Kapitalist târihinin
üretim fetişizmi ile tüketim fetişizmi arasında bir savrulma
olduğuna bu sütunlarda defâlarca işâret edildi. Bu savrulma, târihin şâhitlik ettiği en dar görüşlü
üretim-mübâdele-tüketim tarz
ı olarak kapitalizmin uzlaşmaz-içsel çelişkisidir. Kapitalizm,
üretim ve tüketimin dengesizleştirildiğ
i bir aşırılık olgusudur. Bir aşırılık olan üretim fetişizminin yol açtığı derin sistemik krizleri aşmak adına tüketim üzerinden zıt bir fetiş daha doğurmaktan geri kalmamıştır.
eleştiriler aslında, üretim üzerinden baskılanan tüketim duygularına serbestiyet kazandırmak içindi. Özcülük, tekmil müştemilâtıyla gözden düşürüldü. Üretim fetişizmi tarafından yasaklanan ve evden kovulan fikirler, hikâyeler; hasılı temsiller, âlây-ı vâlâ ile yeniden vaftiz edilerek evlere buyur edildi. Popüler kültürel endüstriler tam kapasite ile çalışmaya başladı. Dün,
o kadar mühim değildi. Görünen
değildi mühim olan,
özü temsil eden ruh, akıl, zekâ ve ka’biliyetlerdi.
Hatta bunu ispatlamak için bedenin aşağılanması bir göstergeydi. Yâni tek tip bir gösteri prim yapıyordu;
gösterilere saldıran gösteriler.
Törensellikler devâm ediyordu. Ama mümkün mertebe yavan
bir disiplin içinde. Şimdi ise manzara bunun aksidir. Artık
beden ve onun nasıl göründüğüdür
mühim olan.
Gösterilenin neyi gösterdiği
hiç mühim değildi. Bizzat göstermenin kendisi kıymetliydi.
ve
olarak bilinen mecrâlarda
-
akıl almaz tırmanışı da tüketim fetişine kayan kapitalist vasatın bir fonksiyonu olarak cereyan ediyor.
Donuk ve sıkıcı resmî törenlerin
geri çekilmesi; bunun yerini çok daha cümbüşlü sivil törenlerin alması tesâdüf değil.