
Türkiye, 81 ili kapsayan dev bir kentsel dönüşüme imza attı. Milyonlarca yapının dönüştürüldüğü süreçte modern, dirençli ve çevreci şehirler hedefleniyor. Enerji verimli, yatay mimarili ve mahalle kültürünü yaşatan projeler yeni standart hâline geliyor. 2026’da dönüşümün daha da hızlanması planlanıyor.
Türkiye’de 36 milyon bağımsız birim ve 31 milyon konut var. “Riskli” olarak nitelendirilen yaklaşık 6 milyon bağımsız birimin 2 milyonunun acil dönüşüme ihtiyacı var. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) son araştırmasına göre; hane halkının %47,4’ü 2001 yılı ve sonrasında inşa edilen binalarda ikamet ediyor. İkamet edilen binaların inşa yılı incelendiğinde, %30,9’unun 1981-2000, %28,1’inin 2011-2021, %19,3’ünün 2001-2010 yılları arasında ve %12,6’sının ise 1980 ve öncesinde inşa edildiği görülüyor.
ŞEHİRCİLİK ANLAYIŞI DEĞİŞTİ
Eski tarihli yapı stokunun barındırdığı riski, son depremlerde yaşanan can kayıplarından anlamak mümkün. 1999 Marmara Depremi, 2011 Van Depremi ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerde yaşanan can kayıplarının yüreklerdeki acısını unutmadık, unutmak da kolay olmayacak. 1999 depreminden sonra yapılan düzenlemeler Türkiye’deki sağlam yapı inşasında milat oldu. Güçlü, dirençli ve sağlıklı şehirleri inşa etme sürecinde çok önemli yasal düzenlemeler yapıldı ve yeni uygulamalar hayata geçirildi. Atılan adımlar sayesinde 2002 yılından sonra şehirciliğe bakış açısı değişti.
ŞEHİRLEŞME VİZYONUNDA NELER VAR?
Riskli yapı stokunu azaltıp depreme dayanıklı yapılar üretme, çevreci projeler ve mahalle kültürünü koruyan yeni nesil dönüşüm uygulamaları; Türkiye’nin şehirleşme vizyonunun merkezine yerleşti. Kamu-özel sektör-vatandaş iş birliğiyle yürütülen dönüşüm, artık yalnızca bina yenilemeyi değil; sosyal, çevresel ve ekonomik bütünlüğü olan kapsamlı bir modeli ifade ediyor. Yaklaşık 6 milyon riskli yapı, Marmara ve Doğu Akdeniz’de beklenen depremler ve artan yatırımlar, 2025’i şehircilik açısından kritik bir eşik hâline getirdi. Kamu kaynakları genişletilirken sosyal konut programları hızlandı, özel sektörün geliştirdiği projeler ise dönüşüme yeni bir ivme kazandırdı. Bu süreçte devlete, özel sektöre ve vatandaşlara büyük sorumluluk düşecek. Türkiye, aktif fay hatlarının şekillendirdiği coğrafyada her büyük sarsıntıdan sonra aynı kritik soruyla yüzleşiyor: Yapı stokumuz depreme ne kadar hazır?
DEPREM GERÇEĞİNİ UNUTMUYORUZ
Son yıllarda kendini güçlü bir şekilde hissettiren depremler; kentsel dönüşümün gündemin üst sıralarında kalmasını sağladı. Kahramanmaraş merkezli depremin vurduğu 11 ilde hem de iki yıl gibi bir sürede 450 bin konut inşa edildi. Bölgede yürütülen inşa faaliyetleri 2025 itibarıyla büyük ölçüde tamamlanma aşamasına gelirken, konutlar hak sahiplerine teslim edildi. TOKİ’nin 2023 yılında “İlk Evim” projesiyle duyurduğu 250 bin konutun inşasında sona gelindi. Sosyal konut projeleri, rezerv alan uygulamaları ve yeni finansman modelleriyle dönüşümün ölçeği 2025’te önemli ölçüde genişledi. 2025 yılı, devletin dönüşüm sürecine güçlü bir şekilde yön verdiği bir dönem olarak öne çıktı.
SIRADA 500 BİN SOSYAL KONUT VAR
2012’de ‘Türkiye’nin her yerinde kentsel dönüşüm’ hedefiyle başlatılan kentsel dönüşüm çalışmaları ve sosyal konut projeleriyle 3,4 milyon modern ve depreme dayanıklı yeni konut inşa edildi. Bunların yaklaşık 950 bini İstanbul’da gerçekleşti. 2035 yılına kadar toplamda 6,5 milyon konutun dönüşümünü tamamlama hedefi var. TOKİ’nin “Yüzyılın Konut Projesi” kapsamında 81 ilde 500 bin sosyal konut hedefi duyuruldu ve başvuru süreci tamamlandı. “Yarısı Bizden” kampanyasıyla devlet, hane bazlı dönüşüm desteklerini artırarak vatandaşın yükünü hafifletti. Riskli alan taramaları ve projeler yaklaşık 6,2 trilyon TL’lik yatırımla desteklenirken, rezerv yapı alanları ve e-Dönüşüm platformu süreci hem ekonomik hem de dijital olarak daha erişilebilir hâle getirdi. Uzmanlar, kamunun liderliği ve düzenleyici rolü olmadan dönüşüm hızının yakalanamayacağı görüşünde birleşiyor.
YENİ NESİL DÖNÜŞÜM MODELİ
Son dönemde tartışmalar, dönüşümün bir yaşam kalitesi projesi olduğu yönünde yoğunlaştı. Şehir plancıları yeni yaklaşımı “kentsel yenileme ve iyileştirme” olarak tanımlıyor. Enerji verimli, ısı yalıtımı güçlü ve iklim dostu malzemelerle inşa edilen binalar standart hâline geliyor. Otopark kapasitesi artırılırken, yeşil alan ve sosyal donatılar ise zorunlu oldu. Yatay mimari ve mahalle ölçeğinde planlama, komşuluk ilişkilerini de güçlendiriyor. Bu yaklaşım, deprem riskini azaltmanın ötesinde sürdürülebilir ve yaşanabilir kent hedefiyle uyumlu bir model sunuyor.
ÖZEL SEKTÖR VE VATANDAŞIN ROLÜ KRİTİK
Dönüşümün yükünü taşıyan özel sektör, özellikle merkezi konumlardaki projelerde yüksek bir motivasyona sahip. Bu kapsamda, özellikle büyükşehirlerde birçok kentsel dönüşüm projesi devreye alındı. Düşük gelirli bölgelerde finansman zorlukları ve hak sahipliği anlaşmazlıkları ise en büyük darboğaz. Kredi, sigorta ve teşvik modellerinin çeşitlendirilmesi, 2026 sonrası dönüşüm ivmesini belirleyecek. Vatandaş tarafında bilinç ve katılım eksiklikleri hâlâ büyük sorun teşkil ediyor. Dayanım testi yaptırmamak veya toplu iradeyi sağlayamamak tıkanma noktaları olarak gösteriliyor. “Deprem değil bina öldürür” yaklaşımı, devlete ve topluma sorumluluk yüklüyor. Tüm bunların ışığında, vatandaşın bilinçlenmesi ve dönüşüm sürecinde üstüne düşeni yapması gerektiği vurgulanıyor.
Sorumluluk zincirinde herkes var
Kentsel dönüşüm uzmanı Mimar Dr. Nihat Şen, 2025 yılını Türkiye’de dönüşümün hız kazandığı bir dönem olarak değerlendirdi ve 2026 vizyonuna dair kritik noktaları paylaştı. Şen, şunları kaydetti: “Kentsel dönüşüm, 2025’te hız kazandı ve artık güvenli şehirler inşa etme zamanı geldi. 6 Şubat depremleri, riskli yapıların yenilenmesini bir tercih değil, zorunluluk hâline getirdi. Hükümetin deprem bölgesinde 453 bin konutluk büyük hedefi sektöre devasa bir ivme kazandırdı. İstanbul özelinde 800 bin bağımsız bölümün yenilenmesi hızlandı ve şehirlerimiz bir nebze daha güvenli hâle geldi. Artan inşaat maliyetleri ve finansman sorunları, dönüşüm projelerinde yeni iş modelleri geliştirmeyi zorunlu kıldı. Ama esas sıçrama tahtası 2026’da kurulacak.” Şen, gelecek dönem için iki temel başlığa dikkat çekerek, şöyle devam etti: “Birincisi, sadece kentsel dönüşüm projelerine finansman sağlayacak, mevzuat ve teşvikleri bu alana özgü kurgulayacak bir Kentsel Dönüşüm Bankası’nın kurulması. İkincisi ise ekolojik ve sosyal odak. Dere yataklarına imar vermemek, ekolojik dengeyi korumak ve akıllı şehir planlamasını merkeze almak zorundayız.” Şen ayrıca, projelerde toplumsal uzlaşı, vatandaşın aktif katılımı, mahalle kültürünü yaşatan sosyal donatı alanları ve milli-yöresel mimariyi önceliklendiren tasarımların önemine vurgu yaparak, “Kentsel dönüşüm sadece binaların yenilenmesi değil; sürdürülebilir, güvenli ve yaşam kalitesi yüksek şehirler inşa etmektir. Devlet, özel sektör ve vatandaşın ortak sorumluluğu olmadan bu vizyon gerçekleşmez” dedi.
Büyükşehirler alarm veriyor
Türkiye’deki kentsel dönüşüm hızla devam ederken, İstanbul’daki 1,5 milyon bağımsız bölümün yaklaşık 200 bini dönüşüm için yüksek öncelikli. Ankara, İzmir, Hatay, Bursa ve Kocaeli gibi şehirlerde benzer kritik bölgeler tespit edildi. Yapı stokunun yaşı, mühendislik standardı ve zemin koşulları risk katsayısını daha da artırıyor. Bakanlık mikro bölgeleme haritalarıyla mahalle bazlı önceliklendirme sağlıyor; bağımsız denetim raporları tespit sürecini hızlandırıyor. Vatandaşların sürece aktif katılımı hâlen kritik önem taşıyor. Türkiye’de kentsel dönüşüm politikaları artık “yeni nesil dönüşüm” anlayışıyla şekilleniyor. Riskli binaların yıkımı ve yeniden inşası yanında enerji verimliliği yüksek, karbon ayak izi düşük, çağdaş şehir dokusu hedefleniyor. Otopark ve yeşil alan standartları yükseltiliyor. Dijital altyapı, erken uyarı sistemleri ve afet toplanma alanları ise kritik başlıklar olarak karşımıza çıkıyor. Kamu-özel sektör iş birliği, dönüşümün finansmanı ve hızını artırıyor.
Mahalleyi korumak önceliğimiz
Anadolu Yakası İnşaat Müteahhitleri Derneği (AYİDER) Başkanı Hakan Şişik, 2025’te kentsel dönüşüm ve deprem riskine karşı yürüttükleri çalışmaları değerlendirirken, doğayla dost ve şehrin dokusuna uygun projeler geliştirmeye özen gösterdiklerini belirtti. Şişik, şunları söyledi: “Derneğimiz bünyesindeki üyelerimiz birkaç kuşaktır inşaat sektöründe faaliyet gösteriyor. Bu deneyimle kentsel dönüşüm projelerinde hem çevresel hem sosyal sorumluluğu gözetiyoruz; ada bazlı, mahalle kültürünü yaşatan projeleri önceliyoruz. Ancak süreçte belediyelerde ruhsat beklemeleri ve konut kredi faizlerinin yüksekliği gibi zorluklarla karşılaşıyoruz. Merkezi hükümet dışında yerel yönetimlerin daha fazla yetki almasını ve finansman koşullarının iyileştirilmesini destekliyoruz. Vatandaşların da sürece dahil olması kritik; kentsel dönüşüm yaptıracakları firmaları seçerken malzemelerin su tasarrufu sağlamasına dikkat etmeleri önemli. 6 Şubat depremleri milat oldu; Hatay’daki çalışmalar ve Yarısı Bizden kampanyasındaki yeni düzenlemeler süreci hızlandırdı.” Şişik, devletin hayata geçirdiği projelerin önemli olduğunu belirterek, “500 bin sosyal konut projesi doğru bir adım. Ancak İstanbul’un merkezi bölgelerinde binalar eski ve yollar dar olduğu için olası bir depremde ulaşım ve güvenlik açısından ek önlemler şart” diye konuştu.







