"Dünya"nın şoförleri ile Türkiye"ye dair muhabbet…

00:0021/08/2013, Çarşamba
G: 9/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

Bütün hikâyeler sondan geriye doğru yazılır. Uzaklaştıkça görüş mesafesi artar.Şikago O"Hare Havalimanı"ndan Meksikalı bir taksi şoförü ile ayrılıyoruz (14 Haziran 2013). Kalem gibi parmakları "beyaz yakalı" olduğunu ama taksi şoförlüğü yaptığı izlemini uyandırıyor. Kendimi ikaz ediyorum. Hele dur. Acele etme. İlk izlenim her zaman doğru olmayabilir.Taksi şoförleri, bütün kültürlerde aynı hızlı iletişim diline mi sahip? Yoksa benzerliğin dili, Meksikalılar ile yakın tarihimizin ortak dönüm noktalarında

Bütün hikâyeler sondan geriye doğru yazılır. Uzaklaştıkça görüş mesafesi artar.

Şikago O"Hare Havalimanı"ndan Meksikalı bir taksi şoförü ile ayrılıyoruz (14 Haziran 2013). Kalem gibi parmakları "beyaz yakalı" olduğunu ama taksi şoförlüğü yaptığı izlemini uyandırıyor. Kendimi ikaz ediyorum. Hele dur. Acele etme. İlk izlenim her zaman doğru olmayabilir.

Taksi şoförleri, bütün kültürlerde aynı hızlı iletişim diline mi sahip? Yoksa benzerliğin dili, Meksikalılar ile yakın tarihimizin ortak dönüm noktalarında mı kayıtlı?

Meksikalı şoför yola koyuluşumuzun üçüncü dakikasında A. ile sohbete başlıyor. A. ilk başlarda tutuk. Bizimle konuşmayı tercih ediyor. Fakat Meksikalı sanki bir Türk ile söyleşi yapmayı ev ödevi olarak almış öğrenci heyecanıyla, ard arda sıralıyor sorularını.

-Türkiye sahiden o kadar karışık mı? Sahiden/gerçekten medyanın gösterdiği gibi mi?

Bu soru benim için hem o kadar şaşırtıcı hem de o denli umut verici.

A. Taksim olayları için çok kederleniyor olmasına rağmen, kederini kendine saklıyor ve bilirsin medya her şeyi biraz daha büyütür diyor.

Meksikalı şöfor ortak bir kodu paylaşıyor olmanın samimiyetini yaşıyor tam o an. Bilirim diyor medya her yerde MEDYADIR!

Kendinden bahsediyor. Daha doğrusu kendisindeki Türkiye"den. Şimdiye kadar tanışmış olduğu Türklerle ilgili anılarını döküyor ortaya. Geçen hafta bir Türk kızını götürdüm diyor. Dönüyordu. Alışamamış. Ankara"yı çok özlemiş. Ankara çok güzel bir yer mi?

Ne cevap versin A.!

Güzellik bazen orada bıraktığımız hatıraların izinden yüz bulup bizi istila eder diyemez ya. İstanbul kadar güzel değil diyor.

İstanbul"u biliyorum diyor Meksikalı. İstanbul başka.

İstanbul başka. Çok başka.

A."nın şehirler üzerine konuşmaya meraklı olmadığını anlayınca başka bir bahis açıyor. Açtığı bahislerden eşinin Güney Afrikalı olduğunu, kızının futbol oynadığını, futbolu bırakma kızım bu senin üniversite şansın dediğini… Öğreniyoruz.(Futbolun bir genç kıza üniversite için şans olması? Amerikan rüyası!)

Meksikalı neşeli bir adam. Lakin neşesinde beni şaşırtan bir şey var. Sanki neşeli taksi şoförünü oynayan ünlü bir artist gibi.

Bu izlenimi nereden ediniyorum? Üzerinden haftalar geçince anlıyorum. Kocaman gülümsemesinden. Amerika"da sınıf göstergesi kocaman bir gülümseme. Her hafta dişçiye gidildiğini ispat edecek bir gülümseme.(Belki bunu bilahare tekrar anlatırım.)

Şikago"da ikinci taksi deneyimimiz Hintli-Pakistanlı olduğunu tahmin ettiğimiz şoför ile oldu. Konuşmadı. Konuşmadık. Telefonu çaldı. Selamun aleykum diye açtı.

En suskun taksi şoförü idi. Kim bilir hangi derdin ıstırabından yorgun. Selam vermedi. Selamını alamadık. Sohbet konusu açmadı. Sesi kulağımıza değmedi tamam. Ya kederi. Kederi de yüreğimize değmedi mi?

Bazen verilmemiş, verilememiş selamların içinde durmadan tekrarlanan bir duanın kaldığını tecrübe etmiş olduk.

Üçüncü taksi şoförü bir Sudanlı idi. Nasıl cana yakın. Nereli olduğumuzu sordu. Türkiye"den deyince, Fatmagül, Beren Saat diye bir sohbete başladı. Bir taraftan Türk dizileri hakkına konuşuyor bir taraftan da geçmekte olduğumuz yol hakkında bilgi veriyordu. Burası Şikago"nun en yüksek binalarının olduğu yer. Burası müzelerin bulunduğu alan.

Mısır"da darbe yapılmamıştı henüz. Eskiden Mısır dizilerinin izlendiğini ama artık hep Türk dizisi izlediklerini söylüyordu.

Taksisindeki yolcu değil de Şikago"daki misafiriymişiz gibi davranan Sudanlı şoföre dua ederken buluyorum bazen kendimi.

II-

Şikago"da taksi pahalı. Aynı İstanbul"da olduğu gibi; yolu bilmediğinizi anlayan şoför, sizi varılabilecek en uzak yollardan hedefinize ulaştırarak kendisi için kârlı sizin için cep yakan bir tarife ortaya koyabilir.

Şikago"da toplu taşıma araçları gayet rahat. Yeşil, kırmızı, mavi, turuncu, pembe, kahverengi, mor hatlar üzerinden trenler akıp geçiyor. Ama hatlar sanki bir yerden bir yere gitmek için ayarlanmış. Bir yerden her yere kısa bir sürede rahatlıkla ulaşmak mümkün değil.

1940"lı yıllardaki filmlerden aşina sarı otobüsleri gördük dersem inanırsınız değil mi? Okul otobüsleri hala aynı. O filmlerden aşina olduğumuz sarı otobüsler.

İlk zamanlar inanmakta güçlük çektiğim zihnimin bir tarafını daima meşgul eden durum şu idi: Belediye otobüslerinde sadece Asyalılar ve Afro –Amerikanlar var. Biraz da Hispanikler. Londra"ya gitmiş hiç İngiliz görmeden geri gelmiş olan ben Şikago"da hiç beyaz Amerikalı göremeden geri (mi) dönecektim.

Beyaz Amerikalılar, Mişigın Bulvarı"nın(Magnificent mil), Büyülü Yol"unda (Magnificent Mile) çıkıyor karşımıza. Buradakilerin turist olmadığını nereden anlayacağız?

Birkaç gidiş gelişten sonra anlamaya başladım.

Elinde Amerikan Girl olan kız çocukları ve yanlarındaki büyükanneleri ya da anneleri Amerikalılığı temsil ediyor. Amerikan Girl tam da Amerikan ailesinin "şımarıklığını" temsil ediyor.

Dünyanın gidişatını daha doğrusu kadınların akıbetini bir müddet kadın bedenli Barby bebekler üzerinden okumuştuk. Akıbetin izini bu defa Amerikan Girl oyuncakları üzerinden okumak gerekiyor.