|
Çin gibi “narkoz aşısı” yemek mi, “cenaze”yi kaldırmak mı?

İskoç kökenli, Harvard patentli iktisat tarihçisi Niall Ferguson''ın son kitabı, “Uygarlık: Batı ve Ötekiler” başlığıyla -Nurettin Elhüseyni''nin başarılı çevirisiyle- Yapı Kredi''den yayımlandı. Yapı Kredi, Ferguson''ın önceki bazı kitaplarını da Türkçe''ye çevirmişti.

Ferguson, güçlü bir tarihyazımı metodolojisine ve tarih felsefesi perspektifine sahip olmadığı için, Batı uygarlık tarihini de, insanlık tarihini de yanlış okuyor: Sözgelişi, Batı uygarlığını “rekabet”, “bilim”, “mülkiyet”, “tıp”, “tüketim” ve “çalışma etiği” üzerinden tanımlıyor; bunların, Batı uygarlığını “kuran” temeller olduğunu söylüyor!

Oysa bunlar, temel değil, sonuç. Nietzsche''nin modernlik için dikkat çektiği yanılgının tuzağına Ferguson da düşüyor: Nedenlerle sonuçların birbirine karıştırılması; sonuçların, nedenler olarak konumlandırılması: Entelektüel körleşme: Batı''yı da, “narkoz aşısı” yemek için can atanları da bitirecek “şey/leşme”…

***

Ferguson, Batı''yı kuran temelleri yanlış belirlediği için, yanlış sorular soruyor ve yanıltıcı bir analiz yapıyor. Ama Ferguson''ın zihninin gerisinde, bütün Batılı elitleri derin hafakanlara sürükleyen bir soru/n gizli: Ölmek üzere olan Batı''yı yaşatacak “aşı” nereden bulunacak ve Batı''nın ölümü nasıl ertelenecek?

Batı uygarlığı henüz ölmedi, -canlı cenaze gibi de olsa- yaşıyor hâlâ; dünya üzerindeki hegemonyasını sürdürüyor çünkü.

Ama Batı uygarlığını kuran temel dinamikler, Batı uygarlığının sonunu hazırlayan dinamitler aslında: Bunu, Batılılar görmeye başladı. “Diğerleri” göremedi henüz: “Narkoz yemek”, “diğerleri”ne daha ayartıcı geliyor çünkü!

***

Batı uygarlığının kurucu temel ilkesi, antroposantrizmdir: İnsanın tanrılaştırılması: -Batılı- insanın; doğanın, dünyanın ve hayatın akışını belirleyen tek otorite, hegemonya ve meşruiyet kaynağı hâline getirilmesi ve kontrolden çıkması… Her şeyi kontrol etmeye soyunması… Ve tabiî, kontrolünü yitirmesi, sonunda… (Bakınız: İki büyük payla/ş/ma savaşı!).

Bireyciliği, rasyonalizmi, sekülerizmi ve Ferguson''ın “sonuçlar”ını doğuran temel ilke, insana biçilen bu tanrısal roldür.

Oysa Batı uygarlığını yaşatan -Marx''ın bile “yaratıcı tahripkârlık” olarak tarif ettiği- bu “temeller”, -Ferguson''ın da sezinlediği gibi- Batı uygarlığını iç/eri/den çökertmekle sonuçlanabilir.

Çare: Batı''nın ömrünü uzatacak, ölümünü öteleyecek bir narkoz aşısı yapılması rakiplere: Meselâ dün Japonya''ya yapıldığı gibi, bugün de Çin''e ayartıcı bir “uyuşturucu hapı” verilmesi: Çin''in sekülerleştirilerek kapitalistleştirilmesi, bütün medeniyet iddialarını yitirmesi ve bitirmesi. Evet Çin geliyor; ama narkoz yiyerek “yok olmaya” geliyor!

***

İnsanlığın insanlığını ve varlığını sürdürebilmesi için, bu narkoza, bu yokoluşa “dur” demesi gerekiyor. İyi de nasıl?

Cevabı, başka bir soruda bulmaya çalışalım: Batılılar, Çin''in önümüzdeki çeyrek asırda dünyanın en büyük gücü olacağını söylüyorlar ama İslamofobi''ye benzer bir Sinofobi (Çin korkusu ve tehdidi) neden geliştirmiyorlar acaba?

Geliştirmiyorlar; çünkü Çin''in kapitalistleşerek eritildiğini, yeni bir medeniyet fikri sunma kaynaklarının ve enerjisinin “bitirildiğini” düşünüyorlar: Çin, sekülerleştirilerek / kapitalistleştirilerek “tutuldu”: Narkoz verilerek uyuşturuldu ve “durduruldu”: Dolayısıyla Batı uygarlığı''nı bir süre daha yaşatacak “aşı” böylece bulunmuş oldu!

***

Aynı şeyi, İslâm dünyasına karşı yapamadı Batılılar: “Arap Baharı”yla bunu yapmayı deniyorlar muhtemelen. Başarılı olabilirler mi; İslâm dünyasının, önümüzdeki 50 yıllık süreçte, gerçek bağımsızlığına kavuşup yeni bir medeniyet fikri geliştirmesinin önüne geçebilirler mi, bunu bilemiyoruz henüz.

Bildiğimiz şey şu: Eğer İslâm dünyası -entelektüel, siyasî, sosyal ve kültürel olarak- topyekûn sekülerleştirilebilirse, tıpkı Çin, Japonya ve Uzak Asya kaplanları gibi, narkozu yiyecek ve u/yutulacak!

Yok eğer İslâm dünyası, bu “narkoz”un öldürücü olduğunu fark ederek, insanlığa, herkese hayat hakkı tanıyan, adalete, sulhe, erdeme, hakkaniyete ve kardeşliğe dayanan hakikat medeniyetini taze bir ruhla sunma yolculuğuna talip olursa, “tatil”den “ev”e dönecek ve tarihe girerek tarih''in / yarın''ın yeniden burada olmasını sağlayabilecek.

İşte o zaman, Ferguson''ların zihinlerinin gerisindeki fobi''ye kesin ve hakikatli bir “çözüm” bulunmuş olacak!

Bana, “hayal dünyasında yaşadığımı” söyleyecek olanlara, “Batı''nın ürettiği, insanlığı uyuşturan ayartıcı hayaletlerle yaşamak çok mu câzip geliyor; yaşamak mıdır bu?”, diye sorarak asıl soruyu soruyorum: Narkoz yemek mi; yoksa Batı''yı, önce -insanca yaşaması şartıyla- hayata döndürmeye çalışıp, eğer bu mümkün olmazsa, Batı''nın “cenaze”sini, centilmence, rencide etmeden kaldırmak mı?

12 yıl önce
Çin gibi “narkoz aşısı” yemek mi, “cenaze”yi kaldırmak mı?
Ezmanın teğayyuru
Kimlerin ezmanındayız, veya tarihselciliğin paradoksu
Şehit Mustafa Cambaz’ı kendi mesleğiyle birlikte yaşatmak
Standart hareketlerle bir yere kadar…
Utanmaktan utanmamak