Elli bin çeşit

00:0021/03/2007, Çarşamba
G: 28/08/2019, Çarşamba
Mustafa Kutlu

Çok değil bundan kırk, elli yıl önce yaz bitiminde ilk iş olarak eve odun alınırdı. Ton hesabı meşe gövdesi. O günlerde sokaklardan “Baltacııı…..” diye bağırarak geçen adamlar olurdu. Bunlarla anlaşılır, adamlar meşe gövdelerini doğrayarak sobalık hale getirirlerdi. O yıllarda hiçbir şey ziyan edilmez, soba tutuşturmak için yongalar dahi toplanıp çuvallar içinde odunların istif edildiği yere konurdu.Peynir (tazesi) ilkbahar sonu göçerlerden alınarak tenekelere salamura usulü basılır, tereyağı yine

Çok değil bundan kırk, elli yıl önce yaz bitiminde ilk iş olarak eve odun alınırdı. Ton hesabı meşe gövdesi. O günlerde sokaklardan “Baltacııı…..” diye bağırarak geçen adamlar olurdu. Bunlarla anlaşılır, adamlar meşe gövdelerini doğrayarak sobalık hale getirirlerdi. O yıllarda hiçbir şey ziyan edilmez, soba tutuşturmak için yongalar dahi toplanıp çuvallar içinde odunların istif edildiği yere konurdu.

Peynir (tazesi) ilkbahar sonu göçerlerden alınarak tenekelere salamura usulü basılır, tereyağı yine göçerlerden deri içine basılı olarak alınıp sonra eritilirdi. Doğuda zeytinyağı az da olsa kullanılır, ama o yıllarda margarinin adı bilinmezdi.

Un çuvalla alınır, bazı evlerde ekmek tandırda pişer, fırından alış-eriş edilse dahi bir evde bir çuval un bulundurmak gerekirdi.

Pirinç, bulgur, fasulye, nohut, mercimek vesaire dahi yine yeterince (kışı geçirecek kadar) ve toptan tedarik edilir; buna çuvalla alınan soğan ve patates ilave olurdu.

Kentlisi, köylüsü, esnafı, memuru mutlaka birkaç çeşit turşu kurar; birkaç çeşit reçel kaynatır, pekmez bulundururdu.

Yaz sebzelerinden pek çoğu kış için kurutulur, asma yaprağı küpe basılır, erişte kesilir, tuz dahi (kaya tuzu) ihmal edilmeden yerine konurdu.

Kuru meyveler, kayısı, üzüm, ceviz, badem, dut kurusu, pestil kişinin zevkine göre çeşitlenir, güvelenmeyecek mekân ve kaplara yerleştirilirdi. Hatta bazı damak zevkine düşkün aileler dayanıklı cinsinden üzüm salkımlarını, kavunları ipe bağlayarak kiler tavanına asarlardı.

Bütün bunlara ilaveten artık güz kendini gösterince bahçelerde, avlularda ateşler yanar. her aile gücüne göre bir iki davar keserek kavurma yapardı.

İşin ayrıntısına girerek yiyecek kültürü bahsini genişletirsek evin kaba kilerinden (ki yukarıda bahsedildi) ve ayrıca ince kilerinden söz etmek gerekecek. Kalsın.

Seferberlik, savaş, göç, kıtlık görmüş nesillerin geleneksel hayatında kış hazırlıkları bu çerçevede mütalaa edilebilir.

Bundan böyle eski kışlar başlar, kar günlerce yağar; bırakın köyleri şehirlerarası yollar kapanır, iletişim ve ulaşım dururdu.

İçine kapalı, kendine yeten, ihtiyaca göre üretim. Kanaat ile tüketim yapılan eski hayat.

Ne tuhaf eski dediğimiz şey asırlar öncesine değil elli sene öncesine denk geliyor. Bu da burada kalsın.

Geçenlerde Eskişehir''in ilk alışveriş ve eğlence merkezinin açılışını gazetelerde okudum. Dikkat isterim alış-veriş ile eğlence aynı cümle içinde yer alıyor. Bu CarrefourSA Hipermarket''te elli binden fazla ürün çeşidi bulunuyormuş.

Hipermarket zincirleri büyük şehirlerimizden sonra Anadolu''yu da zincirlemeye başladı. Mesela Konya''da üç adet alış-veriş merkezi varmış; marketçiler “Ayıp yani” diyor. “Bir milyon nüfusu olan Konya gibi bir yere daha çok hipermarket açılması gerekmez mi?”

Bu fetvayı kendimiz vermedik. Sokaktaki vatandaşa sorduk “gerekir elbet” dediler. Nereden, nereye?

İşte “Hayat akıp gidiyor” dedikleri sır bu. Hayatı hipermarketler ve bu devasa binaları dolduran ürün çeşitleri yönetiyor. İnsanlar bunları üretmek için çalışıyor, bunların satışa sunulması için market zincirleri (şirketler-holdingler-küresel sermayeler) oluşturuluyor, sonra vatandaş bu kadar ürün çeşidi, bu kadar vitrin ve raf labirenti arasında koşuşturmaktan akıl tutulmasına uğruyor (okurlardan af dilerim manyaklaşıyor), baba anayı, ana çocuğunu kaybediyor ve lüzumlu lüzumsuz alış-veriş edilerek doyuma ulaşılıyor. Sağolasın kredi kartı.

Gördüğünüz gibi her şey birbirine görünmez bağlar ile bağlı. Piyasanın görünmeyen eli her şeyi yönetiyor. Kredi kartı mağdurlarının sayısı yaklaşık yirmi beş milyona çıkıyor. Önümüzde feryat-figan bir kriz daha var. Allah yardım etsin.

Elli bin çeşit ürün. İşte bütün mesele. Hayat sadelikten çıkarak karmaşık hale geliyor, insanlar ne yapacağını şaşırıyor ve her geçen gün onları robotlaştıran bu düzene daha fazla bağlanıyor.

İşte size küçük çapta bir eski dünya-yeni dünya kıyaslaması. Eskiyi unut, yeni yolu tut. Bu yazı ne demek istiyor sayın Kutlu? Şunu diyor: Zokayı yuttuk.