Onursal Başkan saçmalığı

00:008/03/2011, Salı
G: 4/09/2019, Çarşamba
Osman Özsoy

Siz hiç, Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal Atatürk için ''onursal başkan'' ifadesinin kullanıldığını duydunuz mu?Az iş mi devlet kurmak...Pekala, eski cumhurbaşkanlarından biri için, “Türkiye Cumhuriyeti Onursal Cumhurbaşkanı” ifadesini hiç işittiniz mi?Ya da, Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin bugüna kadar görev yapan herhangi bir başkanı için, “TBMM Onursal Başkanı” denildiğini duydunuz mu?Hizmetleri ile halkın gönlünde yer etmiş yaşayan veya merhum herhangi bir başbakan için, “Onursal”

Siz hiç, Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal Atatürk için ''onursal başkan'' ifadesinin kullanıldığını duydunuz mu?

Az iş mi devlet kurmak...

Pekala, eski cumhurbaşkanlarından biri için, “Türkiye Cumhuriyeti Onursal Cumhurbaşkanı” ifadesini hiç işittiniz mi?

Ya da, Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin bugüna kadar görev yapan herhangi bir başkanı için, “TBMM Onursal Başkanı” denildiğini duydunuz mu?

Hizmetleri ile halkın gönlünde yer etmiş yaşayan veya merhum herhangi bir başbakan için, “Onursal” ifadesi kullanıldığına denk geldiniz mi?

Yok böyle bir şey...

Olmaz da zaten.

Neden yok?

Yoksa, Atatürk de dahil eski cumhurbaşkanlarından birinin, ya da eski başbakan veya bakanlardan hiç olmazsa bir tanesinin, böylesine ulvi bir payeyi bugüne kadar hak etmediğini mi düşünüyorsunuz?

Sözü uzatmaya gerek yok.

Devlet kurumlarının onursal başkanları olmaz.

Hiçbir devlet kurumu, kimsenin babasının malı değildir.

Görevleri bitti mi, kurumla ilişkileri sona erer. İmza yetkileri sıfırlanır.

Resmi kurumdan ayrılmış birine “Onursal Başkan” sıfatı yakıştırmak, onun o kurum üzerindeki vesayetçi gölgesine zemin hazırlamaktır. Resmen bir ilişkisi kalmadığı halde, zorlama yollarla kurumla ilintilendirmeye çalışmaktır. Sözünün değeri düşmesin diye, zorlama payelerle, bir referans odağıymış gibi göz önünde tutmaya çalışmaktır.

Devlet kurumlarından ayrılmış isimler arasında “Onursal Başkan” sıfatı ile anılma modası ne zaman başladı?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş''ın emekli olması ile...

Pekala, Vural Savaş''a, “Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı” olarak anılmasına neden olan ve tarihe geçen o çok büyük (!) hizmeti neydi?

28 Şubat süreci''nde önce Refah Partisi''ne, ardından da Fazilet Partisi''ne kapatma davası açarak kapatılmalarına neden olmasıydı?

Kendisini, daha önceki cumhuriyet savcılarından farklı kılan ve belli çevreler tarafından bu kadar takdis edilmesine neden olan icraatı buydu.

Yani, geçen hafta bugün, Türkiye Cumhuriyeti''nin en kalabalık cenaze törenlerinden biri ile toprağa verilen Necmettin Erbakan''a siyaset yapma yolunu kapattığı için, laikçi çevreler tarafından dogmatik bir anlayışla kutsanmıştı...

Bu hizmeti karşılıksız kalmamalıydı tabi ki... Bin yıl süreceği iddia dilen 28 Şubat''a iki partiyi kapatarak kalıcı yarar sağladığı düşüncesi ile, görevinden ayrılmasına rağmen sanki görevdeymiş gibi, “Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı” olarak lansmanı yapıldı.

“Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı” sıfatıyla ortalardan dolanan ikinci isim kim?

Sabih Kanadoğlu...

Pekala, bu kişi, aynı görevi yapan önceki diğer isimlerden farklı olarak ne yapmış böylesine kutsi (!) bir sıfatı hak edecek kadar?

AK Parti''nin Cumhurbaşkanı seçmesine mani olmak için, bugünlerde kimsenin hukuken arkasında durup savunamadığı 367 olayını icat etmiş.

Nitekim geçen hafta İstanbul Beşiktaş''ta yaptığı bir konuşmada, “12 Haziran seçimlerinden başarı ile çıkacağız”
. Kim adına, elbette CHP... Pekala kime karşı? Tabi ki AK Parti''ye...

Bu kadar politize olmuş ve belli partiler adına tarafgirliğini ilan etmiş isimlerin Hüsnü Mübarek''in hukuk danışmanlarından ne farkı kalır?

Emekli olup görevden ayrılmalarına rağmen, sanki kendilerinden başka kanun nizam bilen yokmuş gibi, “Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı” gibi anlı sanlı unvanlarla gittiği yerlerde takdim edilip, takdis ediliyorlar.

Yok böyle birşey.

Devlette çalışmış insanlar için, çalıştıkları kuruma atfen, “Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı” gibi unvanlar ihdas etmek, yasalarda karşılığı olan bir sıfatlandırma biçimi olduğunu sanmıyorum.

Devletin kurumu devletindir. Görev yapan isimleri bellidir. Şahıslar oralarda gelip geçicidir.

Ama özel sektörde durum farklı. Şahsi çabaları ile kendilerine ait kurumlar ihdas eden ya da bir sivil toplum kuruluşunda üstün hizmetlerde bulunan isimler, daha sonra göreve gelenler tarafından bir kadirşinaslık olarak “Onursal Başkan” sıfatı ile anılıyorlar.

İki örnek verelim...

Altınyıldız ve Beymen markalarının sahibi Osman Boyner, Boyner Grubu''nun Onursal Başkanı
tu. Evlatları layık görmüşler, sen bizim büyüğümüzsün diyerek hürmet etmişler. Kafası kızsa, kurumun başına geçme şansı da var. Kendi mülkü neticede.
1997 yılında İstanbul Kültür Üniversitesi''ni kuran ve 2009 yılına kadar Mütevelli Hayat Başkanlığını yürüten Fahamettin Akıngüç, yaşlılık nedeni ile görevini devrettikten sonra, üniversitenin Mütevelli Heyeti Onursal Başkanı
. Elleri ile büyüttüğü vakıf kurumu neticede. Geri dönüyorum dese, “kimse bu da nerden çıktı?” diyemez.

Fakat devlet işleri bunlardan farklı.

Encümen-i Daniş adı verilen yapılanmadaki sorun da bu değil mi zaten?

Devlette bir zamanlar görev almış 40 kişiden oluşan grup, hala ülkeyi adeta dışarıdan kendilerinin yönettiği ve kendi bilgileri dışında yaprak bile kımıldamadığı varsayımıyla sıklıkla toplanıp
.

Yazı çok uzadı, farkındayım. Biri çıksın da son versin artık, giderken unvanlarını da sırtında götürmeye hevesli insanların kendi aralarında sıfatlaşıp durma işine.

İş kitabına, kuralına bağlansın.