Yazarlar İstanbulun fethi kimi rahatsız etmektedir?

İstanbul’un fethi kimi rahatsız etmektedir?

Zekeriya Kurşun
Zekeriya Kurşun Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

İstanbul’un fethi Doğu’nun Rönesans’ıdır. Fatih de onun baş mimarıdır. Endülüs’ün batmakta/batırılmakta olduğu bir devirde Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethedip Doğu’da yeni bir medeniyetin ışıklarını yakmıştır. Bu sayede İslamiyet’i ve Türklüğü temsil eden Osmanlılar asırlarca nizam-ı âlemin yani dünya düzeninin sahibi olmuşlardır. Sürdürülebilir olmasına rağmen, zamanla fikri erozyona uğrayan bu medeniyetin mensupları, maalesef Batı Rönesans’ının oluşturduğu dünya düzenine mahkûm olmuşlardır.

Osmanlı Medeniyeti, yönetimde “adalet, maneviyat ve akıl”; Batı Medeniyeti ise “güç ve akıl” üzerine bina edilmişlerdir. İnsanlık bugün bir yol ayrımındadır. Kafalar karışıktır. Herkes yeni arayışlar peşindedir. Oysa insanlık tarihi yukarıdaki iki eksende gelişmiş ve başka alternatif de bulunamamıştır. Bu yüzden insanlık, ya güç ve aklın hükmettiği bir dünya düzeni; ya da adaleti merkeze oturtmuş maneviyat ile beslenen aklın üreteceği nizamı takip etmek zorundadır.

Akıllar karıştı dedik ya.. Bu akıl karışıklığı da diğer mevsim hastalıkları gibi dönemseldir. Mesela dünya tarihinin en önemli dönemeçlerinden olan İstanbul’un fethi yıldönümlerinde, dünyanın hemen her yerinde psiko-tarih atakları görülmektedir. Fethe, zulüm diye bakanlar, sonuçlarından utananlar, inkâr edenler, bu sayede yeryüzünde cennet kuranların hemen hepsi atak geçirmektedirler. Ancak üç güruh vardır ki; iflah olmazlar. Her yıldönümünde leh veya aleyhte ürettikleri aforizmalarıyla âlemi ifsat ederler. Birincisi, nihilist eğilimlerdir. Onlar, ardında maneviyat bulunan bir medeniyetin başlangıcına tahammül edemezler. İkinci gurup, bu fethi Türk milletine yakıştıramayanlar ve üçüncüsü de kendini bilmez şöhret budalalarıdır. Maalesef bunlar her milletten; akılcı-pozitivist, hümanist, İslamcı, liberal, milliyetçi, mütedeyyin, âlim, cahil vs. olarak görülebilirler. Ancak unutulmamalıdır ki, gerçekte hiçbiri bu kategorilerin temsilcileri değildirler. Ürettikleri düşünceleri bir ırka, bir millete, bir dine veya anlayışa hatta bir ideolojiye doğrudan hamletmek yanlıştır. Onlar sadece kendilerini veya akıllarını kiralayanları temsil ederler, fakat tehlikelidirler.

İstanbul’un fethi -kimse hop oturup, hop kalkmasın- Mekke’nin fethinden aşağı değildir. Hz. Peygamber’in elinde fethedilen Mekke, İslamiyet’i evrensel bir mesaja taşımıştır. Aynı şekilde İstanbul’un fethi de Batı’dan dışlanan ve hatta yok edilmesine ramak kalan İslam medeniyetini, Fatih’in bayraktarlığında ayaklandırıp Haremeyn’e hizmetin yolunu açmıştır. Bu yüzden kimi Batılı kaynaklar bu fethe, “dünyanın son günü” adını vermişlerdir. İstanbul’un fethiyle ortaya çıkan yeni medeniyet; sadece Müslümanlara değil, Balkan Hristiyanlarına, bugünkü Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşayan muhtelif din ve ırklara birlikte yaşamayı, ötekini anlamayı ve kabul etmeyi öğretmiştir. Sırplar ile Boşnakları bir arada yaşatmış, Ortodokslar ile Katolikleri barıştırmıştır. Bu tarihi hakikat, aklıselim sahibi bütün tarihçiler tarafından itiraf edilmiştir. Bu yüzden bu fetihten, iz’an sahibi Müslümanlar, Hristiyanlar ve Museviler rahatsız olmamışlardır.

Fethin karşısında duran nihilist çağrıları anlamak mümkündür. Lakin Osmanlılık veya Osmanlıcılık ya da Araplık ve İslamiyet adına fetih yıldönümlerinde atak geçirenleri anlamak mümkün değildir. Bu insanlar, İslam toplumlarının temel değerlerine sülük gibi yapışmasalar ve sözde

hakikati ifşa iddiasıyla ön safta yer almasalar böyle bir yazıya da asla konu olmayacaklardır.

İki örnek vereyim. Bir içeriden bir de dışarıdan olsun. Hayatını ve şöhretini Osmanlı tarihini ve sultanlarını övmek üzerine kuran biri (E.B.E.) fetih kutlamalarından rahatsızlık duymuştur. Doğruluğu tartışmalı bir ifadeye istinaden, sözde Sultan Abdülhamid’in vasiyetine sadık kalmak adına, -sosyal medya üzerinden- Fatih’in mirasına ihanet etmeyi tercih etmiştir. Oysa bu zat, Osmanlı’yı ve sultanlarını Ehl-i Sünnet çizgisinde oldukları, Şiilik ve Selefilik (Vehhabilik) karşısında yer aldıkları için seviyordu. Peki, şimdi mevsimlik ataklarına sebep olan şey nedir?

İkincisi de Osmanlı devletinin izni ile kurulan ve bugün bir refah devleti olan Kuveyt’te yaşamaktadır. Konforlu mekânlardan yayın yapan (S.A.), sözde Mısır’dan tarih doktorası almış bir isimdir. O da, bütün İslam dünyası tarihçilerinin üzerinde ittifak ettikleri Fatih’i zemmetme ve İstanbul’un fethini tezyif etme sevdasına düşmüştür. Bu zavallı da, yaptığı tv ve video yayınlarıyla, Hz. Peygamber’in müjdelediği fethin gerçekleşmediğini ve övdüğü kumandanın da Fatih olmadığını ileri sürmektedir. İddiasını babasının Fatih’i “şirke vesile olan vahdet-i vücud gibi bir düşünceye sahip Bayramiye tarikatı şeyhlerinden Akşemseddin’in terbiyesine vermiş olmasına” dayandırmaktadır. Yani İstanbul’un fethi müjdesinin “müşrik biri olan” Fatih’e yakışmadığını ve söz konusu fethin hâlâ yapılmadığını ileri sürmektedir.

Peki, bunu kim adına yapmaktadır. Birinci iddia sahibinin şiddetle karşı olduğu Selefilik adına. Yani ayrı noktalardan hareket eden safsata ile batıl düşünce aynı hedefte buluşmaktadır. Neyse ki, sadece kendilerini temsil eden bu safsata ve batıl inançlara cevap verecek tarihçi, ilahiyatçı ve sosyal bilimciler mevcuttur.

Meseleyi onlara bırakalım. Fethin 567. yıldönümü bütün İslam âlemine kutlu olsun.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.