
Hurafe düşmanlarıyla ve avcılarıyla baştan yolumuzu ayıralım ki söz israf olmasın. Dostluk ve düşmanlık değil mesele; çünkü hurafe de hakikatin çocuğudur. Çocukla çocuk olmayalım, onu da ciddiye alalım…
Hurafe hakikatin çocuğudur, ama üvey çocuğudur, çünkü ''sonra''dan evlat edinilmiştir. Entelektüeller "Alevi kimliği" diyerek, bu kimliği açıklamak için çok farklı açıklamalar yapsa da, ortak noktada buluşmak zor değil: Alevilik, "acıların çocuğu"dur.
Kerbela''dan ''sonra'' doğmuş, Yavuz Sultan Selim''den ''sonra'' erken olgunlaşmış, Dersim''den ''sonra'' dünyada göreceği her şeyi görmüş, Çorum-Maraş-Sivas katliamlarından ''sonra'' saçına sakalına aklar düşmüş, gözyaşına kan karışmış, ''dede'' olmuştur.
Haklı olarak, hala masada kendilerine de bir yer verilmesini, hala insan yerine konulmayı, hala birazcık saygı gösterilmesini bekliyorlar. İnsan olana, isyan etmek için, bu duruma şahit olmak bile yeter. Bu konuda sonuna kadar haklıdırlar.
Bir konuda haklı olmak, her konuda haklı olmaya yetmez. Meseleye serinkanlı olarak yaklaşabilirsek, inançlarımızı karıştırmadan, bilgi konusu olarak verileri masaya yatırabilirsek, sapla samanın birbirine karıştığını görmek kolaylaşacaktır: Alevilerin acıları hakikat, ayrımları hurafedir. Tarihleri gerçek, tarifleri hayaldir. Anadolu''nun hülasası olan Alevilik, iddia edildiği gibi derin bir felsefe, çok zengin bir kültür olsaydı; müzik dışında nevi şahsına münhasır, ''orijinal'' bir cemevi mimarisinden de bahsedebilir, bu sanat eserlerini görebilirdik.
Mimarisi olmayan zengin bir kültür, derin bir felsefe olabilir mi?
Alınganları yormamak için, lafı tamamlayalım ki doğru anlaşılsın: Can, mal ve namus güvenliği olmayanlar, sükûnete muhtaç insanlar felsefe yapamazlar, çünkü her şeyden önce politik olmak zorundadırlar. Felsefe, "şehir sakinleri"nin işidir. Dürüst olmak zor, ama imkânsız değil: Modern Türkiye''deki camilerimiz de cemevlerimiz de entelektüel fukaralığımızın delili olarak, hepimize yeter. Tutarlı olmak için, cami mimarisini eleştirdiğimiz gibi, cemevi mimarisini de eleştirmek, boynumuzun borcudur. "Somut bir örnek" isteyenler, İstanbul Karacaahmet''deki o kimliksiz yapıyı ziyaret edebilirler.
Eğriye eğri, doğruya doğru diyeceksek, siyasetçilerin ve Diyanet''in incitici üslubunu eleştirdiğimiz gibi, yeni şeyler söyleyen ''cesur'' entelektüellerin üsluplarını da eleştirelim.
Dini terimleri bile bilmeden, fetva gibi yazı yazan entelektüeller de bizimdir. Din ile el-din, ibadet ile dua, sahabeyle peygamber, ayet ile hadis, camiyle mescid, dergâh ile tekke ve zaviye arasındaki farkları bilmeden, "cem ibadettir, cemevi de ibadethanedir" fetvaları veriyorlar. Fetva vermekte devletle yarışıyorlar, eleştirdikleri şeyi kendileri yapıyorlar.
"Düz mantık" diye bir şey var… mış. ''Eğri mantık'' diye de bir şey var mı? Konuyu dağıtmadan, o çok sevdikleri tabiri kullanarak söylersek, "dün mantık"la bile düşünseler çelişkiyi fark edecekler: Eğer ibadet ediyorsan, aynı kelimeyle kökteş olan "abd"lığını (kulluğunu) kabul etmişsin demektir. İbadeti kul değil, peygamberi aracılığıyla Tanrı belirler. İstediğin gibi dua edebilirsin, istediğin kadar ibadet edebilirsin, ama istediğin gibi ibadet edemezsin. Öğrenci olmayı kabul ettiysen, ''ödev''ini sen değil öğretmenin verir.
Yorum farkı diyebilmek için, önce hakkında farklı yorumlar yapılan metni bilmek gerek. Ancak o zaman, kulağa hoş gelen "popüler söylemler"in yorum olup olmadığı anlaşılabilir. İslam''ın yazılı kaynaklarına ulaşma imkanı olmayanlar, televizyon seyrederek de hakikate yaklaşabilirler. Popüler olduğu için canlı yayınlanan Mevlevi ayinlerindeki, Aleviliğe benzer bazı ''ritüeller'', insanın gözünü açabilir. Mevleviler de sema ediyorlar, sema ile yakarıyorlar, Rablerine niyaz ve naz ediyorlar; ama İslam''ın yazılı kaynaklarına vakıf oldukları için, sapla samanı birbirine karıştırmıyorlar. Cem ettikleri, yani buluştukları mekana Mevlevi dergahı diyorlar.
Tutarsızlık bunlarla da sınırlı değil. Sünnilerin hurafeleri söz konusu olduğunda aslan kesilen, ama Alevilerin hurafeleri söz konusu olduğundaysa kedi yavrusu gibi şirinlikler yapanlar, çok hoşgörülü olanlar, aynı entelektüel zevattır. Sünnilerin birçok sembolik âdeti, üstünde düşünmeye bile gerek olmadan hurafe diye damgalanırken, Alevilerin birçok âdetini hurafe olmaktan kurtaran, "zengin kültür eseri" yapan şey nedir?
Alevi hurafelerinin "sembolik anlamı var"sa, bütün hurafelerin sembolik anlamı vardır. Sünni siyasetçilerin kürsülerde okumaya doyamadıkları "Yaratılanı hoş görürüz yaradandan ötürü" sözü nasıl slogansa, Alevilerin her yerde seslendirmeye doyamadıkları "bizim kabemiz insandır" sözü de slogan değil midir? Bu ''kürsü hümanizmi''nden bir tek ben sıkılmış olamam sanırım…
Sıkılıyorsak, kendimize yeni meşgaleler bulalım, şiir okuyalım, müzik dinleyelim. Sünnilikten farklı olarak hümanist olduğu iddia edilen Alevi kültüründe, birçok şiirde/türküde, kendilerini eleştirenlere aynı seviyeye inerek cevap verdikleri, aptal ve cahil gibi sıfatları kullanmada cömert davrandıkları da görülebilir.
Görmek istedikten sonra, asıl mesele de görülebilir: Boşuna yorulmayalım, asıl mesele ilmi değil politik. Laiklikle karşı karşıya gelmek istemeyen Alevi siyasetçileri, dergahlarının kapanmasına neden olan Tekke ve Zaviyeler Kanunu''nu eleştirmek yerine, o kategorideki "mürteciler"le aynı kefeye konulmamak için, dergâhlarının cami ile eşitlenmesini istiyorlar.
Gerçeklerin gerçeği, yani hakikat şu ki, bu ''eşitlik'' mücadelesi, haklarından daha fazlasını istedikleri için haksızlık.
Gerçeklerin gerçeği, yani hakikat şu ki, haksızlıklara maruz kalan, tazminat olarak yeni bir haksızlığa imza atmamalı.
Gerçeklerin gerçeği, yani hakikat şu ki, bu entelektüeller, bu camilere, bu cemevlerine, bu tartışmalara layıktırlar.
Dışarıdan camiler hakkında konuşmaya biraz ara verip, en azından turistler gibi camilerin içine girene kadar… Cami mimarimizin olmazsa olmazlarından olan tavandaki levhalarda, özlenen tabloyu görene kadar, bütün bunlara layığız.
Camilerin içindeki o levhalarda, ayrılık gayrılık yoktur; Hz. Allah, Hz. Muhammed, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin yan yanadır, kol koladır…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.