Yazarlar Merhaba Ya Şehri Ramazan

Merhabâ Yâ Şehri Ramazân

Müfit Yüksel
Müfit Yüksel Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Rahmet ve bereket ayı olan Ramazan Hz. Muhammed Mustafa''nın (S.A.V) ümmetine bahşedilmiş bir armağandır. Oruç onun tâcı, Leyle-i Kadir onun mânevi bereketi, bayram ise onun zeyni/süsü''dür.

Ramazan-ı Şerîf, farz olan oruç ibadetinin ayı olarak, aynı zamanda beraberinde rahmet ve bereketi getirmektedir. Hem dünyada verilen nimetlerin bolluğuna vesile olur hem de âhiret için manevi bir bereket olarak büyük sevâb hâsıl eder . Burada esas olan Rızâ-yı Bârî''nin gözetilmesidir. Müminlerin oruç ile terbiyesine ve ibâdete temessük ve ed''iyye-i hayriyyeye muvazabat göstermelerine yol açar. Bir sene boyunca, ibâdet ve taâtta gevşeklik ve tekasül gösteren müminlerin bundan silkinme, bu hususta kendilerine gelip ibâdet ve taâta düzenli olarak riâyet göstermelerine fırsat verir. Bu ay, Hakk Taâla''nın (C.C) mümin kullarına sonsuz rahmeti ile muamele edip, bol ihsanda bulunduğu aydır .

Elbetteki, ibâdetler sadece bu aya hasredilmemiştir. Ancak Ramazan ibadet için bir miheng''dir.

İslam Toplumu sekülerleşmeden önceki dönemlerde Ramazan''a büyük ehemmiyet verilirdi. Ramazan-ı Şerif bereketi ile mümin toplulukların hayatına büyük değişiklik getirirdi. Müminler, bu ayın hürmetine önceden, daha Receb ve Şa''ban aylarında ruhen ve bedenen hazırlık yapardı. Ramazan Hilâli gözetlenir, görüldüğünde şahitlerin şehadeti ile ilân edilir ve bu mübarek ayın hululü sübut bulurdu. Zira, ehâdis-i şerîfede ve kütub-i fıkhıyyede Ramazan''ın hilâlin görülmesi ile sübut bulduğu ve yine Şevvâl hilâlinin rü''yeti ile nihayete erdiği ve bu usule riâyet edilmesi serahaten emrolunmuş''tur. Türkiye''de yıllarca hilâlin gözetlenmesi ve görülmesi meselesi ciddi tartışmalara neden oldu. Diyanet İşleri Riyaseti senelerce takvim hesabında direnip rü''yeti esas almadı. Bu hususta, gerekçe olarak da bilimin ilerlediği ve artık modern astronomik hesapların kat''iyyet kesbettiği ileri sürüldü.

Halbuki, burada esas olan rü''yetin sübut bulması idi. İslâmiyet fıtrat dini olup, en tabii ve en ibtidâî hayatta dahi tatbiki kabil ve insanın fıtratına hitab eder. Fıtri olarak insanın semâdaki ayı çıplak gözle gözleyip bu manada kozmik bir ilişki kurması gibi fıtri/tabii bir davranış son derece önemlidir. Heleki, teknolojinin Hakk Taâla''nın nimet olarak bahşettiği tabii çevre ile arasına adeta karakedi gibi girdiği, ona yabancılaştırdığı bu çağda çok daha fazla önem arzeder. Bu manada, teknolojideki değişimlere, teknolojinin vaziyetine göre şekil almak, ya da İslam''ın akide ve ibadetlerinin teknolojinin vaziyetine göre şekil alıp değişiklik göstermesi mevzu-i bahs olamaz. Akâid-i İslâmiyye ve farz olan ibâdetlerin tesbitinde modern bilim ve teknolojinin hakem tayin edilmesi sözkonusu olamaz. Cartesian şüphecilik ve seküler anlayışa dayanan modern bilim ve teknoloji Cenab-ı Hakk''a (C.C) İman''ı esas alan İslam''ın akaid ve ve temel umdelerinde tahkik ve tesbit sadedinde nasıl hakem tayin edilebilir ki.. Bu yüzden iki gün önce İstanbul müftüsü ve kazâ müftülerinin İstanbul''un en yüksek tepelerinden birinde ayı gözetlemeleri, rasad etmeleri olumlu bir gelişmedir.

Ramazan, oruç, zekat, terâvih, fitre vesair ibadetleri, toplumda bu aya mahsus, zaman içerisinde ibadet merkezli gelişen örf ve adetleri ile bu bereketin işaretidir. Hatta Ramazan âdetleri kitaplarda başlı başına anlatım konusu olmuştur. Özellikle eski İstanbul''daki Ramazan adetleri birçok kaynakta yer aldığı gibi, kuşaktan kuşağa anlatılagelmiştir. Ancak hızla gelişerek toplumda geleneksel dindar yaşamı tehdit eden modern/seküler yaşam tarzı bütün bu yapıyı kökünden sarsıp tahrip etmekte, eritmektedir. O yüzden insanlar "Nerede O Eski Ramazanlar" hayıflanmasını zaman geçtikçe daha fazla dillendirmektedirler.

Minarelerde kandil yakılması, Sahurlarda davul çalınması, camilerde, mescidlerde Ramazan''a mahsus mukabele ve cüz okutulması, Fukaraya konaklarda ve imaretlerde iftar sofraları açılması, ailece terâvih namazlarına gidilmesi gibi adetler, Ramazan-ı Şerife mahsus âdetlerdir.

Bunların yanısıra, Osmanlı devrinde Ramazan''a mahsus merâsimler de olurdu. Tüm bunlara ilişkin çeşitli kaynaklarda anlatımlar mevcuttur.. Hatta o dönemlerden günümüze tevârüs eden Ramazan''a mahsus birçok adet biliriz.

Bunlardan biri, çocukluk dönemlerimizden başlayarak, her Ramazan ayında İstanbul''a Mısır''dan bir takım meşhur hafızların gelip Fatih ve Beyazıt Camileri başta olmak üzere Selâtîn Camilerinde Kur''ân-ı Kerim tilâvet eylediklerine şahit olurduk. İstanbul''a Mısır''dan Ramazan ayında Hâfız/Kurra gönderilmesi âdeti geçmiş yüzyıllara dayanmaktadır. Hatta Balıkhâne Nâzırı Ali Rıza Bey''in, 19. Yüzyıl İstanbul''unu anlattığı "Bir Zamanlar İstanbul Hayatı" adlı eserinde buna dair şöyle bir kayıt mevcuttur: "Hidiv (Mısır valisi) İsmail Paşa yetmiş dokuz (1279)/1863 senesi ramazanında İstanbul''da bulunduğu cihetle, Yeni Cami, Bayezîd ve Emirgân camilerinde Mısır''dan sûret-i mahsûsada hâfızlar celbeylediğinden herkes bu camilere şitâbân olurlardı." (Ali Rıza Bey, 2001:219). Bu gelenek, aralıklı olarak da olsa 28 Şubat sürecine kadar devam etti, ancak sonradan kesildi. Yeniden ihyâ edilse gayet yerinde olur.

Türkiye''de ve İslam dünyasında modern yaşama entegrasyon ve sekülerleşme sonucu yıllar geçtikçe Ramazan''a verilen ehemmiyet ve cemiyet hayatında Ramazan-ı Şerifin etkisi azalmaya yüz tutmaktadır. Toplumda sekülerleşme ile birlikte dindarlık da zayıflamakta, bunun en önemli göstergesi olan Ramazan ayına verilen ehemmiyet ve Ramazan''ı yaşama o derece azalmaktadır.

Bu vesile ile Alem-i İslam''ın Ramazan-ı Şerîfini tebrik eder, hayırlara vesile olmasını Cenâb-ı Hakk''dan niyâz ederiz. Hoşgeldin Yâ Şehri Ramazan!...

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.