Amentü ve imanın 6 şartı

00:0021/10/1999, Perşembe
G: 10/09/2019, Salı
Nazlı Ilıcak

Merve Kavakçı olayı, bir başka skandalı, Mehmet Kutlular''ın tutuklanıp Ulucanlar cezaevine gönderilmesi vakasını gölgeledi.İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, Kutlular''ın tutuksuz yargılanmasına karar vermişken, Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel''in müdahalesi ile, Kutlular, İstanbul''dan Ankara''ya polis nezaretinde getirildi. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi de tutuklu yargılanmasına karar verdi.Kutlular''a ne olacak?Devlet Güvenlik Mahkemelerinin tartışıldığı bir ortamda verilen bu karar,

Merve Kavakçı olayı, bir başka skandalı, Mehmet Kutlular''ın tutuklanıp Ulucanlar cezaevine gönderilmesi vakasını gölgeledi.

İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, Kutlular''ın tutuksuz yargılanmasına karar vermişken, Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel''in müdahalesi ile, Kutlular, İstanbul''dan Ankara''ya polis nezaretinde getirildi. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi de tutuklu yargılanmasına karar verdi.

Kutlular''a ne olacak?

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin tartışıldığı bir ortamda verilen bu karar, söz konusu yargı organlarına karşı çıkanların haklılığını bir kere daha tescil etmiştir.

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu''na (CMUK''a) bağlı olmaması, keyfi davranışlara yol açıyor.

İster istemez insan soruyor: Niçin İstanbul DGM tutuklamaya gerek görmezken, Ankara, işin üzerine atmaca gibi atlamış, Nuh Mete Yüksel''in de çabalarıyla Kutlular, Ulucanlar gibi son derece tehlikeli bir hapishaneye gönderilmiştir?

Ulucanlar''da kontrol devletin elinde mi? Ya, Mehmet Kutlular''ın başına bir iş gelirse? Veyahut, Meclis İnsan Hakları Komisyonu''nun da belirttiği gibi, devletin yargısız infazı bu defa, Kutlular''a isabet ederse?

"Silâhsız kuvvetler"

Evet, Kavakçı olayı, isterlerse politikacıların, şer güçleri yenebileceğini ortaya çıkardı. Bu defa "silâhsız kuvvetler" ağırlığını, demokrasiden yana koydu. Basın ve siyaset adamları, kimin adına hareket ettiği bizce malum olan Nuh Mete Yüksel''i frenlediler.

Nuh Mete Yüksel, psikolojik savaşın bir parçasıdır. Ama bu defa, siyasetin kararlı davranması karşısında silâh ters tepti.

"Silâhsız kuvvetler", aynı kararlılığı, 312''nci madde, Terörle Mücadele Yasası''nın 8''inci maddesi, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılması, hiç değilse bu mahkemelerin Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu''na tabi olması konularında göstermeli.

Hayır da, şer de Allah''tan

Ankara DGM''nin Mehmet Kutlular''ı tutuklama kararını, adil bir karar gibi göremeyiz. Zaten Ankara''daki adilse, İstanbul''unkini nasıl değerlendireceğiz: ihmal mi?

Kutlular, delilleri karartacak değil; kaçacak değil; yeri yurdu biliniyor. Ama Devlet Güvenlik Mahkemeleri kendisini bu ilkelerle bağlı hissetmiyor.

İnanan, düşünen ve inancını düşüncesini dışa vuran birini, neden buna inanıyorsun diye yargıladıkları yetmiyor gibi, bir de hapse gönderiyorlar.

"Hüküm Allah''ın değil, bizimdir. Bak işte şimdi Ulucanlardasın" mı demek istiyorlar acaba?

Ama ben eminim, Mehmet Kutlular, adaletin tecellisini Ulucanlar''da tevekkül içinde beklerken, "Hayır da, şer de Allah''tan gelir. Şer gibi görünen şeylerin arkasında hayır vardır" diye düşünüyordur.

Zaten inançlı bir insan, farklı düşünemez. Başına kaza da gelse, sevdiği bir yakınını da kaybetse, amansız bir hastalığın pençesine de düşse veya kızına hayırlı bir kısmet çıksa, geniş maddi imkânlara kavuşsa, hep Allah''a yakarır, hep yüce yaratıcıya şükreder.

Bu yüzden, depremi, Allah''ın gazabı gibi görmek, metafizik bir değerlendirme yapmak inananlar açısından yadırganacak bir şey değil.

İmanın 6 şartı

İmanın 6 şartından biri, kadere, hayır ve şerrin Allah''tan geldiğine inanmak.

Amentü''de "Ve bil kaderi, hayrihi ve şerrihi min Allahi Tealâ" denilmiyor mu?

Allah''ın meleklerine, Kitab''a, peygamberlere, ahirete, öldükten sonra dirilmeğe ve yukarıda da belirttiğimiz gibi, hayır ile şerrin Allah''tan geldiğine inanacaksınız Müslüman olmak için.

Acaba 312''nci madde, İman''ın 6 şartından birini yasaklıyor mu?

Eğer şer Allah''tan geliyorsa, zelzelenin de temelinde "Allah''ın takdiri vardır" diye düşünmek son derece doğal,

Bu takdiri 28 Şubat''a, başörtüsü zulmüne bağlamak belki doğru olmayabilir. Ama herkes yorumda serbesttir. Zelzelenin merkezinin Gölcük''te olması, bunun yanı sıra, başörtüsü zulmünün en ağır sonuçlarının yaşandığı İstanbul Üniversitesi''nin hasar gören binaların başında gelmesi, kimilerini böyle bir bağlantı kurmaya sevk etmiştir.

Hiç inanç münakaşa edilir mi? İnanç mantık terazisinde tartılabilir mi?

Kutlular''ı hapse atınca, Türkiye''de böyle düşünenlerin kökünü kazıdığımızı mı zan''ediyorsunuz?

Sonra Kutlular, depremde ölenleri suçlamıyor ki! Onları da Allah''tan gelen bu felakatin kurbanları gibi görüyor.

İnançlı insan, başına gelen kişisel felâketlerden de ders çıkarır. Onların ışığı altında hayatına çeki düzen vermeğe gayret eder. Zelzele de, toplumsal bir felâket. Bizi olumlu yönde etkilemesi gereken bir olay.

Bunda gocunacak ne var?

Demirel''den bir fıkra

İster istemez Demirel''in anlattığı bir fıkra hatırıma geldi.

Bir ülkede, Alâ adında bir hükümdar varmış. Ülke çeşitli felâketlerle karşı karşıya kalmış. Aynı Türkiye gibi, sel baskınları, zelzele, arkadan kuraklık vs. Halk sokaklarda Allah''a yalvarıp yakarmaya başlamış: "Bizi her türlü beladan, kurtar Yarabbim"

Yaşlı bir adam yanlarına yaklaşmış ve kulaklarına fısıldamış:

"Duanızı düzeltiniz: ''Bizi beladan diyeceğinize, Alâ''dan kurtar diye Allah''a yakarınız'' Ala gidince başımızdaki belalar da gider"

Eskiden 312''nci madde, bu şekilde uygulanmadığından, Demirel yukarıdaki fıkrayı rahatça anlatıyordu. Herkes de, halk kin ve düşmanlığa tahrik edildi düşüncesine kapılmadan, rahatça gülüyordu.