Bu hastalık komik de olsa tedavi edilmiyor

Hüseyin Dayı
00:0024/01/2009, Cumartesi
G: 24/01/2009, Cumartesi
Yeni Şafak
Bu hastalık komik de olsa tedavi edilmiyor
Bu hastalık komik de olsa tedavi edilmiyor

Hâlâ ırki kökenden bahsetmenin, bilimsellik iddiası taşıması mümkün değildir. Özellikle de kafatası ya da çehre görünüşüne göre milliyet tespiti yapmak, medenî dünya için artık komik kaçan bir yaklaşımdır

Geçtiğimiz günlere ait bir gazete haberine göre, Ergenekon davasında yargılanmakta olan İbrahim Şahin'in ajandasında, bazı ilginç fişlemeler görülmüş. Daha önce aynı şahıstan çıktığı duyurulan bazı krokilerin gösterdiği bölgelerde yapılan kazılarda, büyük miktarda cephanelik bulunduğu da herkesçe bilinmektedir. Bu fişlemeler ise etnik köken esaslı milliyet tasnifi yapmakla millî birliğimizi tahrip etmek açısından, o cephanelik kadar tehlikeli bir zihniyeti sergilemektedir. Söz konusu habere göre Şahin, “Yatağımdaki Düşman” başlığıyla yazdığı bir listede; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, MHP Milletvekili Mehmet Şandır, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve başka şahıslarla orta ve güneydoğu Anadolu arasındaki bir bölge halkını Ermeni kökenli olarak göstermiş.

Etnik köken anlayışıyla milliyet belirlemek, kendilerini milliyetçi veya ulusalcı diye tanımlayanlar arasında alabildiğine yaygındır. Bundan kısa bir süre önce CHP'li Canan Arıtman da, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün annesinin Ermeni kökenli olduğunu iddia etmişti. Gül'ün şecere temelli yaptığı, “Aile geçmişimiz Müslüman ve Türk'tür” şeklindeki açıklamasına da Arıtman, “Günümüzde soy ağacı ancak DNA testleri ile geçerlilik kazanır” diyerek yine ırkçı bir karşılık vermişti.

IRKÇI REFERANSLAR SORUNLU

Bilindiği gibi soy esaslı Türk milliyetçiliği yapanlar, Ermeni kökenlilik isnadını, genellikle bir aşağılama olarak da kullanmaktadırlar. Ünlü bir tarihçimizin “Alevilik, sadece Türkler arasında görülen bir inançtır; Kürt Aleviler ise aslında Ermeni'dir” şeklindeki sözleri de aynı nitelikte değerlendirilebilir. Bu sözle belki de farkında olmadan Türk-Kürt ayırımı daha da keskinleştirilmektedir. Bilim adamımızın o sözü, Aleviliğin sadece Türklere mahsus olduğu şeklindeki teziyle de çelişkilidir. Çünkü öyle demekle Aleviliğin, Ermeni soyundan gelen insanlar arasında da bulunduğu ifade edilmiş olmaktadır.

Soy kökeni arayışıyla milliyetçilik yapanlarda rastlanan bir özellik de, kızdıklarında kendi dava arkadaşlarını da Türklüğün dışına atabilmeleridir. Bunun en tipik örneğini rahmetli Nihal Atsız'ın, ülküdaşı Reha Oğuz Türkkan'a yönelik isnatlarında görürüz. Atsız ve aralarında Alparslan Türkeş'in de bulunduğu yirmi iki arkadaşı, “Türkçü” fikirlerinden dolayı 1944 yılında gözaltına alındıklarında, “tabutluk” denilen işkence odalarında eziyet görmüş ve uzun süre yargılanmışlardır. İşte bu Türkçülerden biri olan İstanbul doğumlu Reha Oğuz Türkkan, baba tarafından Kastamonu/Taşköprülü bir aileye mensup olarak bilinmektedir. Atsız, “3- Sonkânun- 1943” şeklinde tarihlendirdiği “Hesap Böyle Verilir” başlıklı yazısında Türkkan'ın baba tarafından bu kökenine de, anne tarafından Azerbaycan'ın Gence bölgesindeki bir Türk aileye mensubiyetine de inanmamaktadır. “Kastamonu halkı katıksız Türk olduğu için” Türkkan'ın kendini aslen oralı gösterdiğini iddia eden Atsız'a göre Türkkan, aslında Rumelilidir. Türkkan'ın anne tarafından dayandığı Gence'nin Kendek köyü ise Atsız'a göre “halis bir Ermeni köyü”dür. Bu açıklamalarıyla yetinmeyen Atsız, Reha Oğuz Türkkan'ın ve kardeşi Orhan Türkkan'ın yüzlerinin de Ermeni'ye benzediğini söylemektedir. Hatta yazısının içine Reha Oğuz Türkkan'ın bir resmini yerleştirerek şöyle demektedir: “Bu resme bakan okuyucular onun Türk tipine malik olmadığını tasdik edeceklerdir.” Bu ifadelerle Canan Arıtman'ın, milliyetin DNA testleriyle anlaşılabileceği şeklindeki sözleri arasındaki benzerliği de biz, okuyucularımızın takdirine bırakalım. Atsız'ın söz konusu yazısında kızgınlıkla ifade ettiğine göre, Reha Oğuz Türkkan da; her biri yine Türk milliyetçisi şahıslar olan Hikmet Tanyu'nun aslında Abaza, İsmet Rasin'in ise aslında Arnavut olduğunu söylemiştir.

IRKÇILIK ARTIK KOMİK

Esasen insanlığın başlangıcından beri yaşanan savaşlar, işgaller, fetihler ve toplu göçlere rağmen hâlâ ırki kökenden bahsetmenin, bilimsellik iddiası taşıması mümkün değildir. Hele kafatası ya da çehre görünüşüne göre milliyet tespiti, medenî dünya için artık komik kaçan bir yaklaşımdır. Nitekim en kuzeyde olması itibarıyla en karışıksız sayılan İsveç'te bile orduda yapılan fizikî görünüm ölçümlerinde, İsveç tipi diye ileri sürülen tipin, nüfusun ancak yüzde on birini teşkil ettiği görülmüştür. Jean Daniker tarafından ortaya atılan “Türk tipi”, Sadri Maksudi Arsal tarafından Türkiye'de tanıtılmış ve bazı çevrelerce kabul görmüştür. Brakisefal (kısa kafataslı) diye tanıtılan bu tip, maalesef Atatürk tarafından da benimsenmiştir. Anadolu'nun eski halklarından olan Hititlerin de Türk olduğunu söyleyen Atatürkçüler, kazılarda buldukları iki adet Hitit kafatasının brakisefal olmadığını gördüklerinde, bu iddiadan vazgeçmek yerine o kafataslarını imha etmişlerdir. İşte antropometrik ölçümlerle izah edilmeye çalışılan milliyet kökeni meselesinde uygulanan sözde bilimsellik, bu derece ciddiyetten uzaktır.

Tarihî olarak ise sadece kişilerin değil, büyük sosyal grupların dayandıkları söylenen kökenler bile daima tartışmalı olmuştur. Osmanlı hanedanının kurucuları için de durum öyledir; Oğuz, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar gibi adlarla “Türk boyları” diye sayılan sosyal gruplar için de öyledir. Fuad Köprülü'ye göre Osmanlılar, Oğuzların Kayı kabilesinden; Zeki Velidî Togan'a göre ise Moğolların Kay kabilesindendir. İbrahim Kafesoğlu, Oğuzların etnik bir boy olmadığını, birlikte hareket eden birkaç kabileye zamanla bu adın verildiğini söylemektedir. Ziya Gökalp, Kazakların belli başlı bir kitle olmadığını, değişik illerin kaçaklarının birleşmesiyle oluştuğunu söylemektedir. Eberhard, Orhan Türkdoğan, İbrahim Kafesoğlu ve Faruk Sümer bazı bilim adamlarının Kırgızların Türk olmadığı kanaatinde olduklarını belirtmektedirler. Faruk Sümer, bugünkü Özbeklerle Doğu Türkistanlılar, Karakalpaklar ve Kazakları Türk-Moğol karışımından oluşmuş yeni kavimler olarak görür. Barthold ve Faruk Sümer, Tatarların Türk olmadığını söylemektedirler.

DİL REFERANS DEĞİLDİR

Milliyeti dil üzerinden tanımlamak da aslında sosyal realiteye uymayan sözde bilimsel bir yaklaşımdır ki, yazı alanımız yetmediğinden o konuya yer veremeyeceğiz. Ancak şu kadarını belirtelim ki, Oğuzların büyük bir kolu olan Çepnilerin de, Tahtacı ve Geygel Yörüklerinin de kendilerine ait ayrı birer dilleri vardır. Bunu belirten, kendisi de bir Türkçü olan, dilbilgini rahmetli Ahmet Caferoğlu'dur. Vaktiyle bazı Atatürkçüler, Avrupalı bir bilim adamına haber göndererek dil benzerliğinden hareketle Türklerin, bazı geri kalmış milletler yerine Avrupa'nın ilerlemiş milletleriyle akrabalığı yönünde araştırma yapmasını rica etmişlerdir.

Milliyet konusunda bir takım bilimsel zorlamalar yaparak önceden belirlenmiş sonuçlara ulaşmaya çalışmak, sadece komik olmakla kalmamakta aynı zamanda millî bütünlüğümüze de zarar vermektedir. Bu yönde yapılması gereken şey, doğrudan doğruya toplumun kendisine bakılmasıdır. Aslında sosyolojinin yapması gereken de budur. Felsefenin bir şubesi olan ontoloji de günümüzde genellikle fenomenlere (görünüşlere) dayanır. Çalışmamızı böyle bir gözleme dayandırdığımızda milletimizin Abhaz, Boşnak, Çeçen, Çerkez, Kürt, Laz, Türkmen, Pomak, Tatar gibi sosyal gruplardan oluştuğunu görürüz. Bunu görmek ise bu birleşimi sağlayan sebebi bulmamızı kolaylaştırır. Bu çalışma sırasında önümüzdeki en büyük engel ise kendilerini milliyetçi ve ulusalcı diye tanıtanlarda oldukça sık rastlandığı gibi, kişileri aşırı derecede tabulaştırmaktır. *Araştırmacı-Yazar