
Küresel ekonominin dinamikleri ve gündemi açısından, öyle ilginç günleri yaşıyoruz ki, 15 Ocak perşembe günü öğlen saatlerinde, şu anda okumakta olduğunuz yazının başlığı ve içeriği için düşündüklerim ile, aynı günün gecesi, şu anda attığım başlık ve yazı içeriği bütünüyle ayrıştı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 20 Ocak Salı günü ne tür bir faiz kararı alabileceğine dair kaleme almayı arzu ettiğim cümleler, ilk paragraflarda artık İsviçre Merkez Bankası’nın ‘beklenmeyen golü’nü veya ‘ters köşeye yatırma’ hamlesinden bahsetmek durumunda. İsviçre Merkez Bankası (SNB) 3 yıldır, İsviçre Frangı'nın Euro karşısında değerlenmesini engelleyen ‘1,20 euro düzeyindeki müdahale kuru' uygulamasını kaldırdı.
Oysa, daha iki gün önce, aynı merkez bankasının bir yetkilisi müdahale kurunun devam edeceğini açıklamıştı. İsviçre Merkez Bankası'nın kararı, 22 Ocak Perşembe günü faiz toplantısı yapacak olan Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB), tahvil alım programı açıklayarak, parasal genişleme yapabileceği ihtimalini neredeyse kesinleştirdi. ECB’nin, 22 Ocak günü 500 milyar euroluk bir tahvil alım programı açıklayacağı konuşuluyordu; şimdi, 1 trilyon euro olabileceği konuşuluyor. İsviçre Merkez Bankası’nın ‘ters köşeye yatıran’ kararı, dünyanın önde gelen paraları karşısında ABD Doları’nın pozisyonunu gösteren Dolar Endeksi’ni de 92,75 puana taşıdı.
Bunun doğal sonucu olarak, euro-dolar paritesi, sabah 1,18 doların hemen altından işlem görürken, SNB kararından sonra 1,1568 dolara kadar çöktü ve 1,16 doların ancak bir miktar üzerine toparlanabildi. Eğer, paritede 1,1640 dolar çıtası kırıldıysa, Türk ihracatçısı ve turizmcisi için bu iyi bir sinyal değil.
Küresel piyasalar adeta şokta. Euro İsviçre Frangı karşısında, sabah 1,2011 Frank düzeyindeyken, Frank yüzde 41’lik sıçrama ile 85.17 sente ulaşarak, Euro’nun tedavüle girdiği 1999’dan bu yana en yüksek seviyeyi gördü ve ardından akşam saatlerinde Euro karşısında 1,0108 düzeyinde tutunmaya çalışıyordu. Dünyaca meşhur İsviçre saat markası Swatch Group CEO’su Nick Hayek “bu ihracat, turizm ve tüm ülke için tam anlamıyla bir tsunami” tepkisini dile getirdi. SNB’nin Frank değerlenmesin diye yürüttüğü ‘müdahale kuru’ yöntemini niçin kaldırdığı meçhul.
Ancak, Macarlara 2008 küresel finans krizinden önce çoğunluğu İsviçre frangı olan döviz cinsinden mortgage kredisi olarak 14 milyar dolarlık kredi veren OTP Bank, Erste Group Bank ve Unicredit gibi bankalar, bu karar sonrası ciddi kayıplarla karşı karşıya. Çünkü, geçtiğimiz kasım ayında çıkan bir yasa ile, söz konusu bankaların bu kredileri Macar para birimi forinte çevirmeleri zorunlu tutulmuştu ve Macaristan Merkez Bankası, bu döviz kuru gereksinimlerini karşılamak için bir ayarlama yapmıştı. Yasaya göre, bankalar frank/forint kurunu 257’den hesaplayarak kredileri dönüştürmüşlerdi. SNB’nin şok kararı ile, Frank’ın değeri 310 Forint’e çıktı ve bankalar ciddi kayıplarla karşı karşıya.
Dünya ticaretinin ‘keyifsiz’ ve özel sektör yatırımlarını pek de teşvik etmeyen bir ‘vasat büyüme’ sürecinden geçtiği bir dönemde, Türkiye’nin GSYH büyümesinde net ihracatın önemli bir payı olması, Türk ihracatçısının bir başarısı olarak alkışlanmalı. Bununla birlikte, Türk ihracatçısının işinin kolay olmadığını da vurgulamak gerekiyor. 2015 yılının küresel büyüme ve ticaret beklentileri, Türk ihracatçısının hacmini 2015 yılında arttırmayı bir kez daha başarması halinde, çok daha büyük bir alkışla motive edilmelerini ve Hükümet’in, ekonomi yönetiminin ihracat kesimine desteğini en az iki katına da çıkarmasını gerektirmekte.
Küresel emtia fiyatlarının gerilemesi demek, emtia ihracatçısı gelişmekte olan ekonomilerin emtia üreticisi, yani petrol, maden üreticisi şirketlerinin hisse senetlerini de olumsuz yönde etkilenmesi demek. Türkiye, Hindistan ve Çin gibi ekonomiler ise, 2015 yılında net ihracatın büyümeye katkısından yeterince yararlanamayacaklar ise, bu durumda belirli ölçüde iç talebe, yani hane halkı tüketim harcamaları, özel sektör yatırım harcamaları ve kamu harcamalarının ekonomik büyümeye katkı sağlamasına izin vermeleri gerekecek. Bu da, ekonomi politikalarında bu yönde değişiklik yapılmasını gerektiriyor.
Ekonomi politikalarında değişiklik, enflasyon riski yok ise, merkez bankalarının para politikasını gevşetmesinden ve/veya maliye politikasını da kamu harcamalarını kısmen artıracak tedbirlerden geçiyor. Nitekim, Hindistan Merkez Bankası Başkanı Raghuram Rajan, 15 Ocak perşembe günü, enflasyonun yavaşlamasını, deflasyon ve küresel vasat büyüme risklerini dikkate alarak, Hindistan ekonomisinin büyümesini desteklemek adına, beklenmedik şekilde faiz oranlarında indirime gitme kararı aldı.
Rajan yaptığı açıklamada, para politikasında genişlemeye gidilmesinin ana nedeninin deflasyon baskılarının sürdüğünü gösteren veriler olduğunu hatırlattı. Bu durumda, aralık ayında yıllık enflasyonun beklenmedik ölçüde, bir puan gerilemesi ve bir çok dünya merkez bankasının ya faiz hadlerini değiştirmediği, ya da indirime başladığı bir konjonktürde, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 20 Ocak Salı günkü toplantısında 0,25, hatta 0,50 puan faiz indirimi ile 2015 yılına başlayabileceği konuşuluyor. Ben ise, 17 Mart’taki toplantı en geç olmak üzere, faiz indiriminin 1 puana ulaşacağını öngörüyorum. Bakalım tahminimiz tutacak mı?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.