
19 Şubat krizi ülkede bir hükümetin olmadığını, insanların üç partiden oluşan koalisyona ne güvenliklerini ne sağlıklarını ve ne de paralarını emanet edemeyeceklerini ortaya koydu. İktidar-IMF ortaklığı ile uygulanan ekonomi istikrar programının dramatik bir finalle noktalanması sadece ekonomik ve mali parametrelerin değil, demokrasinin içerdiği bütün hukuki ve siyasal değerlerin de içini boşalttı. Türkiye''nin krizden kurtulmak umuduyla, bugüne kadar direndiği herşeyden bir kalemde vazgeçmeyi göze alması bunun bir göstergesidir.
Cumhurbaşkanı bile kriz ihalesinin üzerinde kalmasından korktuğundan olacak, "özelleştirme" yasalarını orasını burasını kurcalamadan imzalamaya başlamıştır. Bu arada kamuoyu, içinde ne olduğunu bilmediği, bir tür efsane haline gelen "15 yasa" Meclis''ten çıktığı gün her şeyin birdenbire düzeleceğine inandırılmıştır. Herkes krizden çıkmak için elinden gelen fedakarlığı yapmaya hazır olmasına rağmen; bu da kaosu derinleştirmekte ve krizin doğal sonucu olan fakirleşmeden başka bir sonuç üretilememektedir.
Biraz olsun akıl sahibi olan herkes, ard arda gelen iki krizi önleyemeyen ve bunu yapamadığı gibi önlem konusunda bir fikrinin olmadığı apaçık ortaya çıkan bir hükümetin 15 günde değil 15, 45 yasa çıkarsa bile bunların hiçbir işe yaramayacağını görecektir. Şu halde hükümet, uzatmalarda sahada kalabilme karşılığında içinde ne olduğuna bakmaksızın, lokomotifi ABD olan global sermayenin istediği düzenlemeleri gözünü kırpmadan yapma taahhüdünde bulunmuştur.
"Kavgada yumruk sayılmaz", misali krizde hukuk ve ülke çıkarı hesaba katılmamakta, kriz öncesi "özelleştirme" konulu olanı hariç hiçbirisi ülke gündeminde olmayan bu yasaların birdenbire neden böylesine hayati önem kazandıkları sorgulanmamaktadır bile.
Ülkedeki hali olağanüstüleştiren hükümet ve yeminli destekçileri, şimdi de dümeninden el çektirildikleri geminin güvertesine dolan suyu şuursuzca boşaltma gayreti içindedirler.
Gerçek şu ki Türkiye kurtulmak için çırpındıkça daha da dibe inmektedir. Bu inişi durdurmak konusunda "acil" bir iradenin tahakkuk ettiğini söylemek de zordur.
Tam tersine, krizin devamlılığına bağlı siyasal ve sosyal değişim projelerinin tahakkukunun gözetildiği anlaşılıyor.
Türkiye''ye yeni bir istikamet vermek siyasetini dizayn etmek konusunda varlığı inkar edilemeyecek bir düzenleme arzusu ortaya çıkmıştır. Böyle olmasa, Anayasa Mahkemesi birdenbire Fazilet Partisi davasını nisan sonu ya da mayıs başında sonuçlandıracak şekilde işlemleri hızlandırır mıydı? Böyle olmasa neredeyse bir yıldır geciktirilmiş olan DSP Kongresi''nin mayısta yapılması kararı alınır mıydı?
Böyle olmasa, Cumhurbaşkanı ile Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş arasında haftalık olağan görüşme trafiği ilan edilir miydi?
Ve böyle olmasa, Türkiye''ye ilişkin uluslararası beyin fırtınası turlarında "Hükümetin üstünün çizildiği, bu hükümete verilecek paranın doğru yere kullanılacağından emin olunmadığı" ve "Washignton''un Derviş''ten başka muhatap kabul etmediği" sözleri açık açık dillendirilir miydi?
Ankara''da ve müttefik başkentlerde yaşadığımız ekonomik krizin çözümü için kaygı taşındığını zannedenlerin, "Dolar iner mi, piyasalar açılır mı?" diye papatya falı tutanların bu sorulara cevap vermelerinde fayda vardır. Türkiye''ye kriz yardımı yapılabilmesinin ve dolayısıyla "Kriz sonrası Türkiye" fotoğrafının temel parametresinin "kriz öncesi siyasi kadrolara işten el çektirilmesi" olduğunu görmek gerekiyor. Bu işlemle, krizi aşmaya yönelik ekonomik önlemler eş zamanlı olarak sürdürülecektir.
Krizin aşılmasına yönelik çetele tutulurken, Hazine ya da Merkez Bankası''nın para piyasalarına yönelik müdahalelerinden çok siyasete yönelik dizayn girişimlerinin izini sürmek gerekiyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.