
16 yaşında bir genç kızken, Şiwan Perwer'in peşinden yurtdışına giden ve ayrıldığı topraklara 27 yıl sonra dönen Gulistan, "Yıllarımı Avrupa'da geçirmiş olmama rağmen kendimi tamamiyle buraya ait hissediyorum" diyor.
Adı hep geleneksel müziğin tahtında oturan Şiwan Perver'in eşi olarak anılsa da Gulistan, kendi yolunda ilerleyen ve müziğe 27 yılını veren bir isim. Hasankeyf Festivali için, 16 yaşında bir genç kızken ayrıldığı topraklara tam 27 yıl sonra dönen Gulistan, yılların verdiği hasretle röportajımız sırasında göz yaşlarını tutamıyor. Gulistan, " Yaptığımız müziğin kitlesi burada, ülke burada, halk burada. Herşey burada. Biz köksüz bir şekilde Avrupa'da bir yaşantı kurmaya çalışıyoruz" diyor.
Bilindiği gibi bir Kürt kızıyım. Urfa Siverek'in küçük bir köyünde doğdum. 16 yaşıma kadar Viranşehir'de kaldım. Sonra da yurtdışına gittim ve gidiş o gidiş. 27 yıl oldu. 27 yıldır da Avrupa'dayım.
Değildi. 78'lerde gittim. O dönemler, Kürt dili ve kültürü Türkiye'de yasaktı. Kürt müziğini icra etmenin hiçbir olanağı yoktu. Nişanlım da yurt dışına çıkınca ben de peşinden gittim. Şiwan ile evliliğimiz yurt dışında oldu. Çünkü onun Türkiye'ye gelme durumu yoktu.
Bizim evliliğimiz çok farklı oldu. Herkesin bildiği bir evlilik değildi bizimkisi.
Yani bizimki bir yoldaşlık ilişkisiydi.
Vardı tabiî ki. Aşk olmaz olur mu. Bir idealler evliliğiydi. Büyük amaçlarımız vardı.
Evet. Dünyayı değiştirme, değiştirip dönüştürme. Kürtleri farklı biryerlerde görme amacıydı diyebilirim.
22 yıl.
Acıyla geçti diyebilirim. En büyük acım, 15 yıl ailemi görememem.
Evlendiğim adam müzik adamıydı. Çevrem kültür ve müzik yapan insanlardan oluşuyordu. Ben de amatörce de olsa küçüklükten beri şarkı söylüyordum. Anne tarafı şeyh olan bir aileden geliyorum. Bizde bilinir. Sünni şeyhlerde dergahlar olur. Ve oralarda ibadet müzikle yapılır. Müzik benim dışımda değildi. Kulağım doluydu. Profesyonel anlamda ise Avrupa'da sahneye çıktım. O dönemlerde Kürt kadınları sahneye pek çıkmıyordu. Gelenek ve örf adetlerden kadınlar, hiçbir şekilde kendilerini ifade edemiyorlardı. Bu da beni kamçıladı.
Almanya'ya gittikten bir ay sonra sahneye çıktım. 2 ay sonra da kaset çıktı. Yedi tane kendi adımla çıkan kasetim var. İki tane de Şiwan ile ortak var. En son Zembilfruş yapmıştık Şivan ile, bir de benim 'Sinane Kiriv' çıktı.
Tabiî çok sevindirici. Hâlâ geldiğime inanamıyorum. Sanki rüyadayım. Her yer Türkçe, ve dışarda Kürtçe kasetler var. Gözle görülen bir rahatlama var. Biz bu halka ait insanlarız. Bu toprakların insanıyız. Özlem duyuyor insan geçmişine. Bunca yıldır Avrupa'da yaşamama rağmen kendimi hiçbir zaman Avrupalı hissetmedim. Yaptığımız müziğin kitlesi burada, ülke burası, halk burada. Her şey burada. Biz köksüz bir şekilde sürgünde bir yaşantı kurmaya çalışıyoruz.
Değil. Mutluluk, olamaz. Hep ülke özlemi var.
Dışarı çıktığımda sokakta gördüğüm insanlar için 'Ben onlardan biriyim' diyorum kendi kendime.
Orada yabancıyım. Karakafalıyım.
Çok heycanlandım. Bir taraftan da gururlandım. Ait olduğum bir yer olduğunu gördüm.
Hayır, mümkün değil. Ancak o kadar yıl içimde biriken acı belki silinir, belki temizlenir diye düşünüyorum.
Biraz. 15 yıl sadece telefonlarla ailemle görüştüm. Müzik içinde olmama rağmen tabiî ki ülkeden kopukluk çok zordu. Bir de Avrupa kapalı bir ülke. Urfa çok sıcaktır, romantiktir. Bizim çıkardığımız sesler Avrupa'nın coğrafyasına göre değil. Müzik de doğayla şekillenir. O yüzden her halk kendi gırtlağını doğasından alır. Bizim gırtlağımız, düşünce ve duygularımız kendi coğrafyamıza göre şekillendiği için orada müzisyen olmak gerçekten çok zor.
Kürtler, yıllardan beri birlikleri olmayan bir millet. Bazı şeylerde çok geri kaldılar. Kürtlerin yaşadığı coğrafyada bakıldığı zaman kendilerini geliştiremediklerini görüyorum. Birbirlerine karşı bile kuşkulular. Kendilerini aşabilirlerdi.






