Sınıf başkanı olamazsın

04:008/11/2015, Pazar
G: 13/09/2019, Cuma
Mücahit Öztürk

Yıl 1974, ilkokul 4. Sınıfta okuyorum. O günün şartlarında şehrin en iyi okulunda. Görece seçkinlerin çocuklarını gönderdiği bir okul bu. Ben ise evimize en yakın okul diye oradayım. Derslerim oldukça iyi ve sınıfın en başarılarından biriyim. O senenin sınıf başkanı seçiminde, bilmiyorum neden ama adayım. Kendi fikrim miydi, birilerinin dolduruşuna mı geldim hatırlamıyorum. Ancak bundan sonra yaşananlar ise hiç kazınmadı zihnimden. Manzarayı flasback şeklinde çok net hatırlıyorum.Üç aday olarak

Yıl 1974, ilkokul 4. Sınıfta okuyorum. O günün şartlarında şehrin en iyi okulunda. Görece seçkinlerin çocuklarını gönderdiği bir okul bu. Ben ise evimize en yakın okul diye oradayım. Derslerim oldukça iyi ve sınıfın en başarılarından biriyim. O senenin sınıf başkanı seçiminde, bilmiyorum neden ama adayım. Kendi fikrim miydi, birilerinin dolduruşuna mı geldim hatırlamıyorum. Ancak bundan sonra yaşananlar ise hiç kazınmadı zihnimden. Manzarayı flasback şeklinde çok net hatırlıyorum.

Üç aday olarak tahtanın önünde oylamayı bekliyorduk. Oylama açık yapıldı ve 3-5 oyla benim kazandığım anlaşıldı. Rahmetli sınıf öğretmenimiz sonucu açıkladığında ön sıralardan yükselen bir itiraz bozdu sessizliği. “Ama öğretmenim, önlüğü çok kötü, bu nasıl başkan olacak!” Bu sesleniş aday olduğum için, beni pişman etmeye yetmişti fazlasıyla. Bu arkadaşım, tüm yılı bir lastik ayakkabı ile geçiren, muhtemelen önceki yıl giydiğim eskimiş ve biraz da küçülmüş bir önlüğü giyen beni yakıştırmamıştı sınıf başkanlığına. Memur olan babam, bir sonraki maaşıyla alacaktı belki de yeni önlüğümü, ama seçime yetişmemişti. Neyse, arkadaşlarım başkanlık dönemimden memnun olsalar gerek ki bir dönem daha seçildim.

40 yıl önce 10 yaşındaki bir çocuğun seçim sonucuna bu masum itirazı, bir yönüyle seçkinci yaklaşımın tarihi derinliklerini anlatıyor bize. Daha o yıllarda Anadolu'da bir şehirde, sınıfsal farklılık algısıyla yetiştirilen çocukları. Arkadaşım masumdu, çünkü benimle bir derdi yoktu aslında. Zihninde olan ya da zihnine sokulan şey kendisi gibi olmayan “yeni ve güzel kıyafetler giymeyen” birinin başkan olmaması gerektiği düşüncesiydi. “Önemli olan temiz olması” diyerek konuyu kapatan öğretmenim de en az benim kadar bozulmuştu bu duruma.

Adalet, vicdan, merhamet ve empati konusunda çocuklar fersah fersah ileridedirler yetişkinlerden. Renk, ırk, dil, din ve sınıf ayrımı yapmazlar, yapamazlar. Ancak büyüdükçe adaleti kendince yorumlayan, vicdanı körelmiş, merhameti duruma ve kişiye göre değişen, yalnızca sempati duyduğuna empati duyan biri haline gelirler. Daha doğrusu onları yetiştirenler tarafından getirilirler. Yani bu değişim ve bozulma erişkinlerin eseridir gerçekte.

Yaşam biçimini kutsayan, üstü açık veya kapalı bir şekilde biz veya başkaları ayırımını yapan, insanları giyim kuşamları üzerinden yorumlayan anne babalar, inceden inceye minik narsistik dokunuşlar yaparlar çocuklarına. Daha üstün, daha akıllı, daha modern ya da daha ayrıcalıklı oldukları hakkında. Bir taraftan eşitlik, saygı ve insan hakları konuşulur evde. Diğer yandan söze gerek kalmadan anne babanın bir bakışı yeter çocuğa, hangi insanları aşağı göreceğini, kimi ötekileştireceğini ya da kimi kendinden hissetmesi gerektiğini öğretmek için. Böyle olunca, onun gibi giyinmeyen, onun gittiği okullara gitmeyen, aynı müziği dinlemeyen, aynı ortamlarda bulunmayan kısaca onun gibi yaşamayanlar hak etmezler bazı şeyleri. Çünkü akılları ermez, kafaları çalışmaz. Hele yönetmeyi hiç beceremezler. Asla başkan olamazlar. Sınıf başkanı bile olsa.
#Sınıf başkanı
#COCK EĞİTİMİ
#narsistik