Yazarlar Kemal Karpat Hocanın ardından

Kemal Karpat Hoca’nın ardından

Zekeriya Kurşun
Zekeriya Kurşun Gazete Yazarı

“Atalarımızın binalarını, imanımızı korumak boynumun borcudur. Her sokak, her köşe başı tarih ve ruh kokuyor, keşke kuvvetim olsa da toprağa, çamura batmış binalarımızı da kurtarabilsem. Camiye destek olursan, Türk’e destek olursun.”

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Zekeriya Kurşun : Kemal Karpat Hoca’nın ardından
Haber Merkezi 18 Şubat 2019, Pazartesi Yeni Şafak
Kemal Karpat Hoca’nın ardından yazısının sesli anlatımı ve tüm Zekeriya Kurşun yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Babadağı’nda kalan bir Türk’ü anlatan bu sözler, merhum hocamız, Kemal H. Karpat’ı derinden etkilemiş olacak ki, Sarı Saltuk Diyarı Babadağı (İstanbul 2018) kitabında da yer bulmuştur. Hocamız kitabında sadece bu sözleri değil; şimdi sohbetine kavuştuğu Hamit Ali Usta’nın unutulan İslam diyarı Dobruca’da, Babadağı’ndaki Müslüman cemaati yaşatma, tarihini diri tutma gayretinin de hikayesini anlatmıştır.

Kemal Hoca, 1942 yılının Eylül’ünde Dobruca’dan ayrılırken kendisine “Bir daha seni göremeyeceğim” diyen Vasfiye ablasına, azmine hayran kaldığı Kunduracı Hamit’ine, çocukluğunda bayramlaştığı ve daima özlemlerini duyduğu Gazi Ali Paşa Camisi cemaatine, cömertliği ile kendisini terbiye den Paşa kızı Saadet ablasına ve bir Türk-Müslüman diyarı Babadağı’ndan kopup muhacir olarak Çatalca’ya yerleşen Ürküş ile Nuri’sine kavuştu.

Tarih ile diğer disiplinleri meczeden; uzun ve anlamlı analizleri ile tanıdığımız hocamızın son kitabının bir bölümünde; bilimsel kuralların kayıtlarından çıkıp duyguların egemen olduğu geçmişine dönüşü, adeta hayatı boyunca muhacir olarak yaşadığı bu dünyadan ebediyete hicretinin habercisiydi.

Allah rahmeti ile muamele eylesin.

SARI SALTUK DİYARİNDAN ABD’YE

Kemal Karpat Hoca’yı yıllar önce Tarih, Edebiyat ve Sosyoloji disiplinlerinin metotlarını buluşturarak, kaleme aldığı ve benim gibi pek çok kişinin ufkunu açan Türk Edebiyatında Sosyal Konular (Varlık Yayınları 1962) adlı kitabı ile tanımıştım. Kitaptan etkilenmiş, üslubuna hayran kalmıştım. Okuduğumda orta yaşlarda olan yazarının, kitabı oldukça genç yaşlarda yazdığını öğrenmek de bana ayrı bir şevk kazandırmıştı. Kemal Karpat’ın daha sonra ürettiği eserlerin mümkün olduğunca ilk okuyucusu olduğum gibi, bazılarını da öğrencilerime ders materyali olarak sunmaktan geri kalmadım.

Hocamızı daha yüksek lisans öğrencisi iken tanıma imkanı bulan şanslılardan oldum. Asistanı olduğum Hakkı Dursun Yıldız hocam, Marmara Üniversitesi Sultanahmet binasında her hafta Cuma Konferansları düzenliyor ve bizleri de orada görmek istiyordu. Bir gün, o tarihte nerde yaşadığını bilmediğim Kemal Hocayı davet etmesinin mümkün olup olmadığını sorduğumda, ABD’de yaşadığını ve Türkiye’de olduğu bir sırada davet edebileceğini söyledi. Merhum Hakkı Hocamız sözünün eriydi. Bir gün beni çağırdı ve müjdeyi verdi. O hafta Kemal Hocayı dinleyecektik. Bana ve bir başka asistan arkadaşıma Kemal Hocayı İstanbul’da kaldığı evden alma görevini verdi. Büyük bir mutluluk ve heyecanla ama aynı zamanda nasıl biriyle karşılaşacağımı bilmediğim korku ile karışık bir duyguyla hocanın adresine gittim. Şapkası ile apartmanın kapısında beliren hocamızı gördüğümde nasıl selamlayacağımı unuttum. Elini öpmek istedim fakat müsaade etmedi. Neticede, bana uzun gelen kısa bir sürede konferans salonuna ulaştık. Bu sırada çalıştığım konuyu ve kaynaklarını konuştuk. O gün, bir kitap hakkında söyledikleri, onun bir vasiyeti olarak zihnimde yer etti. Daha sonraki yıllarda hocamız ile mümkün olduğunca görüşmeye ve onu düzenlediğimiz faaliyetlere davet etmeye özen gösterdim. Kemal hoca, ilminin büyüklüğü kadar; Sarı Saltuk diyarı Babadağı’nın derviş bir evladı olmanın mütevaziliğiyle imkan buldukça taleplerimize hep cevap verdi.

Kitaplarının, makalelerinin, konferans ve röportajlarının hülasa fikirlerinin ehemmiyetle ele alınması hatta üzerinde lisans üstü çalışmaların yapılması gerekmektedir. Düşüncelerinde, yazılarında, geçmiş ile bugün arasındaki güçlü bağları bir araya getirip Türk modernleşmesini ve İslam dünyasının geçirdiği dönüşümleri büyük bir maharetle anlatan Kemal Karpat Hocamız, bir tarihçi olarak sadece geçmişi aydınlatmamış, geleceğe de ışık tutmuştur.

TARİHLE BARIŞMA

Modernleşme tarihimizin ve Türk siyasal hayatımızın tarihi geçmişimizden bağımsız olmadığını düşünen Kemal Hoca, erken dönemden itibaren birçok kesimin kasıtlı bir şekilde tarih üzerinden sürdürdüğü kavgayı sonlandırıp, bizi tarihin sürekliliğinde buluşmaya daha doğrusu barışmaya davet etmektedir. Nitekim Türkiye’de modern politik sistemin kuruluşunu anlatırken şu vurguyu yapmaktadır:

“Çağdaş biçimini almaya 1918-1922 döneminde başlayan Türk siyasal sistemi, özünde, her biri kendine özgü özellikler taşıyan üç farklı dönemin ürünüdür. Bunların ilki, on beşinci yüzyıla uzanan Osmanlı geçmişi ve siyasal kültürü; ikincisi Jön Türkler döneminde doruk noktasına ulaşan sosyoekonomik değişikliklerle örülü dönem; üçüncüsü ise KurtuluşSavaşı ile başlayan Cumhuriyet dönemidir” (Türk Siyasi Tarihi, İstanbul 2007, s. 18).

Hayatının büyük bir bölümünü Türkiye dışında geçirerek, ömrünü, Osmanlı asırlarını, modern dönem İslam tarihini, Osmanlı Devleti’nin Balkanlar ve Ortadoğu’daki mirasını anlatmaya adayan Kemal Karpat Hocanın, ilk tanıştığımızda bahsettiği kitaptan da söz etmek, ilmi vasiyetini yerine getirmek olacaktır.

1938 yılında yayımlanan ve yaygın bir şekilde kullanılan Lübnanlı George Antonious’un The Arap Awakening/Arap Uyanışı kitabının adı geçtiğinde hoca, tereddütsüz, “o çok tehlikeli bir kitaptır” demişti. Bir kitabın da tehlikeli olabileceği uyarısında bulunan hocanın bu vasiyeti hiç aklımdan çıkmadı. Kemal Hoca, son dönem Türk-Arap ilişkileri tarihini ele alan bu kitabın, gerçekte iki taraf entelektüelleri arasında nefret tohumları ektiğini söyleyerek bizi uyarmıştı.

Ruhu şâd olsun.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.