Yazarlar Nabi Hocayı dinlerken

Nabi Hocayı dinlerken

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı

Hikâyeyi biraz baştan alayım. Son beş yıldır üst başlığında “kültür” olan hemen her oturumda yahut kültür sanat hayatına yön veren her insanla yaptığım görüşmede anlattığım bir proje vardı: “Açık Üniversite.”

Bu modelde, alanının en iyi hocaları kayıt yaptıran her yaş ve ilgiden öğrenciye belirli bir konuda, programı hazırlanmış bir ders verecekti. Söz gelimi Tufan Gündüz Hoca “Türk Siyasi Tarihinde Siyasetnameler”, söz gelimi Ergün Yıldırım Hoca, “Sosyolojik Düşünmek” derslerini verecekti. “Şu meseleyi bir öğrensek” diyen herkesin o meseleyi en iyi hocalardan öğrenmesi bir yana, finalde alacakları katılım belgeleri de işlerine yarayacaktı.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
İsmail Kılıçarslan : Nabi Hocayı dinlerken
Haber Merkezi 01 Şubat 2018, Perşembe Yeni Şafak
Nabi Hocayı dinlerken yazısının sesli anlatımı ve tüm İsmail Kılıçarslan yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Bu beş yıl boyunca bu projemi anlattığım hemen herkes “güzel projeymiş” dedi ama hiçbiri de “yahu bunu hayata geçirelim” demedi. Kütahya Belediyesi hariç... Geçtiğimiz yıl bir konferans vesilesiyle gittiğim Kütahya’da “Açık Üniversite” projesini anlattım yetkililere. Onlar da “bunu hayata geçirelim” dediler ve iki gün önce bir açılış dersiyle başladı proje. 3 ay boyunca alanında en yetkin hocalar 12 ayrı başlıkta dersler verecekler Kütahya’da. Öğrenci katılımı çok yüksek… Görünen o ki dersler de çok bereketli olacak inşallah.

Sağ olsunlar, Kütahya Belediyesi’nin güzel insanları “projenin fikir babası” ve “gönüllüsü” olarak beni de davet ettiler. Ben de bu vesileyle Nabi Avcı Hocanın verdiği açılış dersini dinleme fırsatı buldum.

Nabi Hocanın “sanayi devrimiyle hayatımıza giren ‘fabrika tipi okul’ modeli kökünden değişmeli. Okulun başka türlü yaygınlıklar kazanması çok önemli” tespiti bence dersin en önemli tespitiydi.

Hadi şunun adını şöylece koyalım. Bugün tüm dünyada cari olan eğitim sistemleri temelde sadece “uzman” yetiştirmeye odaklanmış durumda. Uzmanlaşmak, aynı zamanda “başka alana sağır kalmak” gibi çok ciddi bir tehlikeyi de beraberinde getiriyor. Hep söylüyorum. Hasta yakınına vefat haberini doğru düzgün bir iletişim modeliyle verememek doktorun değil, onu yetiştiren sistemin sorunudur. Matematikten anlamayan ilahiyatçı, müzik bilmeyen mimar… Bunlar “fabrika tipi okul” modelinin tedavisi olmayan yan etkileri. “Ben iktisatçıyım. İşletmeden anlamam” diyen insanlar gördü bu gözler.

“Bir meselenin uzmanı olmak” diğer tüm meseleleri yok saymaya doğru bir adım oluyor “okul” dediğimiz mesele sayesinde.

Elbette bunları söylerken kimsenin “ne yani, dahiliyeci olmasın mı diyorsun?” diye sormamasını umut ederek söylüyorum.

Kanalı biraz değiştireyim.

Bugün adına “bilgi” dediğimiz yığına ulaşmak tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar kolaylaştı. Bilgiye erişim artık “parmak ucu mesafesine” kadar geriledi. Örneği biraz sert vereyim. Söz gelimi bugün ortalama bir üniversite öğrencisinin sahip olduğu bilgi 13. yüzyılda yaşayan bir medrese hocasının toplam bilgisinden daha çok. Fakat bu bilgiye sahip olmak o üniversite öğrencisini o medrese hocasından daha donanımlı hale getirmiyor. Sebebi çok basit: Çünkü bilginin erişimin kolaylaşması ile bilgiyi işleyip hikmete, hakikate, irfana, “deruni anlayışa” dönüştürme arasında anlamlı bir orantı yok. Dolayısıyla bugünün insanı sahip olduğu bilgiyi ne yapacağını bir türlü bilemiyor. Sonunda da “bildiği ile övünen” kibirli bir varlığa dönüşerek helak oluyor.

Oysa bilgi ancak onu işleme bilgisine sahip olmakla kıymet kazanan bir kavram.

Tam burada şunu söylemekte fayda var: Bugün adına okul dediğimiz olgu muhatap olduğumuz bilgi yığınıyla ne yapabileceğimizi bir türlü öğretmiyor bize. Onun yerine “kapitalizm duvarının yeni bir tuğlası olmak üzere” uzmanlaştırıyor bizi.

Oysa şu köhnemiş dünyamızın uzmanlara değil ariflere ihtiyacı var.

Nabi Hoca açılış dersinde dedi ki “her şey yerli yerinde kalsın diye her şeyi değiştiriyorlar.”

Bugün başta okul ve eğitim meselesi olmak üzere değişenin ne olduğu ve değişmeyenin ne olduğu meselesine kafa yormazsak yarın diye bir şey olmayacak.

Sorumuz şudur ve cevabını bulmak zorundayızdır: “Değişim olduğuna inandığımız şeyler aslında neyin değişmemesini sağlıyor? Bazı şeylerin değişmemesi konusundaki ısrarımız aslında neyi değiştiriyor?”

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.