
Türkiye’nin çok yönlü dış politikasının etkisiyle kültürel bir birlikten jeostratejik bir aktöre dönüşen Türk Devletleri Teşkilatı, çok kutuplu küresel düzende Avrasya’nın yükselen bölgesel güç merkezi olarak öne çıkıyor. 2026’da Türkiye’de yapılacak Liderler Zirvesi ise teşkilatın geleceğini şekillendirecek kritik kararlar açısından belirleyici bir dönemeç niteliği taşıyor.
Uluslararası sistem, II. Dünya Savaşı sonrasının iki kutuplu yapısından ve Soğuk Savaş’ın bitimiyle ortaya çıkan kısa ömürlü tek kutuplu Amerikan üstünlüğü döneminden uzaklaşarak çok merkezli bir güç dağılımına doğru ilerlemektedir. Bu dönüşümde jeopolitik kırılmalar, ekonomik güç merkezlerinin çeşitlenmesi, bölgesel örgütlerin yükselişi ve devletlerin stratejik özerklik arayışları belirleyici olmaktadır. Küresel sistemdeki bu yeniden yapılanma süreci, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) gibi tarihsel, kültürel ve coğrafi temeli güçlü oluşumların etkisini artırmaktadır. Türkiye’nin son yıllarda geliştirdiği çok yönlü dış politika yaklaşımı da, TDT’nin sadece kültürel değil, giderek daha fazla stratejik ve ekonomik bir birlik modeli haline gelmesine katkı sunmaktadır.
KİMLİKTEN STRATEJİYE GEÇİŞ
TDT’nin temelleri 1990’lı yılların başında bağımsızlığını kazanan Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile Türkiye arasındaki kültürel dayanışma girişimlerine dayansa da teşkilatın kurumsallaşması 2009 yılında kurulan Türk Konseyi ile hız kazanmıştır. 2021’de İstanbul Zirvesi’nde alınan kararla adının Türk Devletleri Teşkilatı olarak değiştirilmesi, örgütün bölgesel bir iş birliği platformundan daha ileri bir siyasi çerçeveye evrilme iradesini göstermiştir. Bu süreç, dünyadaki yeni jeopolitik gerçekliklerle uyumludur: Devletler yalnızca kültürel ortak paydalarla değil, enerji güvenliği, ulaştırma koridorları, savunma sanayii iş birlikleri ve dijital ekonomiye yönelik ortak politikalar gibi alanlarda da entegrasyon arayışına yönelmektedir.
POTANSİYELİ ÇOK YÜKSEK
Avrupa Birliği, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve ASEAN gibi yapılar, bölgesel işbirliği modellerine dair farklı örnekler sunmaktadır. Türkiye, bu örgütlerin her biriyle çeşitli düzeylerde ilişkiler kurmuş bir devlet olarak, TDT’nin kurumsal gelişiminde kendine özgü bir “hibrit entegrasyon modeli” geliştirmektedir. Ankara, bir yandan Avrupa-Atlantik dünyasıyla ilişkilerini sürdürürken, diğer yandan Avrasya coğrafyasında artan etkinliği sayesinde TDT’nin siyasi görünürlüğünü artıran bir denge siyaseti izlemektedir. Bu yaklaşım, Türk Cumhuriyetleri tarafından da stratejik özerklik ve çok taraflı dış politika ihtiyacına yanıt veren bir seçenek olarak görülmektedir.
LİDERLER ZİRVESİ 2026’DA TÜRKİYE’DE
Son dönemde TDT’nin görünürlüğünü artıran ve örgütü daha fonksiyonel hale getiren bir dizi diplomatik adım atılmıştır:
1. Zirve yoğunluğunun artması: Astana (2023) ve Şuşa (2024) zirveleri, üye devletler arasındaki siyasi uyumu güçlendiren kararların alınmasına zemin hazırlamış ve özellikle ulaştırma, enerji ve savunma alanlarında iş birliği derinleşmiştir. 2026’da Türkiye’de yapılacak TDT Liderler Zirvesi tam da uluslararası sistemde kritik dönüşümlerin yaşandığı bir dönemece denk gelmesi, teşkilatın geleceğine ilişkin önemli kararlar beklentisini de yükseltiyor.
2. Gözlemci ve aday üyelikler: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin gözlemci üye statüsü, teşkilata uluslararası alanda yeni bir nitelik eklemiş; Türkmenistan’ın artan kurumsal katılımı ise coğrafi bütünlüğü güçlendirmiştir.
3. Ortak ekonomik mekanizmalar: Türk Yatırım Fonu’nun faaliyete geçirilmesi, bölgesel projelerin finansmanını kolaylaştırarak ekonomik entegrasyonun kurumsal temelini atmıştır.
4. Enerji ve Ulaştırma Koridorları: Orta Koridor’un canlandırılması, Zengezur Koridoru tartışmaları ve Hazar geçişlerinin modernizasyonu, TDT üyeleri için stratejik bir bütünleşme vizyonu sunmaktadır.
5. Savunma ve güvenlik iş birliği: Türkiye’nin savunma sanayii kapasitesinin paylaşılması, ortak tatbikatlar ve sınır güvenliği konularındaki iş birlikleri, teşkilatın güvenlik boyutunu belirgin şekilde güçlendirmiştir.
KÜRESEL GÜÇ DENGELERİNDEKİ ROLÜ
Bugün TDT, üç büyük güç alanının kesişim noktasında yer almakta. Rusya’nın Avrasya politikaları, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi, Batı’nın enerji güvenliği ve Orta Asya açılımı. Bu konum TDT’yi yalnızca bir kültür birliği değil, jeostratejik bir aktör haline getirmektedir. Orta Asya enerji kaynakları, Kafkasya’nın kritik kara ve demiryolu bağlantıları ve Türkiye’nin Avrupa ile Asya arasında doğal bir köprü işlevi üstlenmesi, teşkilatın küresel güç rekabetinde önemini artırmaktadır. Ancak bu durum aynı zamanda örgüte dengeleyici bir diplomasi sorumluluğu yüklemektedir. Üye ülkelerin her birinin Rusya, Çin ve Batı ile farklı ilişkilere sahip olması, TDT’nin çok yönlü ve esnek bir model benimsemesini zorunlu kılmaktadır.
POTANSİYEL GİDEREK ARTIYOR
TDT’nin Avrupa Birliği gibi derin bütünleşmeye dayalı bir yapıya dönüşmesi henüz beklenmese de, ŞİÖ veya ASEAN kadar geniş stratejik alanlara nüfuz eden bir bölgesel blok olma potansiyeli giderek güçlenmektedir. Teşkilatın öne çıkan özgün yanı, ortak kimlik temelli yumuşak güçle desteklenen pragmatik bölgesel entegrasyon modelidir. Ekonomiden ulaştırmaya, dijital dönüşümden savunma iş birliğine uzanan geniş yelpaze, TDT’yi 21. yüzyılın çok kutuplu düzeninde esnek ama etkili bir aktör haline getirebilir. Dünya çok merkezli bir güç dengesine doğru ilerlerken, Türk Devletleri Teşkilatı bu süreçte “yeni bir bölgesel ortaklık modeli” olarak öne çıkmaktadır. Türkiye’nin diplomatik girişimleri, Orta Asya devletlerinin stratejik tercihleri ve küresel güç rekabetinin yarattığı yeni jeopolitik konjonktür, TDT’ye uluslararası sistemde artan bir görünürlük kazandırmaktadır. Teşkilatın bundan sonraki başarısı, kurumların güçlendirilmesi, ortak projelerin uygulanması ve üye devletler arasındaki siyasi uyumun korunmasına bağlı olacaktır. Çok kutuplu düzenin sancıları içinde TDT, Avrasya’da istikrar, iş birliği ve bağlantısallık arayışına yanıt verebilecek güçlü bir yapı olmaya adaydır.







