
Gıda ve suyun stratejik öneminin her geçen gün arttığı bir dünyada Türkiye, sahip olduğu üretim kapasitesi, tecrübe ve insan kaynağıyla vazgeçilmez bir ülkedir. Bu topraklar, kadimden bu yana üretenin karşılığını aldığı, emeğin değer bulduğu tarımsal bir merkezdir.
Dünya, yeni bir dönemin içinden geçmektedir. İklim değişikliği, artan nüfus, bölgesel çatışmalar, su kaynaklarındaki azalma ve tedarik zincirlerindeki kırılmalar, gıdayı artık yalnızca bir tarım meselesi olmaktan çıkardı. Bugün gıda; ülkelerin güvenliğini, ekonomik dayanıklılığını ve toplumsal istikrarını doğrudan etkileyen “milli güvenlik” meselesi haline geldi. Bu yeni dönemde ayakta kalan ülkeler, hiç şüphesiz üretim gücünü koruyabilenler olacaktır. Yani, toprağını işleyen, suyunu yöneten ve çiftçisini destekleyen ülkeler öne çıkacaktır. Türkiye’nin, sahip olduğu coğrafya, altyapı, üretim kapasitesi ve birikimiyle bu ülkeler arasında yer alması elbette kaçınılmazdır. Zira bu coğrafyada, gıda güvenliği söz konusu olduğunda Türkiyesiz bir denklemin kurulması asla mümkün değildir. Üç kıtanın kesiştiği eşsiz bir noktada yer alan Türkiye’nin, 4 saatlik uçuş mesafesiyle 1,3 milyar nüfusa erişim imkânı sunan konumu, tarımı sadece iç pazar için değil, bölgesel ve küresel ölçekte de stratejik hale getiriyor. Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya’ya uzanan bu geniş havzada Türkiye, güvenilir bir üretim ve tedarik merkezi konumundadır. Türkiye’nin bu stratejik avantajı, özellikle son 23 yılda tarımsal üretimde söz sahibi olmasını sağlamıştır. Ülkemiz bugün tarımsal hasılada Avrupa’da birinci, dünyada ise yedinci sırada yer alıyor. Meyve ve sebze üretiminde Avrupa lideriyiz, büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığında da yine Avrupa’da ilk sıradayız. Bal üretiminde Avrupa liderliğini kimseye bırakmıyor, dünya sıralamasında ise ikinciliği koruyoruz. Bu tablo, Türkiye’nin yalnızca miktar olarak değil ürün çeşitliliği ve doğal zenginlik açısından da güçlü bir tarım ülkesi olduğunu net şekilde ortaya koymaktadır. Bununla birlikte ülkemizin üretim gücü, ihracata da yansıyor. 2024 yılında tarım ve gıda ihracatı 32,6 milyar dolara ulaştı. Aynı dönemde dış ticaret fazlası yüzde 57 artarak 10,8 milyar dolara yükseldi. Bugün Türkiye, 186 ülkeye 2 bin 218 farklı ürün ihraç eden, küresel pazarlarda güven duyulan bir tedarikçi konumundadır. Bu başarı, sahadaki üreticinin emeğiyle, planlı üretim anlayışıyla ve güçlü denetim sistemiyle elde edildi. Öte yandan, gıda arz güvenliğinin temelinde su yer alıyor. Türkiye, bu gerçeği dikkate alarak üretim planlamasında suyu merkeze alan bir yaklaşımı hayata geçirdi. Amaç, bugünün ihtiyaçlarını karşılarken yarının risklerini de bugünden yönetmektir. Bu kapsamda 42 ilde 61 Organize Tarım Bölgesi planlandı. Ata tohumlarında tescilli çeşit sayısı 49’a ulaştı. 122 bin 750 genetik materyali barındıran gen bankalarımız, dünyadaki en güçlü altyapılar arasında yer alıyor. Ayrıca kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesi ile üretime modern bir boyut kazandırılmaktadır. Bu durum hiç şüphesiz Türkiye’nin rekabet gücünün artırılmasına katkı sağlamaktadır. Gıda güvenilirliği konusunda ise tavizsiz bir duruş gösteriyoruz. Bakanlık olarak, üretimden tüketime kadar her aşamada risk esaslı denetimler uyguluyoruz. Bu minvalde güvenilir gıda, yalnızca bir tercih değil, bir zorunluluktur. Tüm bu gelişmelerin yanında, Türkiye tarımsal güç ve birikimini sınırları dışına da taşıyor. Ülkemiz, tarım diplomasisini etkin bir şekilde kullanıyor. Yakın Doğu ve Kuzey Afrika Tarımsal Araştırmalar Kurumları Birliğinde (AARINENA) ilk kez başkanlık görevine seçilmemiz, ülkemizin bu alandaki bilgi birikiminin ve elde ettiği güvenin açık bir göstergesidir. Ayrıca, 2027 yılında IWRA 20. Dünya Su Kongresine İstanbul’da ev sahipliği yapacak olmamız, Türkiye’nin her alanda olduğu gibi su yönetiminde de üstlendiği küresel sorumluluğun en güçlü ifadesidir. Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz, üretimden bağımsız düşünülemez. Bu anlayışla tarım sektörünü daha planlı, daha dayanıklı ve daha sürdürülebilir hale getirmek için çalışıyoruz. Bu manada, kırsal alanlarda yaşam kalitesini artırıyor, tarımsal girdilerde dışa bağımlılığı azaltmak üzere önemli politikalar hayata geçiyoruz. Gıda ve suyun stratejik öneminin her geçen gün arttığı bir dünyada Türkiye, sahip olduğu üretim kapasitesi, tecrübe ve insan kaynağıyla vazgeçilmez bir ülkedir. Bu topraklar, kadimden bu yana üretenin karşılığını aldığı, emeğin değer bulduğu tarımsal bir merkezdir. Türkiye Yüzyılı vizyonuyla gıda ve su güvenliği alanında üstlendiğimiz bu tarihi rol, tek bir gerçeği kanıtlamaktadır: Bugün de yarın da Türkiyesiz olmaz.






