
PKK’nın asıl amacı Kürtler için herhangi bir kazanım elde etmek değildir. Kendisine “kul” edebileceği bir kitle “yaratmaktır”. İster Kürt olsun ister başka bir etnik unsur olsun hiç fark etmez yeter ki örgütün emrinde olsun.
Bugün karşı karşıya olduğumuz PKK terör örgütünü ve diğer bileşenlerini, ülkede var olan etnik sorun/sorunlardan kaynaklanan siyasi ve hukuki açmazların neticesi ortaya çıkan bir mekanizma olarak görürsek hem mücadele edecek imkanları kaybederiz hem de onu doğal bir var olma sürecine kavuşturmuş oluruz.
Oysa PKK, bütün yönleriyle cebren ve hile ile gerçekleşmiş tamamen bir inşadır. Hiçbir legal kaygısı yoktur, sadece kanuni-yasal legaliteden bahsetmiyorum, toplumsal ve ahlaki meşruiyeti de olmayan bir yapıdır. Yaslandığını iddia ettiği sosyolojiyle kurduğu bağ da doğal ve gerçekçi değildir. Elbette bu ülkede ulus devlet projesinin neden olduğu son derece ciddi sorunlar var ve tabi ki PKK'nın şekillenmesinde ve büyümesinde de bu sorunun etkisi büyüktür.
PKK bu sorun üzerinden varlık bulmuş ancak bu sorunun dışında bir amaca yönelmiştir. Bu amaç değişikliği zamanla oluşan bir durum değildir. Örgütün en başından beri birincil hedefi bu coğrafyayı sekülerleştirmek ve dejenere etmektir. Nitekim PKK'nın Suriye kolu PYD sorumlusu Salih Muslim de geçenlerde bu gerçeği “bizim Kürt devleti, federal bir yapı kurma gibi bir gayemiz yok, asıl amacımız şeriatla mücadele etmek” şeklinde özetlemişti. Zaten var olan Kürt meselesi bu gizli niyetin görünen maskesidir.
Bana göre toplumu köklerinden koparmak, inançlarını yok etmek ve bu coğrafyada meydana gelebilecek olumlu gelişmeleri bloke etmek için özel kurgulanmış bir sistem olarak inşa edildi ve bu amacına bugün her zamankinden çok daha yakındır. PKK, bu coğrafyada önce Kürtleri, sonra Kürtlerin rahat yaşadıkları toplumları ve daha sonra da tüm Ortadoğu halklarını zehirlemek için özel üretilmiş bir virüs gibidir. Her bünyenin bağışıklık sistemini yok edebilmek için ayrı ayrı enstrümanları olan bir yapıdır.
Türkiye'yi ifsat edecek, Irak Kürdistan'ını tehdit edecek, Ortadoğu'yu karıştıracak ve nihayetinde bu coğrafyayı kana bulayacak zihniyete, araçlara aktörlere ve ideolojiye sahiptir artık. Türkiye, farkında mı bilemiyorum ama Ermenistan sınırından Hatay'a kadar olan sınır hattında her geçen gün PKK tarafından kuşatılıyor. Bu durum bir retorik olarak ilkokulda çocuklara söylenen “üç tarafı deniz, dört tarafı düşmanlarla çevrili” olmanın gerçekleşmesi demektir.
Keza Türkiye'nin bu kuşatmayı kırabilmesi için içerdeki Kürtleri bu çeteden kurtarmak ve Irak Kürdistan'ı ile stratejik işbirliği yapmak durumundadır. Özellikle de Erbil'in ekonomik olarak zorda olduğu bir dönemde onun yanında yer almasının tarihi sonuçları olacaktır.
Ben bu yapının Kürtler için Kürtlere rağmen nasıl bir derebeylik kurmak istediğini, nasıl bir Kuzey Kore modelinin hayalini kurduklarını bizzat biliyorum. PKK'nın asıl amacı Kürtler için herhangi bir kazanım elde etmek değildir. Kendisine “kul” edebileceği bir kitle “yaratmaktır”. İster Kürt olsun ister başka bir etnik unsur olsun hiç fark etmez yeter ki örgütün emrinde olsun.
Büyük bir heyecanla anlattıkları ve aynı zamanda uğruna hunharca katliamlar yaptıkları “Rojava Devrimi” dedikleri de tam olarak bu amaçlarının ilk kez somut olarak gerçekleşmesi anlamına geliyordu. Oradaki Kürtlerin yaşamları için katma değer üreten bir sistem kurma niyetlerinin olmadığını bizzat biliyorum, gördüm. PKK'lı olmayan Kürtlerin tamamını ya öldürdüler ya da sürgün ettiler ve hiç kimse buna karşı çıkmadı, çıkamadı. Dünyanın hiçbir aktörü de bu derebeyliğe, yani bu “devrime” (!) itiraz etmedi. Aksine bu baskı, DEAŞ ile savaşma yalanı üzerinden meşrulaştırıldı. İşte bu sahiden onlar için bir devrimdi. Çünkü onlara en çok direnebilecek olan kitleydi Suriye Kürtleri. Zira PKK, Suriye Kürtlerini hep bir başkasına pey akçesi olarak satmıştı. Suriye Kürtleri onların nasıl bir yapı olduklarını çok daha iyi biliyorlardı. Kendi ideolojilerine uzak olan bir kitleyi bir gecede kendilerine “kul-köle” haline getirebilmenin şımarıklığı ile önce Türkiye'ye sonra da Irak Kürdistan'ına nasıl canavarca saldırmaya başladıklarını bizzat gördük.
Peki, bütün bu olup bitenlerin sonucunda ne olması bekleniyor? Ya da PKK neyi amaçlıyor? PKK bu coğrafyadaki halkların genetiğini değiştirebilecek bir yol keşfetmiştir. İrtibatta olduğu tüm insanların beynini iğfal edecek enstrümanlar edinmiştir. İstediğinde akı kara, karayı ak gösterebiliyor. Bu gücünü bazen silahla pekiştirmekte bazen de yine bu silahla gölgelemektedir. Silah üzerinden sihirli bir değişim gücü elde ettiği için öyle barışçıl ve demokratik yollardan da silah bırakmayacaktır. Ancak bir başka silahlı unsur ona zorla silah bıraktırabilir. Örgütün silahtan arındırılması da tek başına yetmez, tek tek her bir Kürde bu eşkıyaları anlatmak lazım. Unutmamak lazımdır ki insanları toplu olarak ikna edecek bir yol yok artık.
Özellikle bölgemizde bu projenin siyasi aktörler üzerinden yürüdüğünü düşündüğümüzde doğrusu işimizin kolay olmadığını söyleyebilirim. Elindeki makam gidince en az bir PKK'lı kadar AK Parti'ye düşmanlık besleyen AK Parti›deki aktörlerin kök saldığı bölgede bu işler kolay değildir.
Dikkat edilirse PKK, bölge halkı nezdinde “terör” örgütü olma sıfatını üzerinden kaldırmak için her türlü propagandayı yürütmekte ve aksine devlete bu sıfatı yapıştırmak için her türlü yalana ve iftiraya başvurmaktan çekinmemektedir.
Bir terör örgütü, son on yıldır adeta ateş üstünde yürüyerek terörle mücadele eden bu iktidarı halkın gözünde “terör destekçisi” ülke konumuna oturtabiliyor. Akıllara ziyan bir durum var karşımızda. PKK terör örgütü, devleti terörü desteklemekle suçlayıp kendini temize çıkarabiliyor. Devlete, “terör örgütlerini destekleme” baskısı yapıyor, onun itibarını zedeliyor.
Örgütün iki önemli özelliği vardır, toplumu dönüştürmek ve sahtekarca yalanlar üzerinden algı operasyonu yapmak. Her örgüt üyesi ve sempatizanı hizmet içi eğitimden geçirilerek bir beyin yıkama operasyonuna tabi tutuluyor. Herhangi bir konuda en tepedeki ile en alttakinin size söyleyeceği cümlelerin vurguları bile aynıdır.
Bence PKK'nın kanlı terör eylemleri, yaptığı en basit iştir. Duyguları ve inançları derinden etkileyerek değiştirme gücü kanlı eylemlerinden çok daha tehlikelidir. Aileler tedirgin, insanlar mahzun, ocaklar ateş yeri. Sonunu bildiğimiz bu karanlık ve kanlı senaryoyu değiştirmek için her çabamız üzerimize çullanan bir kara basanla boğulmaktadır. Elimizi, kolumuzu kaldırmaya gayret ediyoruz ama nafile. Nefesimizin kesildiğini görüyoruz.
Birileri bizim adımıza sadece eşkıyalık yapmıyor, bizim yaşadığımız acılar üzerinden kendisine bir derebeylik kurmak istiyor. Bunu bize rağmen yapmaktadır. Dahası buna itiraz edecek hiç gücümüz de yok.






