filmin sonunda annesini bulduğunda şöyle der: "Yüzlerce kitap okudum. Şiir yazıyorum. Resim yapıyorum. Dünyayı gezdim. Ülkeme hizmet ettim. Uyuşturucu kullanmadım. Sigara bile içmiyorum. Ben iyi bir adamım. Beni hiç merak etmedin mi?"
Anne hayatının en zor sorusuna cevap vermemek için kendini tutar. Fisher odadan çıktıktan sonra sorunun cevabı yanaktan süzülen gözyaşıdır.
Bütün Türkiye"yi yani Türkiye"nin kalbi olanlar cumhuriyetini Fisher karakterinin içine sığdırıyorum. Benim için siyasi görüş ayrılıklarının bir önemi yok. Gündelik hayatın içindeki ahlaki duruşu ile yakınım yakın olduklarıma, ya da riyakarlığı yüzünden uzağım sırt sırta yan yana durmam gerekenlere.
Türkiye"nin kalbi olanlar cumhuriyetinin bütün fertlerine gönülden bağlıyım. Çünkü kalbi olanlar cumhuriyetinin tebaası sayesinde kurabiliyorum, kurumayıp yavaş yavaş yeşeren cümlelerimi: Hatamız, kusurumuz çoktur kabul. Ama bizler iyi insanlarız. Yani içimizdeki iyilerin varlığı ile iyi insanlarız. Bütün dünyaya Türk tipi yardımlaşma kavramını kazandırmak üzereyiz mesela. Bize bir "Hadi" diyen olduğunda elimizdekini avucumuzdakini veriyoruz. Hadi diyen olduğunda yollara düşüyoruz. Hadi diyen olduğunda geceyi gündüze ekliyoruz. Dört bir yanımızdan yardımlaşma çalışmalarının haberi geliyor. İlaçlar, giyecekler, yiyecekler toplanıyor. Ve bunları daha ziyade kadınlar, genç kızlar, delikanlılar yürütüyor.
Dünyanın en yardımsever ülkeleri arasında ilk dörde girdik. Sıralama şöyle: ABD, AB, İngiltere ve Türkiye.
Tekrarlayacağım. Biz temelde kötü insanlar değiliz. Nereye kadar... Para bizi bozuncaya kadar.
Bizler temelde iyi insanlarız. Nereye kadar? Hadi hadi, daha daha temposu eşliğinde şeytanın tuzağına düşünceye kadar.
Ne geldiyse başımıza biraz daha biraz daha hep bana hep bana anlayışından geldi.
Ölçümüz şuydu:
Şeriat: Seninki senin benimki benim
Tarikat: Benimki senin seninki benim
Hakikat: Ne seninki senin ne benimki benim.
Modern dünyanın ölçüsü:
Kapitalist/Müteşebbis: Benimki benim seninki de benim.
Bizler iyi insanlarız aslında. Lakin sorun şu: Sistem eleştirisi yapmadan iyi insan olmayı nereye kadar sürdürebiliriz? Kapitalist/müteşebbis ölçüyü kullanarak iyi kalabilir miyiz?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.