Bekleyen

00:002/12/2007, Pazar
G: 29/08/2019, Perşembe
Rasim Özdenören

Kapı ilkin yavaşça tıkırdatılıyor. Bir, iki, üç, dört, beş… Umutla bekleniyor. Altı, yedi, sekiz…Bu bekleyişe tahsis edilmiş bir sabır vardır: onun sınırları fazla zorlanmadan, zorlanmayacak ölçüde bekleniyor. Dokuz, on…Bu kez orta parmak kamburlaştırılarak vuruluyor kapıya.Ardından parmak uçlarıyla deneniyor, tırnakların rahatsız edici bir gıcırtı çıkartması umularak…Kapının arkasında bir hareket olmalı. Bir nefesin soluması işitilmeli. Ama hayır! Yok böyle bir işaret. Ama olmalı: orada birinin

Kapı ilkin yavaşça tıkırdatılıyor. Bir, iki, üç, dört, beş… Umutla bekleniyor. Altı, yedi, sekiz…

Bu bekleyişe tahsis edilmiş bir sabır vardır: onun sınırları fazla zorlanmadan, zorlanmayacak ölçüde bekleniyor. Dokuz, on…

Bu kez orta parmak kamburlaştırılarak vuruluyor kapıya.

Ardından parmak uçlarıyla deneniyor, tırnakların rahatsız edici bir gıcırtı çıkartması umularak…

Kapının arkasında bir hareket olmalı. Bir nefesin soluması işitilmeli. Ama hayır! Yok böyle bir işaret. Ama olmalı: orada birinin olduğu, birinin yaşadığı, seni beklemiyor olsa da orada bir canlının, canlı bir insanın yaşadığı biliniyor…

İnsana tuhaf bir aşağılanma duygusu aşılanır, kapının önündesin, içerden sana birinin hoş geldin yapması gerekiyor.. evet, aynen: gerekiyor.. fakat gereken o devinim yerine getirilmiyor.

Hastaneye giriş işlemini bir başına gerçekleştirmiştir. Orada uzunca bir süre kalması gerekebilir. Ancak bu uzunca sürenin ne kadar süreceğini kimse bilmez. Bilse de söylemez. Hastanelerin nerdeyse genel bir kuralıdır bu: hastaya boş umut verilmek istenmez. Ancak durum yalnızca süre konusunda geçerlidir. Çünkü süre vermek şöyle bir şeyi sonuçlar: o sürenin bitiminde hasta (yerine göre hükümlü) taburcu (tahliye) edileceğini düşünür. Taburcu edilmediği anda, ondan sonra geçirilecek her ân kümülatif olarak yığılır. Yığıntının ağırlığı öylesine artar ki, dünyanın en babayiğit adamı bile onu kaldıramaz. Kaldırmakta zorlanır demiyorum, kaldıramaz…

Bütün işleri bir başına başarıp buraya kadar gelmiştir. Narkozun etkisinden kurtulduğunda görmek istediği simaları hayalinde canlandırmıştır. Bekliyor ki, birileri ona geçmiş olsun diye.. Fakat karşısında sağır bir duvarın beyaz badanalı karanlık yüzünden başka bir karşılayıcısı yok. Merhaba duvar! Merhaba beyaz boya! Asık surat!

Demek ki, sevgili olarak karşılayacağı bu renksiz duvarlar olacakmış. Eli telefona uzanıyor. Tuşlara dokunuyor. Sinyal sesini işitiyor. Sinyal sesini işitmek bir başına umutlanmanın adıdır. Son darbeye kadar heyecan içinde beklemek lazım. Ola ki, muhatap meşguldür. Telefona yetişemeyeceği bir iş üzerindedir. Uyuyor olabilir. Az bekleyip bir kere daha dokunmalı tuşlara. Öyle yapıyor. Biliyor ki, telefonun karşı ucunda zil ya da sinyal sesi bütün komşuların kulağına erişmiştir.

Bütün umutlar boşa çıkartılıyor. O ise, bir insan sesi işitmeye şartlanmış. Tuşlara yeniden dokunuyor. Ancak bu kez önceki tuşlar değil dokunduğu, gelişigüzel.. karşıdan belki bir alo sesi işitilir. İşitiliyor, bir hanım sesi. Sesi birkaç kez dinliyor. Yorgun, sayrılı bir ses tonuyla cevap veriyor. “Alo, sevgilim, ben..” “Buyurun efendim, kimsiniz?..” “Benim.. şu anda.. nerdeyim biliyor musun?” “Hangi numarayı aradınız efendim?” “Tanımadın mı beni? Ben…”

Hafızasından bir isim aranıyor, ama kendi adını bile aklına getiremiyor. Telefon karşıdan kapanıyor. Kulağında kapatılmış telefonun sinyal düt dütleri…

Gözü kararırken ahize elinden düşüyor. O sırada açık kapıdan beyaz bir siluetin titreşimini fark eder gibi oluyor.