
Bir yanda AGİT Zirvesi yapılıyor. Zirvenin bir numaralı konusu "temel insan hak ve özgürlükleri". Üstelik bu zirveye katılanlar, temel insan hak ve özgürlüklerinin hiçbir ülkenin iç sorunu olmadığını deklare eden ortak bir metne imza da atacaklar.
Öte yanda -evet, gerçekten de aynı semtin bir başka yanında- DGM''nin kapısı önünde, birbirine en uzak kesimlerin aydınları düşünceyi ifade özgürlüğünü desteklemek için bir araya gelerek, mahkum edilmiş metinlerin altına imzalarını atıp ''suça (!) iştirak'' ederek kendilerini DGM''ye şikayet ediyorlar.
Hasan Celal Güzel, Abdülmelik Fırat, Ali Nesin ve Cevat Özkaya gibi her biri farklı düşünceyi temsil eden isimlerin insan hak ve özgürlüklerine yönelik saldırılara karşı ortak hareket etmesi, böylesi bir ülke için ''normal'' görülmeyecek kadar sıradışı bir olay.
AGİT gündemiyle çelişen bir başka olay da fahri başkanlığını Adnan Oktar''ın yaptığı Bilim Araştırma Vakfı''na yapılan kanunsuz ve hukuku ayaklar altına alıcı baskın. Sahi bu vakfın fahri başkanı, yaptığı çalışmalarla ne dehşet bir arı kovanına çomak sokmuştu ki, "yakalanması Apo''nun yakalanmasından daha önemli" hâle gelmişti?
Tezat, sadece insan hakları alanıyla sınırlı değil.
Bir yanda pozitivist kafayla yapılmış çarpık şehir, mekan ve imar anlayışı, ötede 19. Yüzyıl''dan kalmış pozitivist kafayla bilime iman etmemizi isteyen bilim misyonerleri.
Bir yanda ABD Başkanı''nı ayakta alkışlayan bir Meclis, öte yanda üyesi olan Merve Kavakçı''yı ayakta ıslıklayan ve ABD vatandaşı olduğu gerekçesiyle vatandaşlıktan ıskat eden bir Meclis.
Bir yanda İmam-Hatip Liseleri''ni yok etmek için tüm eğitim sistemini felç edecek kadar gözü dönmüş irade, öte yanda Heybeliada Ruhban Okulu''nu açmak için hazırlık yapan irade.
Bu tezatlarla, her ne kadar pozitif yönleriyle bir ''küçük Amerika'' olamadıksa da, negatif yönleriyle bir ''küçük Amerika'' olduk galiba. Baksanıza, bugünlerde, eline bulaşan pisliği kafasına sürerek temizleyen vicdansız bir adama, kendisini okşadığı zannıyla mayışan ''ahmak yetim çocuk'' psikolojisiyle, toplumsal bir paranoyaya teslim olduk.
ABD''nin kaç yüzü var, bilmiyorum. Fakat, bir tek yüzü olmadığından eminim. Çünkü, Ankara''daki yüzüyle Çeçenistan''daki yüzü arasında, Bosna''daki yüzüyle Kosova''daki yüzü arasında, İzmit''teki yüzüyle Afganistan''ı "Terörist bombalıyoruz" gerekçesiyle bombaladığı andaki yüzü arasında bir benzerlik göremiyorum.
Bir yanda kucağında Erkan bebekle poz veren Clinton''lu ABD, öte yanda Çeçenistan''da Rus bombardımanında bebeklerin öldürülmesine sessiz kalan, hatta gözyumduğu için katliama zımnen ortak olan ABD.
Küreselleşme''nin öteki adı "nifak" olabilir mi? Neden olmasın?
Fakat sorun onlar değil, sorun biziz; biz, durduğu ve vurduğu yeri bilmeyen; tarih, zaman, varlık ve Allah bilinci gelişmemiş olan ''mü''minler''.
Esas duruşumuz yok; ne kendimize karşı, ne Allah''a karşı, ne eşyaya ve tarihe karşı. Savruluyoruz. Bu ne sadece kimlik krizi, ne kişilik kırılması, ne toplumsal hafıza kaybı; belki bütün bunların hepsi ve daha da fazlası.
Bu ülkeyi silah zoruyla dönüştürmek isteyen bir avuç yönetici elit, kendi kendine yabancılaşmış bir elitti. Onlar bu yabancılaşmayı ülkeye dayattılar. Fakat beceremediler. Onların silah zoruyla dayatıp da bir türlü beceremedikleri şeyi, biz kendi kendimize bir "vak''a-yı hayriyye" aldatmacası içinde dayatmaya, daha doğrusu ''ikna etmeye'' yelteniyoruz.
İbrahim''in çocukları geleceğe ilişkin tüm iddialarını kaybettiklerinde, Nemrud''un mezarına kubbe yapmaya başlarlar.
"En tehlikeli yalan, gerçeğe en yakın olandır" diyen ne kadar doğru söylemiş, değil mi?
Şaşkınlığımı çok görmeyin lütfen.
Şu hâle bir bakın!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.