Meselâ
diye bir kavram hanidir havalarda uçuşuyor. Bu büyülü kavram, hudutların aşıldığı, sermâye, mal ve hizmetlerin akışı üzerindeki engellerin ortadan kalktığı, bunun da müthiş bir özgürleşme getireceğine dâir bir yaygın beklenti ortaya çıkardı. 1990’lardan başlayarak günümüze kadar bu kavramın büyüsüyle düşünmeye şartlandırıldık. Olur olmadık yerlerde, “küreselleşmenin yaşandığı günümüzde” diye başlayan nutuklara mâruz kaldık. Ne zaman ki, tekmil dramatik neticeleriyle kitlesel göç meselesi ile karşılaştık;
anladık ki küreselleşme denilen hâdise insanı ihtiva etmiyormuş.
Mallar, hizmetler, paralar, engellenmeden bir yerden bir yere kolaylıkla gidebilirken, insanlar baskılanıyor, evlerinde oturmaya mahkûm ediliyormuş. Seyahat özgürlüğü bir masalmış. Yâni küreselleşme insan için, emeğin özgür dolaşımı için değilmiş. Bu anlaşılınca, bu defâ, yeni bir kelimenin daha üretilmesine şâhit olduk:
Küyerellik (glocalization).
Yâni hem küreselleşiyor, hem de yerelleşiyormuşuz. Etnik,dinsel, kültürel çeşitlenmelerin açığa çıkarılması, bir zenginlik diye yutturulması, bir avuç sanatçının kültürel melezlendirmeler, sentezler, dökümlemeler (füzyon) üzerinden yapıp ettiklerini ,
yerelliklerin küreselleşmesi
olarak kabûl etmemiz istenmiştir. Meselâ Menuhin ve Shankar’ın birlikte ürettikleri o müthiş düet, keman ile sitarın biradaya gelmesi, West meets East konserleri, artistik olarak bir değer taşıyordu taşımasına; ama bunun dünyâda bir karşılığı yoktu. Eğer, Hintlilerin görece mâhir olduğu bilişim sektöründe bir mahareti yoksa, ABD’nin veyâ Kanada’nın kapıları sıradan bir Hintli için sonuna kadar kapalıymış. Entelektüel, edebî, artistik anlayış birlikleri, yakınlaşma, kaynaşma arzuları, somut hayâtın üzerine kurulan duvarları aşmak için bir katkı sağlayamaz mıydı? Buna saf saf inananlar vardır elbette. Ama ne yazık ki, bu yolda yapılıp edilenler, bir teselli dışında bir tesir doğurabilmiş değil. Geniş ufuklu sanatsal kavrayışların çabaları, kültürel endüstriler tarafından paketlenip göz boyayıcı, kuru bir şekilde gönül alıcı, uçucu
dönüştürüldüğünü biliyoruz. Filistinli ve Yahudi sanatçıların birlikte oluşturduğu orkestranın konserleri, Filistinlilerin yaşadıklarını değiştirmiyor. Somut hayâtta, yükselen; anlayış, yakınlaşma, kaynaşma değil, tam aksine dışlama, aşağılama oldu. Bilhassa, ağır krizler, kültürel olarak kodlanmış dünyânın insanlarını birbirine kolayca düşman kıldı. Yeni sağın, yabancı düşmanlığının yükselişi bunun açık göstergesi değil de nedir?