
Sayın T. Alkan, bankaların batması ile şeriatçı olmam arasında ilişki kuran bir yazıya cevaben kaleme aldığı yazısında, Jet-Pa ve İhlas örneklerini zikrettikten sonra şöyle diyor: "Ekonomide de laiklik geçerli olmalıdır. Nasıl ki dini siyasetle karıştırmak hem din açısından, hem de siyasal yaşam açısından olumsuz sonuçlar veriyorsa; dini ekonomiyle karıştırmak da, aynı derecede olumsuz sonuçlar vermektedir. Siyaseti de, ekonomiyi de işlevsel rasyonellikle bağdaşmayan yollara yöneltmekte, asıl işlevinin dışına taşırmaktadır. Bu tür sapmalar kısa dönemde keyif verici olabilir, geçici başarılarla süslenebilir, fakat uzun dönemde sıkıntılara yol açmaları kaçınılmaz olur. Faizin dini gerekçelerle reddedilmesi, ekonomik rasyonelliği engelleyen unsurlardan birisi oldu. Faiz, yalnız İslam''da değil, Hıristiyanlık''ta ve Musevilik''te de yasaklanmıştı. Ama işlemedi. Sırf dini (veya dine dayalı ideolojik) nedenlerle faizi yasaklamaya çalışmanın bazı olumsuz etkileri olacaktır. Nitekim sadece dinlerde değil, Marksist anlayışta da (kapitalist sistemin bir ürünü olan ve sömürü aracı olarak görülen) faize iyi gözle bakılmadı. Sovyetler Birliği''nin ekonomik yapılanmasında faiz öngörülmedi. Fakat, faize dayanmayan kredilendirme siyaseti, rasyonel ve verimli olmayan yatırımlara yol açtığı için ekonomiyi kısa dönemde içinden çıkılmaz darboğazlara sürükledi. Faiz, paranın fiyatıdır. Bedava aldığınız bir şeyi rasyonel kullanmanız için fazla bir neden kalmaz."
"Diğer dinlerde ve komünizm gibi ideolojilerde faiz yasağı tutmadığı, ekonominin işleyiş ve gelişmesine zarar verdiği gibi İslam''da da tutmaz, hem dine, hem ekonomiye zarar verir" şeklindeki karşılaştırmalı hükme bazı itirazlarımız olacaktır:
1. Hristiyanlar dinlerine bağlı olarak faiz yasağına dayalı bir sistem geliştirdiler de başarılı olamadılar demek mümkün değildir; onlar dini sosyal ve ekonomik hayatlarından, önemli ölçüde uzaklaştırdılar, laikliği ve sekülerliği tercih ettiler.
Yahudiler''de faiz, kendi aralarında alınıp verilmez. Eldeki Tevrat''a göre başkalarından (Yahudi olmayanlardan) alınabilir. Yahudiler bu ayrımcılığa dayanarak faizcilik yoluyla başkalarının iliğini, kemiğini kurutmuşlar, tefeciliğin lideri olmuşlardır.
Komünizmde başarısızlığın sebebi, faiz yasağında değil, üretim araçlarının mülkiyeti, artık değer, adaletin eşitlikle bir tutulması gibi "işlevsel rasyonelliği" olmayan düşünce ve tutumlarda aranmalıdır. İslam bu konularda ekonominin işlemesini ve insani ölçüler içinde gelişmesini engelleyecek bir kural getirmemiştir.
2. "Bu tür sapmalar kısa dönemde keyif verici olabilir, geçici başarılarla süslenebilir, fakat uzun dönemde sıkıntılara yol açmaları kaçınılmaz olur." cümlesindeki "sapma" nitelemesine katılmıyoruz. Faiz yasağını benimseyen sistemlere göre faizcilik bir sapmadır. Başarısızlığa örnek gösterilen ve buradaki hükme temel kılınan uygulamalar, işlerini faizsiz yürüttükleri için değil, hem ekonominin hem İslam''ın öngördüğü, başarının şartı kıldığı kurallara uymadıkları, tedbirleri almadıkları için başarısız olmuşlardır. Ayrıca "yeşil sermayeye" karşı takınılan tavır ve alınan tedbirler de olumsuz sonuçlara katkı sağlamıştır. Faizci şirketlere ve bankalara para aktaranlar, faizsiz çalışanları batırmak için ellerinden geleni artlarına koymamaktadırlar. Bu ülkede yıllardır faize bulaşmadan işini rasyonel ve verimli bir şekilde yürüten şirketler, teşebbüsler vardır, uzun dönemde de sıkıntılara yol açacaklarına dair bir emare mevcut değildir. Faizciliğin başımıza açtığı sıkıntılara gelince, bunu görmemek için ideolojik körlük şartı vardır.
3. Faiz paranın fiyatıdır, ama karşılığı yoktur, o fiyatı taahhüt eden, kârını bırak faizi bile kazanamayabilir. Onca emeğe, alın terine, fikir çilesine rağmen faizli kredi ile yaptığı işten, kârı bırakın faizi kazanamayan müteşebbisten faiz talep etmek hem ahlaka hem de ekonominin tabîî işleyişine aykırıdır. Faizli kredi alanlar, en azından faizi ödeyebilmek için, ülke yararına değil, belli zamanda belli kâra yönelmektedirler, bu da ekonominin normal seyrini ve dengesini bozmaktadır. Faizli kredi ile yapılan üretimin maliyeti şişmekte, devreye giren faiz yüzünden dar gelirliler ezilmekte, kullandıkları mal ve hizmetin bedelini öderken faizi de ödemek durumunda kalmaktadırlar.
Sayın Alkan, kâr-zarar ortaklığı ile sermaye bulanların "bedava buldukları parayı rasyonel kullanmaları için bir sebep bulunmadığını" söylerken mantık, psikoloji, sosyoloji ve ekonomiye gibi disiplinlerin verilerine ters düşüyor. a) Bedava bulunan paranın ile rasyonel kullanılmama arasında bir mantık bağı, bir ayrılmazlık ilkesi yoktur. b) Faiz ödeme mecburiyeti kadar kazanma ve kâr ödeme yükümlülüğü/zevki/arzusu da müteşebbisi kamçılar, kontrol eder. c) Kâr vaat ederek topladığı parayı rasyonel kullanmayan müteşebbis sosyal itibar kaybına uğrar; bunu göze alamaz. d) Müteşebbis üretmek ve kazanmak için sermayeye muhtaçtır, faizli sermayede büyük risk vardır, bu teşebbüsü engeller. Faizsiz, kâr beklentisine dayalı sermayede risk azalır, teşebbüs artar, bu da ekonomiye çok boyutlu rahatlık ve genişleme sağlar.
İslam faizi yasaklamıştır, Müslümanlar engellenmedikleri ve oyunu kendi kurallarının tamamına riayet ederek oynadıkları takdirde, faizsiz sistemde başarılı olurlar. Olağanüstü hallerde, iç ve dış rekabetin zorlaması durumunda "zaruret ilkesi" de devreye girer.
Amerika''da geniş ölçüde uygulanan risk sermayesi uygulaması da faize değil, kâra dayanmaktadır, hatırlatılır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.