
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Zonguldak mitinginde sarf ettiği sözlere ilişkin, "Bu insan meydanlara çıktığı zaman ağzı hakaret doluyor. Yani 'insan değilsiniz, sizde ahlak diye bir şey yok, ahlak yanınızdan bile geçmemiş' diyor. İşte 'A' derken, ana ve başka şeyler işin içine giriyor. İnsanlar bunun arkasının nasıl geleceğini biliyorlar. İyi ki o kelimeleri sarf edemeden kendini tuttu. Yoksa herhalde büyük bir skandal olacaktı. Meydana bile çıkamaz hale gelecekti" dedi.
Arınç, Bursa'da, Yıldırım Belediyesi Cazibe Merkezi'nde CNN Türk'ün canlı yayınına katılarak soruları cevaplandırdı. Bülent Arınç, Bursa'nın doğal, tarih ve kültür bakımından da, toplumsal yapı bakımından da Türkiye'de örnek şehirlerden birisi olduğunu belirterek "En iyi mevsimindeyiz. Alıştım. Yabancılık çekmedim. Bursa'yla ilişkilerimi bir şekilde devam ettirdim. Bursa'da 20-25 seneden beri sürekli ilişkide bulunduğum bir kentti. Dostlarımız, arkadaşlarımız, eski komşularımız var. Bir yabancılık çektiğimi söyleyemem. Seçmen yapısıyla, demografik yapıyla ilk defa daha çok iç içe geliyorum. Çok şükür bir yabancılık çekmedim. Bursa bizi kabullendi, biz Bursa'yı çok sevdik. İnşallah bu dönemde seçim yarışına girdik" diye konuştu.
Arınç, Bursa'da dün başlayan ve bugün sonar erecek olan Balkan Ülkeleri Medya Forumu'na ilişkin olarak şunları söyledi: "Önemli bir toplantı. Birkaç ay öncesinden planlamıştık. 11 ülkeden 150'ye yakın medya mensubu geldi. Amaç, Türkiye ve Balkan ülkeleri arasındaki haberleşme, yayıncılık konusunda iyi bir işbirliği yapmak. Bazı konu başlıklarını da farklı düşünceler açısından tartışma imkanı bulduk. Biz bunu Arap Medya Forumu ile de desteklemek istiyoruz, ileriki bir tarihte. Daha önce de Türkçe konuşan ülkelerle bir medya forumunu Ankara'da yapmıştık. Katılım çok güzel. Aynı zamanda bir kültür şölenine de dönüştürdük."
Bülent Arınç, siyasetteki üslup tartışmalarının hatırlatılması üzerine, "Seçim meydanlarındaki sert konuşmalar, sert ifadeler, polemikler siyasetin tuzu, biberi. Bunlar olmazsa olmayacak. Eleştirecekler, eleştirirken polemik yapacaklar. Bazen can alıcı noktalara vuracaklar. Üzücü olan işin hakarete varması" dedi. Normal şartlarda bile bir insanın sarf edemeyeceği sözlerin alenen konuşulduğunu vurgulayan Arınç, sözlerine şöyle devam etti: "Yanlış olan bu, alışmadığımız bu, istemediğimiz bu. Yani insanlar çift kişilikli hale geldiler. Normal ilişkinizde merhabalaştığınız, konuştuğunuz zaman son derece iltifatkar davranıyorlar, saygılı davranıyorlar. Mesela Sayın Kılıçdaroğlu'nu İstanbul'da Kutlu Doğum Haftası'nın ilk açılış toplantısında gördüm. Çok da güzel bir konuşma yaptı. Merhabalaştık, selamlaştık. Ama bu insan meydanlara çıktığı zaman ağzı hakaret doluyor. Yani 'insan değilsiniz, sizde ahlak diye bir şey yok, ahlak yanınızdan bile geçmemiş' diyor. İşte 'A' derken, ana ve başka şeyler işin içine giriyor. İnsanlar bunun arkasının nasıl geleceğini biliyorlar. İyi ki o kelimeleri sarf edemeden kendini tuttu. Yoksa herhalde büyük bir skandal olacaktı. Meydana bile çıkamaz hale gelecekti. Alenen hakaret var, küfür var. Hakaret ve küfrün çokça söylendiği, konuşuluğu bir seçim kampanyası çirkin bir kampanyadır. Kim yaparsa yapsın... Çünkü onlar öyle yaptıkça, söyledikçe siz de farkında olmadan etkileniyorsunuz. Normal dozunda bir konuşma yapacakken o aklınıza geliyor ve siz de onun karşılığında 'O kadar olmasa bile yeter artık ya, kendine gel' diyecek noktaya geliyorsunuz. Birinin 'dur' demesi lazım. Kim bunu yaparsa ona teşekkür borcumuz var. Ama daha çok Kılıçdaroğlu ve ona cevap yetiştirmeye çalışan Sayın Başbakan arasında ve ondan etkilenen siyasetçilerle...
Mesela anasının 'A'sı dedikten sonra Kılıçdaroğlu'na başka yerlerde 'o kelimeyi bir daha kullan' diye alkış tutan CHP'li seçmen var veya goygoycu bir takım var. Yani bu çok çirkin bir şey. 'Yaptığın çok yanlıştı Sayın Başkan, bir daha böyle bir şey yapmayın' diyecekleri yerde, tempo tutarak o kelimeyi konuşan, hatta onun önüne arkasına başka şeyler ekleyen küçük de olsa bazı gruplar var. Bunlara karşı 'durun, kendinize gelin ne yapıyorsunuz' diyecek birisine ihtiyaç var. Bunlar da genel başkan olur ancak... Zırva tevil götürmez, derler. Yani bazı şeylerde tevil mümkündür. Zırva noktasına gelmişse bunu tevil edemezsiniz. Tek yapılacak şey, ağzımdan kaçtı özür dilerim, bunu yapmamam gerekiyordu. demektir. Özür dilemek de bir erdemdir. Sonradan da kesinlikle bu tür çirkin polemiklere, konuşmalara girmemek gerekir."
Siyasetteki üslup tartışmalarına ilişkin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli hakkındaki görüşü de sorulan Arınç, şöyle dedi: "Bahçeli'nin sözlerinde de maalesef bunlar var. Bahçeli bizim için saygı bakımından, kişilerin haklarına ilişkin sözler konuşmaması bakımından örnek saydığımız insandır. Bunu kendi grubumda da söyledim, Meclis'te de söylemişimdir. Bahçeli'nin pek çok şeyini eleştirebiliriz, ama insanların hakları, kişilikler, insanların özel hayatları konusunda saygı kelimeleri ağzından düşürmemiştir. Mesela Bakanlar Kurulu sırasında oturuyorum, Bahçeli kürsüye gelirken mutlaka hükümet sıralarını selamlar. Bu alışılmış bir şey değildir. Bahçeli'nin yapısında olağanüstü saygı olduğunu biliyorum. Ne hikmetse kürsüye çıktığı zaman ya kendisi hakkında konuşulanlara cevap verme arzusuyla yanlış şeyler söyleyebiliyor. Keşke yapmasa."
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Anayasa değişikliği tartışmalarına ilişkin, "Rektifiye götürmeyecek bir motor var elimizde. Onun için daha yenisini yapmamız lazım. Daha kısa, daha öz, temel hakların ön planda bulunduğu, birey odaklı bir anayasa. Bu anayasa mümkün olduğu kadar katılımcı ve demokratik yöntemlerle yapılacak, ama bırakın 367'yi, 467 ile bile Meclis'te kabul edilse halk oylamasına götüreceğiz. Yani sonucu halk belirleyecek" dedi. Arınç, Bursa'da, Yıldırım Belediyesi Cazibe Merkezi'nde CNN Türk'ün canlı yayınına katılarak soruları cevaplandırdı. "Bütün partiler seçimden sonra yeni Anayasa vaadini dile getiriyorlar. Ama, Anayasa içeriğine ilişkin bir şey söylenmiyor, seçim bitsin ondan sonra diye. Partilerin kritik konularda Anayasa değişikliği ile tavrını ortaya koymaları gerekmez mi?" sorusu üzerine Bülent Arınç, AK Parti'nin dışında diğer partilerin yeni, çağdaş, sivil bir Anayasa yapma konusunda istekleri ve talepleri olduğunu duymadığını söyledi.
Yeni anayasa konusunun geçmiş dönemden itibaren AK Parti'nin iddiası olduğunu vurgulayan Bakan Arınç, sözlerine şöyle devam etti: "En son 12 Eylül referandumunda 26 madde değiştikten sonra Sayın Başbakan bir çağrıda bulundu; 'ey partiler, sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları, Türkiye'nin yeni Anayasa'ya ihtiyacı olduğunu düşünenler, 12 Hazirana kadar önümüzde şu kadar zaman var, takriben 9 ay. Bu zaman içinde herkes kendi hazırlığını yapsın. Seçimler olduktan sonra parlamento içinde bir Uyum Komisyonuyla herkes hazırlığını ortaya koysun. Diğer parti ve kuruluşları da dinleyelim. Mümkün olduğu kadar konsensüs ve mutabakatla parlamentonun yapacağı Anayasa'yı meydana getirelim', şeklinde. Bugüne kadar 60 darbesi, 61 Anayasası, 80 darbesi, 82 Anayasası, ikisi de darbe mahsulü... Son 82 Anayasası'nın yarısı değişmiş durumda, akort tutmuyor artık. Rektifiye götürmeyecek bir motor var elimizde. Bu yüzden daha yenisini yapmalıyız. Daha kısa, daha öz, temel hakların ön planda tutulduğu birey odaklı Anayasa. Daha kısa, daha öz, temel hakların ön planda bulunduğu birey odaklık bir anayasa."
Bülent Arınç, bazılarının seçimlere yönelik endişe içinde olduğunu dile getirerek, şunları söyledi: "AK Parti yüzde 80 iktidara gelecek. Ama 340-350 ile mi gelecek, 360'ı aşacak oyla mı gelecek? İkisi de kabulümüz, bizim bir endişemiz yok. Yeni Anayasa, mümkün olduğu kadar kadar katılımcı demokratik yöntemlerle yapılacak, ama bırakın 367'yi, 467 ile bile Meclis'te kabul edilse, halk oylamasına götüreceğiz. Yani sonucu halk belirleyecek. Çünkü parlamento içinde temsil edilen partilerin dışında onların seçmelerini dahil etmek üzere 70 milyona soracağımız bir konudur Anayasa. Anayasa, bir temel mutabakattır ve belgedir. Parlamento içinde ne kadar onay alırsa alsın sonunda halk oylamasıyla kabul edilecek bir anayasa yapacağız. Artık, Türkiye, özgürlükler ve demokratikleşme konusunda buna ihtiyaç duyuyor." (AA)






