Dilek ağacı

00:0019/05/2010, Çarşamba
G: 3/09/2019, Salı
Mustafa Kutlu

Paris''teki Pont des Arts Köprüsü üç yıldır sevgililerin aşk gösterilerine sahne oluyormuş. şıklar Köprünün korkuluklarına desenlerle süslü asma kilitler takıp anahtarını Seine Nehri''ne atarak aşklarını ölümüz kılıyorlarmış. Ancak Paris Valisi Bertrand Delanüe bu uygulamayı “kamu malına zarar vermek” şeklinde değerlendirdiğini söylemiş, ardından ilave etmiş: “Devlet mülkünü korumak için asma kilitleri kaldırmak zorundayız.” Aşk Kenti Paris''in valisine bak, devleti nasıl koruyor. Köprüye 2008''den

Paris''teki Pont des Arts Köprüsü üç yıldır sevgililerin aşk gösterilerine sahne oluyormuş. şıklar Köprünün korkuluklarına desenlerle süslü asma kilitler takıp anahtarını Seine Nehri''ne atarak aşklarını ölümüz kılıyorlarmış. Ancak Paris Valisi Bertrand Delanüe bu uygulamayı “kamu malına zarar vermek” şeklinde değerlendirdiğini söylemiş, ardından ilave etmiş: “Devlet mülkünü korumak için asma kilitleri kaldırmak zorundayız.” Aşk Kenti Paris''in valisine bak, devleti nasıl koruyor. Köprüye 2008''den beri 1600''den fazla kilit asılmış.

Bu “kilit” işi, ayrı amaçlarla, ayrı yerlerde uygulanıyor. Bizim Güneydoğu''da –şimdi tam yerini hatırlamıyorum- bir caminin veya türbenin pencerelerine de kilit asılıyor.

Hıdırellez''i kutladık (6 Mayıs).

İstanbul Ahırkapı''da ve ülkenin başka yerlerinde “bahar şenliği” olarak karşılandı. Medyaya daha çok “Romanların” damgasını vurduğu bir eylem olarak yansıdı. Bir eğlence.

Hıdırellez çok eski zamanlardan gelen, mitoloji, efsaneler, inanışlarla dolu bir nevi folklor unsurudur. Sadece “bahar bayramı” ile sınırlandırılamaz. Halk arasında pek çok ritüel oluşmuştur. Kır gezileri yapılır, ateş üzerinden atlanır, kızların kısmeti açılsın diye niyet çekilir, maniler söylenir, dilekler dilenir, gül fidanı dibine bu dileklerin kabulü için bazı objeler gömülür. Hastalıklardan korunmak için yeşil otlar üzerinde yuvarlananlar olur. Bu konuda tarihçi Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak''ın yetkin bir çalışması var: İslam-Türk İnançlarında Hızır yahut Hızır-İlyas Kültü (1985).

Dilek dileme ve bu dileklerin kabulü için en sık görülen âdetlerden (hurafelerden) biri de yazıda-yabanda çokluk tek başına yetişmiş bir ağacın dallarına çaput bağlamaktır. Buna “Dilek ağacı” denir. Bu ağaçların dibinde çokluk bir yatır olduğuna inanılır.

Çaput bağlama âdeti (hurafe) türbeler için de geçerlidir. Bu eylemde bulunan insanların yüzde doksan dokuzu kadındır.

Ben bu yazıda kadınların (Oruç Baba''da oruç açmayı düşünün) niçin böylesi bir eğilim taşıdıklarını irdelemek istiyorum.

Bütün bu eylemlerin dibinde arzu edilen bir şeye kavuşmak için yeşerecek umut yatmaktadır. Kadın olsun, erkek olsun hepimizin gelecek konusunda umudumuz olmalıdır. Umut insanı ayakta tutar, ona güç verir.

Kadınlar sanıyorum daha merhametli, daha saf, daha kırılgan, daha arzulu, daha sabırsız, daha güçsüz, daha inançlı (Bu inanç her söylenene inanma, ona hazır olma şeklinde anlaşılmalı) olduklarından Dilek Ağaçları''na, Türbelere daha çok başvuruyor.

Bunu bilgi ve kültür eksikliğine bağlayanlar olabilir. Doğrudur. Ama işe psikolojik yönden bakarsak “kilit” işinin “kilidini” çözmek daha mümkün hale geliyor.

Kadınlar bir işin, arzunun, beklentinin gerçekleşmesini daha bir iştahla, merakla, ihtirasla bekliyorlarsa onların umudu çok daha derindir. İşin, arzunun, beklentinin gerçekleşmemesinden de aynı şekilde korkarlar, incinirler, küserler.

Kadınların umut ve korku arasında kalması erkeklere nazaran daha şiddetlidir. Onlar daha duygusal, daha kırılgandır.

Dilek Ağaçlarına, Türbelere koşmaları; bu hurafelerden bir türlü vazgeçmemeleri yapılarından kaynaklanıyor; cehaletten değil. Aynı cehalet erkeklerde de var.

Bazıları kendilerine “Bunlar hurafedir, bir şey isteyecek veya dileyecekseniz Allah''tan dileyin” denildiğinde bu söze hak veriyor ve şunu söylüyorlar: “Biz zaten ne ağaçtan, ne çaputtan, ne türbeden, ne türbede yatan zattan bir şey istemiyoruz. Biz dileğimizi Allah''tan istiyoruz.”

Peki o zaman bu ağaç, bu çaput, bu kilit ne oluyor?

O da bir sebeptir, bir yoldur, bir alışkanlıktır, bir güzelliktir.

Dinî-folklorun esası bu. Paris''te de böyle Anadolu''da da.

Folklora niçin dinî bir nitelik yükleniyor? Şunun için: Daha içten dilemek, umudu daha da büyütmek, işi ciddiye almak için.

Daha derine indiğinizde belki pagan geleneklerinden, adaklardan, tabiat dininden, mitolojiden unsurlara rastlayabilirsiniz. Ama neye yarar?

Hıdırellez''de Manisa''nın Sipil Dağı''nda bir türbe mi, (Hacet Dede) harabe mi, yatır mı ne olduğu bilinmeyen kalıntının çevresinden sarmaşık toplayıp başına taç, koluna bilezik yapan kadınları kızları etkilemez ki. Onlar gizemli bir iş gibi görüyorlar bunu. Tuhaf bir inanç, tuhaf bir gelenek. Ama neşeli, ama umut dolu.

Dilek Ağacı''na çaputunu bağlayıp evine dönen kadının kalbindeki tatmin bu. O kadın eve varıncaya kadar Allah''a yalvaracak. Hurafe deyip geçmemeli.