Türkiye günlerdir fon soruşturması kapsamında ortaya çıkan tabloyu konuşuyor. Her geçen gün ortaya çıkan bilgiler ve isimler nedeniyle daha günlerce konuşacağız bu meseleyi.
2021 sonrasında hızla büyüyen bazı yatırım fonları, olağanüstü getiri algısı oluşturdu ve bu algıyla yüz binlerce yatırımcı birikimini bu fonlara yatırdı. Kapalı devre finansal döngüyle 2-3 yıl boyunca kâğıt üzerinde cazip ama gerçek karşılığı zayıf getiriler üretildi. Yeni para girişi zayıflayıp çıkışlar hızlanınca da fonlar geri ödeme yapamaz hale geldi ve sistem çöktü.
“Sistemi oluşturanların daha çok para kazanma hırsıyla mı hareket ettiği, yoksa Türkiye’nin ekonomisine yönelik bir tuzak mı kurulduğu?” üzerinde önemle durulması gereken bir soru!..
Ekonominin çalkantılı dönemlerinde küçük yatırımcı alternatif araçlar peşine düşer. Nitekim son 5 yıldır bunu bizzat tecrübe ediyoruz. Yüksek enflasyonlu dönemlerde insanlar paralarının değerini korumak için altına ve dövize yöneldiği gibi faiz, hisse senedi, fon ya da katılım hesabı ve tasarruf finansmanı gibi farklı yatırım araçlarını da tercih edebiliyor.
Bu arayışların en çok olduğu bir dönemde bugün konuştuğumuz fonlar yüksek ilgi görmeye başladı. Küçük yatırımcının bu arayışını, belli ki birileri daha çok kazanma hırsıyla hareket ederek, vurguna dönüştürmüş.
Kuralların dışına çıkan fon sahipleri, paraları başka yerlere aktarırken, koruma alanı, siyasi ve bürokratik kalkan oluşturmak için de küçük yatırımcıların paralarını, söz konusu siyasilere ve bürokratlara peşkeş çektirmiş. Tüyolar vererek 100 kat, 500 kat kazandırmış. Bu yüzden hem sistem çöktü hem de mesele ekonomik krizden siyasi krize dönüştü.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM için gittiği New York’ta bir yandan dünyadaki masum milletlerin meseleleri için mücadele ederken; ne yazık ki diğer yandan Türkiye’deki bu fon soygunu için mesai yapmak zorunda kaldı.
ERDOĞAN’IN YOL ARKADAŞIYSANIZ ALDIĞINIZ NEFESE DİKKAT ETMELİSİNİZ
İlk mesajı New York’ta beraberindeki gazetecilerle görüşmesinde verdi. Nereye dayanırsa dayansın sonuna kadar gidilmesi talimatını verdi. Türkiye’ye gelir gelmez konuyla ilgili mesaisini sürdürdü, önce Dolmabahçe’de kurmaylarını topladı, orada da kararlı mesajlarına devam etti. Ardından Bakanlar Kurulu toplantısının ardından aynı kararlılığı gösterdi, son olarak dün ilgili kurum ve kişilerle toplantı yaparak bir yol haritası oluşturdu.
Dünya büyük bir gerilimin içinden geçerken, Sayın Cumhurbaşkanı’nı böylesine bir konuda bu kadar çok mesai yapmak mecburiyetinde bırakanlar, bunun hesabını fazlasıyla vermeli.
Ahmet Hakan Coşkun da Adem Metan da yazdı. Türkevi’ndeki röportajın ardından Sayın Erdoğan, cebinden bir kâğıt çıkardı, o gün yapılacak programların listesi vardı. Biten her bir programın üzerine çentik attı. Saydım bizimle röportajı 8. sıradaydı, onun üzerine de bir çentik attı. Ama programı bitmemişti, bir program daha vardı. Döndü Hasan Doğan’a 9. programın içeriğini sordu. Yorgunluğu gözlerinden okunuyordu. Röportajdan sonra ABD’de yaşayan Türklerle bir araya geldiğinde ise yorgunluğundan eser kalmamıştı.
Zahmetsiz, emeksiz ve kısa sürede kazanılan paranın kimseye faydası olmaz. Tayyip Erdoğan’ın yol arkadaşı iseniz değil kazanacağız paraya, yürüyüşünüze ve nefes almanıza bile dikkat etmelisiniz.
FON İŞİNE KARIŞANLAR HESABI SORULARAK SİSTEMİN DIŞINA ATILMALI!
Erdoğan, BM kürsüsünde konuşmasına başlarken, “Bugün kalbimle kelamım arasına yine perde koymadan bazı gerçekleri burada açık açık ifade edeceğim” diyerek başladı. İşte böyle bir lidere siz kişisel hırslarınızla gereksiz mesai yaptırırsanız, dünya mazlumlarının da hakkını gasp etmiş olursunuz.
Soruşturmanın neticesini beklemeden, başkaları isimleri sızdırmadan, kim bu yanlışa tevessül ettiyse, gereğini yapsın. Bu mesele bir an önce mağdurların hakları teslim edilerek, ülkenin gündeminden çıkarılmalı. Buna alet olanlar da, hesabı sorularak, sistemin dışına atılmalı!..

