Sömürgecilik bitmedi; kılık değiştirdi ve genlere işledi!

00:0020/04/2014, Pazar
G: 12/09/2019, Perşembe
Yusuf Kaplan

TUNUS, SİRİ BU SAİD, KAYRAVAN.Önceki yazıda şunu söylemiştim: Dünyanın geleceğini anlayabilmek için modern meydan okumayla birlikte gerçekleştirilen sömürgecilik tecrübesini iyi anlamak zorundayız. Sömürgecilik tecrübesini atlayanların dünyanın geleceğini asla anlayamayacaklarını çok iyi bilmek gerekiyor.''UYGAR BARBARLIK''Beş yüzyıldır dünyanın yaşadığı en yakıcı sorun, bütün insanlığın Batılı seküler-kapitalistlerin tecavüzüne uğramasına yol açan ''uygar barbarlık'' sorunudur.Gerek Lübnan''ın

TUNUS, SİRİ BU SAİD, KAYRAVAN.

Önceki yazıda şunu söylemiştim: Dünyanın geleceğini anlayabilmek için modern meydan okumayla birlikte gerçekleştirilen sömürgecilik tecrübesini iyi anlamak zorundayız. Sömürgecilik tecrübesini atlayanların dünyanın geleceğini asla anlayamayacaklarını çok iyi bilmek gerekiyor.

''UYGAR BARBARLIK''

Beş yüzyıldır dünyanın yaşadığı en yakıcı sorun, bütün insanlığın Batılı seküler-kapitalistlerin tecavüzüne uğramasına yol açan ''uygar barbarlık'' sorunudur.

Gerek Lübnan''ın Beyrut ve Trablus kentlerinde, gerekse Tunus''un başta başkent Tunus olmak üzere Siri Bu Said ve Kayravan şehirlerinde dolaşırken, Batılıların gerçekleştirdikleri uygar barbarlığın hangi boyutlarda seyrettiğini bilfiil yeniden test etme ve görme imkanı bulduk İFAM ekibindeki arkadaşlarla birlikte.

ÖNCE FİİLİ SONRA ZİHNİ SALDIRI

Batı dışındaki bütün dünyanın karşı karşıya kaldığı temel sorun, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü sorunu değildir: Bu sorunlar, Batılılar tarafından icat edilmiş ve bütün dünyaya ihraç edilen sorunlardır.

Batı dışındaki dünyanın temel sorunu, yüzyıllardır ayaklarını bastıkları, hayatlarını ve dünyalarını kurdukları varoluşsal zeminin ayaklarının altından kaymış olmasıdır.

Daha açık bir ifadeyle, Batılıların sömürgecilik ve yeni-sömürgecilik biçimleriyle gerçekleştirdikleri saldırılar sonrasında dünyalarının yıkılmış olmasıdır: önce Batılıların -sömürgecilik ve emperyalizm üzerinden gerçekleştirdikleri- fiili saldırılarına; sonra da yeni sömürgecilik ve yeni-emperyalizm biçimleri üzerinden gerçekleştirdikleri ayartıcı zihni saldırı biçimlerine maruz kalmaları ve gökkubbelerinin yerle bir olmasıdır.

Paul Feyerabend''in ''Batı uygarlığı dünya üzerindeki hegemonyasını iki şeye borçludur: Silah ve reklam'' tespiti, bu açıdan oldukça anlamlıdır.

Özetle Batı uygarlığı, modern süreçte gerçekleştirdiği fiili saldırıyla bütün kıtaları sömürgeleştirmiş, bütün medeniyetlerin varoluş şartlarını yerle bir etmiş; zihni saldırıyla da insanlığı seküler-kapitalist sistemin kulu-kölesi haline getirmiştir.

Batı uygarlığının modernlikle birlikte gerçekleştirdiği felsefi / varoluşsal saldırı, Batılıların bütün dünyayı, fiilen ve zihnen sömürgeleştirmelerinin ve dünya tarihini tek taraflı olarak durdurmalarının zeminini oluşturmuş, tohumlarını ekmiştir.

SALDIRININ FELSEFİ TEMELLERİ VE SONUÇLARI

Seküler-kapitalist Batı uygarlığı, pagan Batılıların Tanrı''ya, hakikate, tabiata ve insanlığa karşı gerçekleştirdikleri saldırının bir başka adıdır.

Bu saldırı, hem yaratıcı hem de yıkıcı bir saldırıdır. Marx, bu gerçeği, ''yaratıcı tahrip'' (creative destruction) kavramıyla özetler. Marx''ın pagan / modern Batı uygarlığının saldırganlığına dair bu gözlemi yalnızca kapitalizm üzerinden yaptığı ama önemli bir gözlemdir.

Husserl, Nietzsche ve Heidegger, modern / pagan Batı uygarlığının gerçekleştirdiği bu meydan okumayı, çok daha kapsamlı, derinlikli ve felsefi bir düzleme taşıyarak izah ederler.

Husserl, Avrupalı aydınlanmacı bilimlerin ve perspektiflerin insanı, dünyayı ve hakikati anlamakta yetersiz kaldığına ve kendisinin ''manevi bilimler'' diye tarif ettiği daha derinlikli bir idrak biçimi üzerinden yeni bir kavrayışın, perspektifin geliştirilmesinin zorunlu olduğuna dikkat çeker.

Nietzsche, modern paganizmin, Tanrı''yı öldürdüğüne, hayatı çölleştirdiğine ve insanı ontolojik bir felaketin eşiğine fırlattığına dikkat çeker.

Son noktayı, Heidegger koyar: İnsanın, insanlık tarihi boyunca ilk kez ontolojik bir saldırıyla karşı karşıya kaldığını hatırlatır ve bu durumun insanın insanca yaşama ve varlığını sürdürme imkanlarını tehlikeye soktuğunu ve insanın düşünme melekelerini körleştirdiğini vurgular.

SÖMÜRGECİLER, KAN KUSTURMAYA DEVAM EDİYORLAR!

Güya sömürgecilik bitti ama sömürgeci ülkeler -örneğin Fransızlar-, eski sömürgelerindeki halklara kan kusturmaya devam ediyorlar.

İngilizler, Fransızlar gibi eski sömürgelerindeki halklara belki kan kusturmuyorlar ama bu halkların kimyalarını bozuyorlar.

Bildiğimiz klasik sömürgecilik bitti; şimdi medyatik sömürgecilik klasik sömürgeciliğe rahmet okutacak kadar genlerine nüfuz ediyor insanların.

Aslında sömürgecilik bitmedi; kılık ve kılıf değiştirdi yalnızca.

Sömürgecilik-sonrası sömürgecilik, medyatik / zihni sömürgecilikle, bütün insanlığın kültürel genlerini delik deşik ediyor.

SÖMÜRGECİLİK GİTTİ, SÖMÜRGECİLER GİTMEDİ!

Sömürgeciler, İkinci Dünya Savaşı''ından sonra sömürgeleştirdikleri ülkelerden çekildiler ama bu ülkelerden el etek çekmediler hiç bir şekilde ve hiç bir zaman. Kendi yerlerine, yerli sömürgecileri, özellikle de etkili diktatörleri, kabile reislerini ve Batılıların kolaylıkla kulu kölesi olabilecek elitleri yerleştirdiler.

Böylelikle, sömürgeciler, hem eski sömürgelerinden -güya- çekildiklerini ilan etmiş oluyorlar hem de eski sömürgelerini uzaktan kumanda etme imkanına kavuşmuş oluyorlardı! Sömürgeciler, bu durumda, eski sömürgelerinin doğal kaynaklarını dolaylı yollarla daha kolay ''iç ediyorlar'' ve bu ülkelerin iç işleriyle istedikleri gibi oynuyorlardı.

Tunus''ta, Lübnan''da ve Libya''da bunu bütün çıplaklığıyla gördüm.

YOKEDİLEN VE RUHSUZLAŞAN ŞEHİRLER!

Bunu bir yıl içinde ziyaret ettiğim Srilanka, Güney Afrika, Tanzanya, Zenzibar, Uganda gibi ülkelerde elit ve halktan insanlarla yaptığım görüşmelerde ve gezdiğim şehirlerde sömürgeciliğin yıkımlarının nasıl bu şehirleri tar u mar ettiğini, tanınamaz hale getirdiğini, kimliklerini yok ettiğini, Batılı kentlerin karikatürleri haline getirdiğini bütün ürperticiliğiyle gözlerimle, bizzat gördüm.

Başkent Tunus, Müslüman bir şehir değil artık. Fransız sömürgeciliğinin bütün izlerini ve yıkımlarını taşıyan bir Fransız şehrine dönüşmüş!

İslam medeniyetinin en görkemli ilim merkezlerinden biri Kayravan, ölü bir şehri andırıyor. Şiir şehir Sidi bu Said, turistler için ''pornografik'' bir tüketim ve haz nesne''sine dönüştürülmüş!

TUNUS''U, ''UYGAR BARBAR'' FRANSIZ SÖMÜRGECİLER VE ARTIKLARI KARIŞTIRIYOR!

Sömürgeciliğin insanların zihinlerine ve genlerine işlediği bir ortamda sömürgeci saldırının siyasi sonuçları, Tunus''u, Lübnan''ı ve Libya''yı hallaç pamuğu gibi savurmaya yetiyor.

Örneğin Tunus''ta sömürge artığı ve ülkenin azınlığını oluşturan Batıcı sol-seküler entelijansiya, En-Nahda''yı, terörist olarak sunmak için her tür yola başvuruyor: Zırnık kadar ülkenin geleceğini düşünmüyor. Tunus''un karışması, alt üst olması, umurlarında bile değil. Ülkenin yangın yerine dönmesinden en küçük bir tedirginlik duymuyorlar.

Sömürgecilerin ''çocukları''nın tek dertleri her ne pahasına olursa olsun kendi kurulu düzenlerini korumak: Ülkeyi, sömürgecilere peşkeş çeken, halkın dertleriyle, sorunlarıyla zırnık kadar ilgilenmeyen, yağmacı, talancı, küçük azınlığın imtiyazlarını koruyup gözeten düzenlerinin çatırdamaması için her yolu denemek!

Tunus''un sol-seküler entelijansiyası, ülkeyi kaos yerine dönüştürme gücünü nereden alıyor peki?

Elbette ki, insanlığa ''aydınlanma devrimi''ni armağan eden Fransız sömürgecilerden. Tunus''un, Cezayir''in gerçek bağımsızlığına kavuşamamasının ve sürgit cehenneme çevrilmesinin birinci derecede sorumlusu sözümona ''ayrdınlanmacı'' ''uygar barbar'' Fransız sömürgeciler ve onların yerli köleleridir!

Özlü bir şekilde ifade etmek gerekirse... İnsanlığın sorunu, varoluşsal bağımsızlığını yitirmiş olmasıdır: Bugün bütün insanlık, Batılıların modernlikle birlikte beşyüzyıldır bütün insanlığa karşı gerçekleştirdiği açık ve örtük saldırı biçimlerinin kurbanıdır.

Bu saldırı, önce modernlik sürecinde açık sömürgecilik yani fiili saldırı ve işgal şeklinde tezahür etmiştir. Daha sonra -postmodern süreçte- ise örtük ve ayartıcı -zihni / medyatik- bir saldırı biçiminde tezahür etmiştir.