
Türkiye’de özellikle 14 Mayıs seçimleri öncesinde hem parlamento hem de Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik anketler hatırlandığında, kamuoyu araştırması yapan kurumlarla ilgili ciddi bir itibar sorununun olduğu görülmektedir. Nitekim Türkiye’de kamuoyunu yönlendirme anlamında saygın olarak kabul edilen ve önemli bir sembolik sermayeye sahip olan isimlerin bile 14 Mayıs seçimlerinde nasıl bir performans sergilediği ortada. Geçtiğimiz günlerde İBB’nin Aksoy Araştırma’ya yaptırdığı ankette, 2024 seçimleri öncesinde İmamoğlu’nun Süleyman Soylu, Murat Kurum, Tevfik Göksu, İsmet Yıldırım ve Hilmi Türkmen gibi isimlerle mukayese ediliyor olması bu açıdan dikkat çekici. Söz konusu ankette İmamoğlu’nun her adaya karşı açık bir oy farkıyla kazanıyor olması, ankete ilişkin soru işaretleri uyandırmaktadır. 14 Mayıs öncesinde hükümette önemli görevler icra eden ve ciddi bir toplumsal karşılığa tekabül eden Soylu ve Kurum gibi isimlerle karşılaştırılan İmamoğlu’nun seçimleri açık ara kazanıyor olması ise soru işaretlerini artırmaktadır.
Anketin en ilgi çekici noktası ise İmamoğlu’nu en fazla zorlayan ismin apolitik bir karakter olan Selçuk Bayraktar olması. Türkiye’nin küresel savunma sanayiindeki rekabet gücünü artırarak pozitif ayrışmasına katkı sağlayan Bayraktar’ın İmamoğlu’nun karşısında konumlandırılması ise kategorik bir yanlışa işaret etmektedir.
Anketle ilgili soru işaretlerine gelince; ilk akla gelen soru, İmamoğlu’nun 2019’da olduğu gibi bir ittifakın adayı olup olmayacağı. İkinci soru ise 2019’da aday çıkarmama stratejisi üzerinden Millet İttifakı’nın büyükşehirlerdeki performansını doğrudan etkileyen HDP’nin nasıl bir tutum takınacağı. Bir diğer önemli soru ise İmamoğlu’nun 2019’dan bu yana farklı roller üzerinden tartışıldığı ve esas rolü olan İBB Başkanlığı ile ilişkili performans eleştirilerinin nasıl bir etki yaratacağı. Bu tür soruların henüz cevabı belli değilken yapılan anketlerin sonuçları ise kamuoyu açısından tatmin edici olmayacaktır. Kaldı ki anketler üzerine yapılan araştırmaların ortaya koyduğu bulguya göre en güvenilir veriler seçimlere sayılı günler kala ortaya çıkan sonuçlardır. İBB’nin söz konusu anketini yayınlayan şirketin 14 Mayıs seçimleri öncesindeki performansına baktığımızda hata payının ötesinde ciddi yanılmaların varlığı bizim bu soruları sormamızı icbar etmektedir. Nitekim Aksoy Araştırma’nın seçimlerin hemen öncesinde kamuoyuyla paylaştığı “Türkiye Monitörü Nisan Ayı Araştırması”na bakıldığında seçimlerin ikinci tura kalacağı ve Kılıçdaroğlu’nun 8,4 puan fark ile ipi göğüsleyeceği iddia edilmekteydi.
Kamuoyu şirketlerinin yayınladığı anketlerle ilgili itibar ve güvenilirlik sorunu sadece Türkiye’ye has bir durum değil. Örneğin 2016 Kasımında ABD’de yapılan seçimlerde de hemen her ankette Demokrat aday Clinton’ın önde olduğu dile getiriliyordu. Anketler üzerinden çerçevelenen olası Clinton zaferinin ABD medyasında da destek bulması, seçimlerin Trump’ın zaferi ile sonuçlanmasının ardından yerini farklı tartışmalara bıraktı. Trump’ın neden ve nasıl kazandığı soruları bir kenara, Trump’ın zaferi sonrasında ciddi hayal kırıklığı yaşayan seçmenlerin ruh hali de önemli bir tartışma konusu olmuştur. Bu tablo, 14 Mayıs ve 28 Mayıs sonrasında Türkiye’de muhalif seçmenin anketler ve muhalif medyada oluşturulan yankı odalarının (echo chamber) yarattığı düş kırıklığıyla benzer bir durum. Kazanıyoruz söyleminin dışında herhangi bir olasılığı hesaba katmayan ve seçmeni yoğun biçimde konsolide eden bu tür manipülatif anketler, seçmen davranışını etkileme anlamında da önemli bir işleve sahiptir. Nihayetinde oy verme davranışlarını henüz şekillendirmemiş olan kararsız seçmenlerin tercihleri, kazanma yönünde pozitif ayrışan aday lehine olabilmektedir.
Bu nedenle seçimler öncesinde yapılan anketlerin zaman zaman sahte ve kurgusal veriler üzerinden seçmen davranışlarını etkilemeyi amaçladığı bilinmektedir. Bu konudaki en önemli örneklerden birisi 2017 yılında Fransa’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleridir. Seçimler öncesinde Ulusal Cephe lideri Marine Le Pen’in ilk turda Macron’dan daha fazla oy alacağı yönünde anketler yayınlanmıştır. Sosyal medya üzerinden de ciddi bir yalan haber üretiminin dolaşıma sokulduğu bu dönemde seçmen nezdinde ciddi bir karşılığı olmayan isimlerin bile sahte anket verileri ile kamuoyunda ön plana çıkartıldığı görülmüştür. Örneğin bahse konu bu seçimlerde aşırı sağ bir siyasi figür olan François Asselineau’nun ilk turda yüzde 56,91 oranında oy alarak seçimleri kazanacağı iddia edilmiştir. Halbuki Asselineau ilk turda oyların sadece yüzde birini alabilmiştir.
Tüm bu soru işaretleri ve somut göstergeler ışığında bakıldığında yerel seçimler öncesinde yapılan bu anketler ile ilgili de ciddi şüphe ve soru işaretleri uyanmasının kaçınılmaz olduğu görülmektedir. Temelde, söz konusu araştırma şirketlerinin uluslararası standartlara uygun olmaması güvenilirlikleri açısından ciddi sorunlara yol açmaktadır. Anket metodolojisi açısından oluşan problemler ve şeffaf bir bilgi paylaşımının olmaması ise bu konudaki endişeleri artırmaktadır. En önemli sorun ise söz konusu şirketlerin sonuçları üzerinden herhangi bir yaptırıma tabi tutulmaması ve uluslararası denetimlerden azade biçimde çalışmaları. İşlerini mucibince amel oluna kaidesine uyarak yapanları paranteze aldığımızda, hem ülkemiz hem de dünyada, kamuoyu araştırma şirketleri açısından ciddi bir güvenilirlik sorunu olduğu açık.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.