Oyunu bozan, sermâyenin genişlemesi kâidesi mûcibince
oldu. Başlangıçta Batı, kirli, emek yoğunluklu, demode sanayi kollarını aktardı Çin’e. Ama Çin, bununla yetinmedi ve teknolojik bir ivme elde etti
. Eş anlı olarak hem artık Batı’yı terk eden endüstriyel hem de onun yerini alan postendüstriyel süreçlerin merkezi hâline geldi.
Bu, belki de ilk defâ
Batı-kapitalizm özdeşliğinin bozulması
manâsına geliyordu. Sıkıntı da burada yatıyor. Batı tarafından hazmedilmesi son derecede zor bir süreç bu.
Angloamerikan saldırganlık
bu özdeşliğin yeniden kurulmasını arzu eden bir dinamikten hareket ediyor
olarak literatüre geçen ve bizzat Batılı kaynaklar tarafından ikrar edilen bir kavramın ideolojik bir tepkiye dönüşmesi… Hâlâ finansal ve askerî açıdan güçlü olduklarını düşünüyorlar. Aslında değiller. Şahsen bu kavramlara pek iltifat etmem, ama kullanayım: Târihin ilerlemeci saflarında değiller. Üretici güçlerin, hiç değilse teknolojik boyutu ellerinden kaydı.
Batı artık târihin gerilemeci tarafında.
Hâlen büyük bir enerji ve askerî güç olan Rusya, ekonomik ve teknolojik olarak büyüyen Çin ile giderek bütünleşik bir cephe oluşturuyor ve BRICS üzerinden genişliyor. Angloamerikan saldırganlık, eğer içinden durdurulamazsa savaşı zorlayacaktır. Diğer taraftan Batı-kapitalizm ilişkisinin sona ermesi kapitalizmin sonu değil.
bambaşka bir dünyâyı haber veriyor. Eğer ilerlemenin manâsı daha iyi ise, işte bundan hiç de emin değilim…