Bekir Coşkun olayı

00:0025/08/2007, Cumartesi
G: 29/08/2019, Perşembe
Özlem Albayrak

Emin Çölaşan Hürriyet''ten gönderildikten sonra gözlerin Bekir Coşkun''a çevrilmesi, gönül, kader ve fikir birliği ettiği arkadaşının ardından Hürriyet''ten ayrılması beklentisini ne gerekli ne de şık buldum. Ama Bekir Coşkun''un da dürüstçe ve mertçe ''bu konforu bırakacak gücüm yok'' deyip yoluna devam etmek yerine, ağlamaklı bir dille gidip-gitmeme meselesini -sanki git kararı çıktığında bu karara uyabilecekmiş gibi- okurlarına havale etmesi de ne mesleki etik, ne de onurlu bir duruş bağlamında

Emin Çölaşan Hürriyet''ten gönderildikten sonra gözlerin Bekir Coşkun''a çevrilmesi, gönül, kader ve fikir birliği ettiği arkadaşının ardından Hürriyet''ten ayrılması beklentisini ne gerekli ne de şık buldum. Ama Bekir Coşkun''un da dürüstçe ve mertçe ''bu konforu bırakacak gücüm yok'' deyip yoluna devam etmek yerine, ağlamaklı bir dille gidip-gitmeme meselesini -sanki git kararı çıktığında bu karara uyabilecekmiş gibi- okurlarına havale etmesi de ne mesleki etik, ne de onurlu bir duruş bağlamında olumlu karşılanacak türden bir manevra değildi.

Zaten Hürriyet Çölaşan''ı istemedi diye kendisini ayrılmak-ayrılmamak ikilemine getirmesini, köşe yazarlığı gibi ciddi ve güven telkin eden bir kurumu militanlaştıran ve işi bir mevzi savaşına dönüştüren bir tarafı vardı. Milyonlarca vatandaşa kanaat önderliği işine böylesi tavırları bulaştırmanın güven örseleyici bir tarafı vardı bana kalırsa.

Ancak Coşkun farklı düşünmüş olacak ki, hem bulunduğu yeri kendisine duyulan muhalefet ihtiyacından dolayı zorunlu olarak terk etmemiş görüntüsü verdi ve dolayısıyla ''düşürülen'' arkadaşına sırtını dönmemiş gibi oldu, hem de daha dürüstçe davranan diğerleri gibi ''Çölaşan tarafından ihanet''le suçlanma ihtimalini bertaraf etti...

Hem de ne etme. Hem Emin Çölaşan''ın Hürriyet''ten gönderilişi unutuldu ve düşme trendine giren tirajın kan kaybı biraz olsun önlendi, hem de Bekir Coşkun bir halk kahramanına dönüştü. Yanlış okumadınız halk kahramanı; CHP''ye oy veren yüzde 20 dışındaki halkın tamamına “göbeğini kaşıyan adam” diyen Bekir Coşkun ''Cumhurbaşkanını tanımayan çeksin gitsin'' sözünü duyar duymaz yine çareyi halka sığınmakta buldu, fi tarihindeki askerlik nöbetlerinden bahsetme derecesine vardırdığı duygusallığıyla bu ülkeyi sevdiğinden falan sözetmeye başladı, ertesi günkü devam yazısında ise, “bu ülkede yaşayan iyi insanların yüreklerindeki o müthiş yer” diye tanımladığı yere yolculuk ettiğini söyledi. Oysa bu ülkenin yüzde seksenine “göbeğini taşıyan adam” demişliği vardı; yolculuk ettiği yer de herhalde kalan yüzde yirmilik kısma dahil olan yüreklerdi. Bunu, demokrasiye vurursak, yüzde 80''e yüzde 20 oranla gitmesini isteyenlerin çoğunlukta olması gerekirdi.

Nitekim “etme ki bulma, söyleme ki alma; sonra kalkıp ''ben memleketimi seviyorum'' duygusallıklarından medet arama” sözümüz gereğince, Bekir Coşkun''un daha önce teklif etmediği şeylerden de değildi hani şu gitme-gönderme meselesi: Çok değil daha bir yıl önce 2006 Mayıs''ında Başbakan''ı, Başbakan Yardımcısı''nı, Meclis Başkanı''nı ve dahi tüm AK Partilileri deveye bindirip Arabistan çöllerine göndermeye kalkmışlığı da vardı. Tıpkı Süleyman Demirel''in başörtülü eğitim almak isteyen binlerce genç insanı Arabistan''a gönderdiği gibi.

Coşkun''un hesabına vurursak, yüzde 80''e yüzde 20 oranla Bekir Coşkun''un gitmesini isteyenlerin çoğunlukta olması gerekir dedik, ancak bugün bir halkoylaması yapılsa Coşkun ve avanelerinin bu ülkeden gitmesini isteyenlerin sonucu yüzde seksen çıkmaz, emin olun. Neden? Yücegönüllüdür bu millet. ''Bidon kafa''dan ''göbeğini kaşıyan adam''a, ''aptal''a kadar onlarca sıfat yapıştırılmış olsa da.

Bekir Coşkun''un gitmesini isteyen yok yani. Zaten Bekir Coşkun''un Emin Çölaşan sonrası sergilediği manevra da hiçbir şekilde Türkiye''den olduğu kadar, Hürriyet''ten de gidemeyeceğinin delili. Çünkü, dürüstçe ''ben kalıyorum arkadaş'' demek yerine, gidip-kalma meselesini okurlarına soruyormuş izlenimi vererek, ''silah arkadaşı'' Çölaşan''ın yarattığı depremin çabuk unutulması yolunda Başbakan''la polemiğe girerek tiraj kaybını durdurmaya çalışan ve farkında olmadan yönetimin ekmeğine yağ süren, ya da farkında olarak Hürriyet''le elele verip yerini sağlamlaştıran kendisiydi.

Bekir Coşkun “kalma isteğinden dolayı” suçlanamaz elbette. Bırakıp gidemeyeceklerinizin çokluğu sizin iktidarınızla doğru orantılıdır ve iktidar bağımlılık yapar. Ve okurları öyle istedi diye mesleğini, yıllarını, iktidarını bırakıp gideni şimdiye dek görmedi Türk Basını.

Ama bazen ulusal ve etkin bir gazetede yazıyor olmanın sağladığı “iktidar”ı abartan, ülkenin Başbakanı''nı Arabistan''a kovma, yüzde 20 dışında kalanlara “göbeğini kaşıyan adam” deme selahiyetini vehmetmeye sebep olabilir ve bu tehlikeli bir noktadır.

İktidar bağımlılık yapar ama bir o kadar da tehlikelidir yani. O yüzden işte Emin Çölaşan''a ihanet etmediği izlenimi vermek için gitmekle kalmak arasında bir noktadaymış gibi davranırken, bir yandan da Hürriyet''in kaybettiği tirajı yerine koymak için, yeni Emin Çölaşan pozlarına durarak Başbakan''la polemiğe girerseniz kendinizle çelişirsiniz. Birilerine git deyip, aynı söz size iade edildiğinde bozulursanız; yine, kendinizle çelişirsiniz. Ve çelişki, güven kaybına sebep olur. Bu hele de ''güven''den ekmeğini çıkaran bir yazar için “son” demektir. Şu yazar iktidarı meselesini bir kez daha düşünmekte fayda var. Bekir Coşkun''un kalma manevralarında da, Başbakan''a kafa tutuşlarında da, bol keseden millete hakaret dağıtmasında da bunun payı var çünkü. Ama medyanın en iktidarlı yazarlarından biri de Çölaşan''dı, değil mi?