Bütün kötülüklerin anası...

00:009/06/2011, Perşembe
G: 4/09/2019, Çarşamba
Rasim Özdenören

Bazı durumlarda George Orwell''ın “Hayvan Çiftliği” adındaki romanından sahneler aklıma gelir. Çiftlikteki isyanın arkasından çiftlik sahibi Mr. Jones kovulduktan sonra yönetim hayvanların eline geçer. Bir süre sonra da zekâlarıyla temayüz etmiş olan domuzlar diğer hayvanları yönetmeye başlar. Domuzların arasındaki ikisi de, Napolyon ile Snowball, önder konumuna geçerler ve aralarında rekabet başlar.Napolyon hain, sinsi, kendi çıkarı için yapmayacağı bir kötülük bulunmayan bir karaktere sahiptir.

Bazı durumlarda George Orwell''ın “Hayvan Çiftliği” adındaki romanından sahneler aklıma gelir. Çiftlikteki isyanın arkasından çiftlik sahibi Mr. Jones kovulduktan sonra yönetim hayvanların eline geçer. Bir süre sonra da zekâlarıyla temayüz etmiş olan domuzlar diğer hayvanları yönetmeye başlar. Domuzların arasındaki ikisi de, Napolyon ile Snowball, önder konumuna geçerler ve aralarında rekabet başlar.

Napolyon hain, sinsi, kendi çıkarı için yapmayacağı bir kötülük bulunmayan bir karaktere sahiptir. Kafasında çiftlik yönetimi için herhangi bir projesi yoktur; onun için varsa yoksa kendi iktidarını sürdürmenin yollarını bulmaktır. Bunu sağlamak için cinayet dâhil yapmayacağı bir kötülük yoktur. İktidarını savunmak için gizlice köpek yetiştirir ve onların eğitimini sağlar. Snowball ise iyi niyetli, olumlu düşünen, çiftlik için kafasında projeler olan ve onları hayata geçirmek isteyen bir kafa yapısına sahiptir. Mesela çiftliğe bir yel değirmeni yapma işi onun projesidir ve projeyi uygulamak için faaliyete de geçmiştir. Ancak proje üzerinde konuşulurken Napolyon bu işe şiddetle muhalefet eder. Sonunda tartışma düzleminde Snowball''la başa çıkamayacağını anlayan Napolyon köpeklerini onun üzerine salar ve onu çiftlikten kovar. Böylece çiftliğin tek hâkimi haline gelir. Bundan sonra çiftlikte karşılaşılan ne kadar olumsuzluk varsa bunun sorumlusu Snowball olarak görülür ve gösterilir. Snowball çiftliğin kâbusu haline gelmiştir. Napolyon, Snowball''un projesi olan yel değirmenini uygulamaya koymak ister, çünkü kafasında kendine özgü hiçbir projesi yoktur. Diğer hayvanlar bu projenin Snowball''a ait olduğunu hatırlattıklarında, onları hafızalarının yanılttığını, bunun asıl Napolyon''un projesi olduğunu söyleyerek inşaata başlanır. Burada ön alan, çiftlikteki bütün kötülüklerin anası olarak Snowball''un gösterilmesinin hayvanlar arasında alışkanlık haline gelmiş olmasıdır.

General Evren savcıya verdiği ifadesinde “İdareye el koymasaydık ülke elden gidiyordu” demiş. Yaptığı işten dolayı pişmanlık duymadığını da belirtmiş.

İşte bu ülkede bazı mevhum tehlikeler birilerinin idareye el koymasının bahanesi olarak daima elde hazır bulundurulmuştur. Hayvan Çiftliği''ndeki durumun farklı bir izdüşümü... Daha Sultan II. Abdülhamit zamanında “Şeriat isterük!” diye kalkışanlar ve o uğursuz 31 Mart olayının tertipçileri, Sultan II. Abdülhamit''i mürteci olarak yaftalamayı başarmıştı. İttihat ve Terakki ve onun tohumundan türemiş olan Cumhuriyet Halk Partisi, bu yaftalamayı hep sürdürmüştür.

“Ülke elden gidiyor” veya “gericiler geliyor” veya “irtica hortluyor” kabilinden aslı astarı olamayan iddialar, darbecilerin elinde eskimez bahaneler olarak kullanılmıştır.

Reel âlemde bu iddiaların karşılığı bulunmadığından onlar sanal olarak icat edilmişlerdir. Vaktiyle “derin devlet” olarak adlandırılan gizli güç, bu gün Ergenekon veya Balyoz vb. adları altında somutlaşıyor. “Derin devlet”in işbirlikçileri de kendi pozisyonlarını saklamaya gerek duymayan bir pervasızlıkla halkın önüne çıkabiliyor.

Bu gün aslında, kendilerinden proje talep eden halkın karşısına proje olarak Tayip Erdoğan hükümetlerinin icrasının meydana getirdiği birikimi talan etme tasarılarını öne sürüyorlar. “İşsizliği önleyeceğiz” diyorlar, fakat hangi yatırımın karşılığı olarak bunu sağlayacakları belli değil... İşsize veya muhtaca ayda 600 lira vereceğiz diyorlar, kaynak olarak Merkez Bankası''nın rezervini işaret ediyorlar. Üstelik: “O para orada duruyor, insan mı önemli para mı? Bunlar insana değer vermiyor” diyerek tasarrufu kendi elinde olmayan bir kaynağa göz dikerek...

“İrtica” gibi “ülke elden gidiyor” gibi soyut iddialar dikiş tutmaz hale geldiğinden, gözler şimdi mevcut birikimi çarçur etme projelerine bırakıldı.

Bazı şeylerin denenmesinin imkânı yoktur. Eğer imkânı olsaydı da bunlara üç aylık bir yönetim fırsatı verilseydi, üç ay sonra ülkenin ne hale getirileceğini gözlerimizle görseydik! Ben bunu gözümle görüyor gibi görüyorum. “Hazıra dağlar dayanmaz” sözü işte burada bir kere daha doğrulanıyor. “Milletin malı deniz, yemeyen domuz...” tekerlemesi de ona eşlik ediyor.