Temsil kavgaları

04:004/09/2023, Pazartesi
G: 4/09/2023, Pazartesi
Süleyman Seyfi Öğün

Guy Debord’ un çok haklı olarak işâret etmiş olduğu üzere, âdemoğlu aslında hiçbir şeyi üretmez; olsa olsa yeniden üretir. Âletlerden, geçimlik işlere, oradan da temsillere doğru kanatlanan süreçlerdir bunlar. Hâsılı, bir yeniden üretim süreci olarak temsiller, sanatlar; imgeler ve simgeler, kendi içinde bir dizilimin konusudur. Temsiller yeniden üretimin en dolayımlı boyutlarını verir. Simgelerden başlayalım. Onlar, temsil süreçlerinin görsellik üzerinden en jiletimsi kısmına isâbet eder. San’atlara

Guy Debord’
un çok haklı olarak işâret etmiş olduğu üzere, âdemoğlu aslında hiçbir şeyi üretmez; olsa olsa
yeniden üretir.
Âletlerden, geçimlik işlere, oradan da temsillere doğru kanatlanan süreçlerdir bunlar. Hâsılı, bir yeniden üretim süreci olarak
temsiller, sanatlar; imgeler
ve
simgeler,
kendi içinde bir dizilimin konusudur. Temsiller yeniden üretimin en dolayımlı boyutlarını verir. Simgelerden başlayalım. Onlar, temsil süreçlerinin görsellik üzerinden en jiletimsi kısmına isâbet eder. San’atlara gelince; onlar tasvirlerden en karmaşık temsillere doğru temsillerin en kremalı kısmına işâret eder. Şuna da işâret edilmelidir ki, yeniden üretim süreçlerinin temsillere doğru kanatlanması bizleri
hem çok zengin hem de çok sorunlu iklimlere
taşır. Temsiller işlendikçe, bâsit bir yansıtma meselesi olmaktan çıkar. İşin içine rüyâlar, arzular girer. İmgelere sıçrarız. Bu sıçrama gerçek ile hayâl edilen arasında da bir bulanıklığa yol açabilir. Simgeler seviyesinde de, bâzen -tıpkı bugün olduğu üzere- simgelenen-simgeleyen arasındaki ilişki kırılganlaşabilir.
Baudrillard
’ın uzun uzun üzerinde durduğu gibi s
imgelerin simgelediklerinden ayrışması
ve kendi özerkliklerini kazanması postmodern -geç modern demeyi tercih ederim- durumun içinde yaşanan çok özel ve çok sorunlu bir durumdur. Sorunun ağırlığını postmodernliğin zârurî bir neticesi olarak
post truth
iddiaların olağanlaşmasından anlayabiliriz.
Modernlik
öz-biçim arasında şiddetli bir gerilimi başlattı. Bir öz olarak hakikati dayattı.
Postmodernlik
onu derinlemesine eleştirdi.
Post truth
’a onu toptan reddetmek ve aşmak kaldı.
Bu süreçlerin bir dizi saf kültürel tercih ve faaliyetin ürünü olduğunu zannetmiyorum. Tam aksine, bu gerilim ve geçişlerin
maddî medeniyet dâiresinde
bir karşılığı olduğu kanaatindeyim. Bunların lâlettâyin kaprisli süreçler olmadığını düşünüyorum. Şimdi bunları bir açalım…
Fetiş yüklü sınâî bir üretim iddiası olarak kapitalizm
felsefî, bilimsel-teknolojik özcülüğü
önplâna geçirmek zorundaydı.
Hurâfeler, masallar, efsâneler, dinî inançlar
üretim ideolojisinin önündeki en büyük mânialar olarak değerlendiriliyordu.
Descartes
ve
Spinoza
gibi iki ana felsefî sütun üzerinden kurulan yapı tam da bu özcülüğü ortaya koyar. Kapitalizme evrilen bir dünyâ mı bu ikiliyi ortaya çıkardı; değilse onların fikirleri mi kapitalizmin özcülüğünü doğurdu tartışılabilir. Ama maddî medeniyet dâiresinde bu fikirler in son derecede tutarlı ve anlaşılabilir bir çerçeveye oturmakta olduğunu kimse inkâr edemez. Felsefî dâirenin dışında, kültürel vasatlarda
püritanlık bir dinsel özcülük
olarak sürecin derinleşmesine katkıda bulunuyordu. Toplumsal düzlemde, bilhassa 19.Asırdan başlayarak burjuvalar özcülüğün başat savunucularıydılar. Sanatlarda
Neoklasistlerden başlayarak Romantikler vb burjuva estetler, Barok
ve
Rokoko
’nun gösterişçiliğe varan temsil anlayışını yabancılaşma, saflığı temsil eden tabiattan kopuş olarak reddediyordu.
Öz
, birbiriyle tutarlı olan
içimizdeki ve dışımızdaki tabiattaydı.
Kapitalist târihinin
üretim fetişizmi ile tüketim fetişizmi arasında bir savrulma
olduğuna bu sütunlarda defâlarca işâret edildi. Bu savrulma, târihin şâhitlik ettiği en dar görüşlü
üretim-mübâdele-tüketim tarz
ı olarak kapitalizmin uzlaşmaz-içsel çelişkisidir. Kapitalizm,
üretim ve tüketimin dengesizleştirildiğ
i bir aşırılık olgusudur. Bir aşırılık olan üretim fetişizminin yol açtığı derin sistemik krizleri aşmak adına tüketim üzerinden zıt bir fetiş daha doğurmaktan geri kalmamıştır.
Postmodern
eleştiriler aslında, üretim üzerinden baskılanan tüketim duygularına serbestiyet kazandırmak içindi. Özcülük, tekmil müştemilâtıyla gözden düşürüldü. Üretim fetişizmi tarafından yasaklanan ve evden kovulan fikirler, hikâyeler; hasılı temsiller, âlây-ı vâlâ ile yeniden vaftiz edilerek evlere buyur edildi. Popüler kültürel endüstriler tam kapasite ile çalışmaya başladı. Dün,
görünen
o kadar mühim değildi. Görünen
beden
değildi mühim olan,
özü temsil eden ruh, akıl, zekâ ve ka’biliyetlerdi.
Hatta bunu ispatlamak için bedenin aşağılanması bir göstergeydi. Yâni tek tip bir gösteri prim yapıyordu;
gösterilere saldıran gösteriler.
Törensellikler devâm ediyordu. Ama mümkün mertebe yavan
resmî
bir disiplin içinde. Şimdi ise manzara bunun aksidir. Artık
beden ve onun nasıl göründüğüdür
mühim olan.
Gösterilenin neyi gösterdiği
hiç mühim değildi. Bizzat göstermenin kendisi kıymetliydi.
Görsel medya
ve
sosyal medya
olarak bilinen mecrâlarda
narsisist
-
hedonist teşhirciliğin
akıl almaz tırmanışı da tüketim fetişine kayan kapitalist vasatın bir fonksiyonu olarak cereyan ediyor.
Donuk ve sıkıcı resmî törenlerin
geri çekilmesi; bunun yerini çok daha cümbüşlü sivil törenlerin alması tesâdüf değil.
Pekiyi,
perhizkâr özcülükten savurgan bir gösterişçiliğe kayan
kültürel süreçlerin pratik neticeleri neler oldu?
Yabancılaşma
târihimiz derinleşti. Üretim fetişizmin yabancılaştırıcı tesiri, bir disiplin toplumu inşâ etmek, duyguları bastırmak,
insanı insandan soğutmaktı; koparmak değil.
Üretim, şöyle veyâ böyle toplumsal olarak yaşamayı zorunlu kılıyordu. Tüketim fetişizmi ise insan-insan ilişkisini kopardı.
Görmek ve
göstermek
, bugün insan insan ilişkisinin tek ve en baskın eylemi. Özcülüğün lânetlendiği vasatlarda yüzeyselleşmeler kaçınılmaz. Eskiden
akılyürütmeler
şöyle veyâ böyle eylemi öncelerdi. Bugün
görüntülerin yol açtığı alınganlıklar ve takıntılı çağrışımsal refleksler
eylemin sâiklerini oluşturuyor. Böyle bir dünyânın her zaman olduğundan daha tekinsiz olduğundan emin olabiliriz. Son bir kaç hafta içinde olanları bir hatırlayalım: Birileri, genel ahlâka ve geleneklere mugayir bularak opera ve balenin kapatılmasını istedi..Birileri de cevâben ve dahi intikâmen 30 Ağustos’u ikonların deveyi hamuduyla götürdüğü, zevksiz-kitch gösterilerin yapıldığı pop müzik festivallerine çevirdi. Birileri başörtülü kadının örtüsüne saldırdı. Birileri de durakta öpüşen gençlere açtı ağzını, yumdu gözünü..Alkolsüz şampanya partileri, Yeşil Sol Partili Zaza âilesinin havuzlu, villalı,bol markalı brunch partisine karıştı..Birileri başarılı sonuçlar alan Voleybol Kız Millî Takımı oyuncularına verdi veriştirdi. Birileri de alt tarafı bir spor başarısını, Kemalizm’in, lâikliğin, kadınlığın zaferi olarak vaftiz etmeye kalkıştı.. Güler misiniz, ağlar mısınız?
#Aktüel
#Toplum
#Devlet
#Süleyman Seyfi Öğün
#Politika
#Tarih