
Doğrusu, İstanbul Bağcılar Belediyesi''nin neredeyse tamamlandığı söylenen“kadınlar parkı” projesinden haberdar olduğumda durumu ben de yadırgamıştım. Yadırgamamın nedeni şuydu:
Belediyelerin verdikleri hizmetleri kadın-erkek ayrımına göre düzenlemeleri uygun değildir. Bir belediyenin “Ben şu tesisi yaptım, şu hizmeti sunuyorum ama bundan sadece şu ölçütlere uyan kişiler yararlanabilir” şeklinde bir şart koymaya hakkı yoktur.
Hatırlarsanız, yıllar önce (galiba Konya Belediyesi söz konusuydu) bir belediyenin sadece kadınların yararlanabileceği ulaşım araçları işletmeyi planladığı iddiası ortaya atıldığında da benzer bir tartışma yaşanmıştı. Birçokları gibi ben de fikrimi açıklamıştım. Belediyenin bu şekilde, verdiği bir hizmette kadın/erkek ayrımı yapmasının doğru olmadığını söylemiştim.
Daha sonra benzer bir tartışma da belediyenin işlettiği “umuma açık” yüzme havuzlarında belli gün ve saatlerin sadece kadınlara tahsis edilmesi konusunda yaşandı. Bu tartışmadaki tavrım ise şöyleydi: Söz konusu uygulama Batı''da birçok ülkede de mevcut; kadınların bir bölümünün havuzu sadece hemcinsleriyle paylaşmak istemesinin neresi “gerici” nitelikte bir ayrımcılıktır?
Lafı uzatmamın nedeni anlaşılmıştır herhalde. Belediye hizmetlerinin kadın/erkek ayrımı gözeterek düzenlenmesi meselesi her durumda tek bir ilkeye atıfta bulunularak altından kalkılabilecek bir mesele değildir. Yani her durumu-olayı ayrı değerlendirmek gerekiyor. Sadece kadınların kullanımına sunulan belediye otobüsleri uygulamasının çok sorunlu ama “yüzme havuzu” meselesinin hepten sorunsuz olması gibi.
“Kadınlar parkı projesi”ne gelince: Biliyorsunuz, büyük medya ne yapıp etti ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş''a (bile) bu projeyi “doğru bulmadığını” söyletti sonunda... Ve böylece “kadınlar parkı” fikrinin sorumlusu olarak Bağcılar Belediye Başkanı Feyzullah Kıyıklı kaldı tek başına!
Bugüne kadar yapmadığım bir şeyi yaptım ve telefonla Kıyıklı''ya ulaştım. Bakalım o ne diyordu.
Kıyıklı''nın açıklamaları konuya ilişkin sezgilerimin doğru olduğunu gösterdi. Bir kere söz konusu park “kadınlar parkı” olarak değil “kadınlar ve çiftler parkı fikri” olarak ortaya atılmış. Atanlar da, parklara “hakim hava”dan rahatsız olan ve bu yüzden bu mekanlara ayak basmayan kadınlarmış. Kıyıklı, “Belediye olarak, büyük çoğunluğu şehre yeni göçmüş kadınların da içinde birçok sporun yapılabildiği parklardan yararlanmasını istediğimiz için öneriyi değerlendirmeye aldık” diyor. Belediye olarak şehre yeni göçen bu hemşehrilerine “Boğaz turları” başta olmak üzere İstanbul gezileri tertip etmek zaten epeydir yaptıkları bir işmiş. Belediye Meclisi''nden kararı henüz çıkmamış olan “kadınlar parkı” projesini de bu çerçevede değerlendirmişler. Parkı çevreleyen demir parmaklıklar ise, “tahrip edilmemeleri” için ilçedeki her parkta uyguladıkları bir önlemmiş zaten. Kıyıklı, projenin bambaşka açılardan gündeme getirilmesinden dolayı –haklı olarak- üzgün ve kırgındı. Kıyıklı''nın açıklaması bittikten sonra ben de kendisine şunları söyledim: Mevcut şartlar altında hiç de fena bir proje değil, çünkü mevcut şartlar altında İstanbul''daki şehir parklarına bırakın tek başına bir kadını, bir erkeğin ayak basması bile tehlikelidir!
Yanlış mı söylediklerim? Bu şehrin cadde ve sokakları gibi park ve bahçeleri de her türlü güvenlik önleminden mutlak olarak uzak değil mi? İstanbul cadde ve sokaklarında kilometrelerce yol almanıza rağmen tek bir polis-trafik polisi ile karşılaşabilmek imkansız olduğu gibi, İstanbul''u park ve bahçeleri de tam bir “dağ başı” durumundadır. Kıyıklı da zaten asıl olarak bu “başı bozukluk”tan şikayetçi. Şehrin sokak ve caddeleri gibi park ve bahçeleri de tamamen kendi hallerine terk edilmiş durumdadır. Kıyıklı da ne yapsın; mecburen, güvenli olmadıkları için park ve bahçelere ayak basmayan kadın hemşehrileri için bizzat kadınlar tarafından talep edilen bir “projeyi” değerlendirmeye almış.
Yurtdışına sık sık çıkan belediyecilerimizin ve güvenlikçilerimizin bilmeleri gerekir: Gittikleri ülkelerde hiçbir şehir parkı, bahçesi ve hatta frenklerin “square” dedikleri küçük “çocuk bahçeleri” bile bekcisiz-polissiz yani sahipsiz değildir. Gün içinde gelip giden gözlenir, akşam olunca hepsinin kapısı kapanır. Köpekler tasmalı olarak bile bu alanlara sokulmaz... Ve sonuç olarak da, kadın-erkek bütün şehir halkı birlikte bu açık hava alanlarından yararlanır.
Bir de bizim büyük şehirlerdeki manzaraya bakın... İki kadının parklardan birinde tenis (Bağcılar''daki her parkta bu imkan varmış, ne güzel...) oynadığını hayal edin... Etraflarını çevirip her serviste malum “tezahürat”ı yapan erkekler arasında bunu hayal etmek mümkün müdür?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.