
"Taha Akyol''u kızdırmışlar, Milliyet''ten ayrılıyormuş" diye duyduğumda çok şaşırdım. Pazartesi yazılarında kitap/dergi tanıtımına özen veren Milliyet yazarının sütunu geçtiğimiz pazartesi (28 Mayıs 2001) günü boştu. Etrafa kulak verince, Taha Bey''i sıkan bir olay yaşandığını, yazdığı yazısının konulmadığını, ancak sonunda sorunun tatlıya bağlandığını öğrendim. Milliyet yönetmeni Mehmet Yılmaz, 27 Mayıs''ın Kurucu Meclis kadrosundan Oktay Ekşi ve Metin Toker''in Taha Bey''le 27 Mayıs üzerine giriştiği kalem tartışmasında neden taraf tutma ihtiyacı hissetti ki? 27 Mayısçı olmaya yaşı müsait değil...
Aslında, en büyük özgürlüğü, yazarın çalıştığı kurumdan ayrılabilmesi olarak görenlerdenim. Fikrî bir sıkıntı yaşıyorsa, beraber olamayacağı bir kadro içinde bulunmak canını sıkıyorsa, ya da ne bileyim ekonomik sebeplerle, ceketini alıp çıkabilmeli bir gazeteci... Hele bir de yazısını evinden gönderen, fiilî olarak gazetecilik yapmayan bir yazarsa, bağımsızlık ve özgürlüğün neredeyse tek ölçüsü ''ceketini alıp gidebilmek'' bence... Fiilen gazetecilik yapan Taha Akyol''un eksikliğinin Milliyet''i fakirleştireceğini anlamış olmalı Aydın Doğan...
Kendimi ''büyük medya patronları" yerine koyuyorum ve "RTÜK yasasının istediğim gibi çıktığı bir ortamda acaba ben ne yapardım?" sorusuna cevap arıyorum. Göründüğü kadar kolay bir soru değil bu. İhalelere girme, özelleştirmelerde rahat hareket etme, borsada at oynatma hakkını yasalarla alırsınız da, o hakkı kullanırken başınız dertten kurtulamayabilir. Bizim ülkede fazla güce nazar mutlaka değer çünkü...
İlk sorunun ''güvenlik belgesi'' konusunda çıkacağına emin olabilirsiniz.
Biliyorsunuz, frekans ihalesi için kanalların sahip ve yöneticilerinin başbakanlık tarafından ''güvenlik soruşturması''ndan geçirilmesi şart. Soruşturmada sakıncalı bulunan ortaklar ve yöneticilere kırmızı kart gösteriliyor. Meclis''ten çıkmak üzere olan yasayla bütün sınırlamalar kalkıyor, ama bakalım kanalların sahipleri, "Sahiplerimizi öğrenmek istiyoruz" diye yazanların beklentilerini yerine getirecekler mi? Büyük patronlar bunlar; büyüyene kadar ne bâdireler atlattıklarını bir kendileri bir de devletin arşivi biliyor... Kiminin New York borsasıyla başı dertte, ''Caterpillar skandalı'' denilen bir dert yüzünden yıllarca yurtdışında yaşamak zorunda kalmış... Birinin patronu cezaevinde, diğerinin bankasına el konulmuş ve canlı hayvan kaçakçılığı iddiasıyla hakkında dâvâ açılmış... Kimi de, aksini savunsa bile, öyle anlaşılıyor ki, devlet arşivinde o kadar da ''temiz'' durmuyor...
"Yasa geçti, artık mümkün" diye sahiplerinin adlarını açıkça deklare edeceğini, medyaya ''şeffaflık'' geleceğini sanarak tekelleşmeye izin veren yasayı canla başla savunanlar büyük bir hayal kırıklığına uğrayabilir, bugüne kadar süngüyü ayakta tutmayı başarmış meslektaşlar, patronlarına verdikleri destek, suskunlukları veya yan çizmeleri yüzünden, mahçup olabilirler...
"Acaba ben ne yapardım?" sorusuna kendi adıma cevap vereyim: Ben büyük bir medya patronu olsaydım, kendimi devletin güvenlik soruşturmasından geçirmeye asla razı olmaz, nazar değmesini engelleyecek biçimde davranır, bunun için de medya varlıklarımı elimden çıkarırdım. Benim beklentim şu: Bir çok patron, yasa çıkarsa, kanallarını başkalarına (bulabilirlerse yabancı alıcılara) satma çabasına girecekler... Yeni RTÜK yasasının, medyada, ''tsunami'' etkisi yapacağı kanaatindeyim...
Şimdiden bazı tedbirler almaya başladıklarını hissediyorum.
Bazı medya kuruluşları, ülkede kopan büyük gürültülere, ''hortumlama'' yaygaralarına rağmen, kamu bankalarından yararlanma alışkanlıklarını son ana kadar sürdürdüler. Şimdi bile, çeşitli kamu bankalarına yapılmış kredi başvurusu olan medyalı holdingler var. Sorsanız, "Ne yani, ticaret yapmayalım mı; kamu bankaları başkalarına kredi versinler de biz mahrum mu kalalım?" cevabını alırsınız. Belki haklılar da... Ancak, bazıları, geçmişte, banka yöneticilerini cezaevine gönderecek biçimde kötüye kullandılar kredi çekme haklarını...
Doğru mudur, yanlış mıdır, tam bilmiyorum, ama şöyle bir kredi ilişkisi herhalde sakıncalı sayılmalı: Bankalar kredi verirken ipotek isterler; bizimkiler, kendisine ait binası olmayan, bütün araçları taşerona ait dağıtım şirketini ipotek göstererek kredi çektiler diyelim... Hem de yüzmilyonlarca dolar... Bu yanlış elbette. Sabah''ın kurduğu dağıtım şirketi BBD şimdiden tarihe karıştı; sözgelimi BBD''nin ipotek olarak gösterildiği bir kredi alacağını hangi ipotekle tahsil edecek banka?
Geçen gün, faks cihazıma, Doğan Medya Holding dış ticaret şirketinin Sabah''tan alacaklarını talep eden faksının düştüğünü hatırlayacaksınız; şimdi de aynı holdingten bir başka garip faks ulaştı elime. Buna göre, Yay-Sat''ın dağıttığı gazetelerin faturalama işlemlerinin, 1 Haziran 2001 tarihinden itibaren, ''Doğan Dağıtım AŞ'' tarafından yapılacağı bildiriliyor. Mayıs ayının son günü gönderdiği bu sirküler ile, holding, geçmişin hesaplarının iki gün içinde kapatılmasını istiyor.
Yay-Sat niye devre dışı kalıyor, Doğan Dağıtım AŞ de nereden çıktı?
RTÜK tasarısının yasalaşmasını izlemekle meşgul Aydın Bey''i böylesine önemsiz bir konuyla meşgul etmek yanlış. Ama neylersiniz, merak işte...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.