Aydaki Adam

Ali Duman
00:0014/04/2010, Çarşamba
G: 13/04/2010, Salı
Yeni Şafak
Aydaki Adam
Aydaki Adam

Orhan Okay'ın Ahmet Hamdi Tanpınar hakkında, aşağı yukarı yirmi beş yıla yayılan çeşitli çalışmaları, okurun malûmu olsa gerek. Bilhassa 2000'den sonra yoğunlaşan, derinlik kazanan bu çalışmaların, Bir Hülya Adamının Romanı'nda yerlerini buldukları, bütünlendikleri söylenebilir

“17-18 yaşlarımdayım. Tünel'deki Narmanlı Yurdu'na gidiyorum. Bana kocaman bir çay fincanıyla kahve sunuyor. Gene kocaman masasına oturup gözlüğünü taktıktan sonra, hiçbir bıkma belirtisi göstermeden bütün şiirlerimi okuyor. Okuması bittikten sonra başını kaldırarak (iyice aklımda) ilk cümlesini söylüyor: “Bu şiirler çok güzel, hepsi de güzel. Ama hiçbiri şiir değil!” Tabii bu yargı iyiden iyiye yadırgatıyor beni, gene de anlamış görünerekten çıkıyorum dışarı. Çıkmadan daha başka şeyler de söylüyor. Neden ölçülü uyaklı yazmadığımı soruyor bir ara. Bense, sorusunu gene kendisi yanıtladığı için sadece susmayı yeğliyorum. Sonra odanın ortasına bir sürü resim yayıyor. Uzun uzun resme nasıl bakılacağını anlatıyor. Resim üzerinde çok durmamı, resmi çok sevmemi öğütlüyor. Şu kadarını eklemek isterim ki, sonradan kitaplarını okumam bir yana, Türkiye'nin en kültürlü sanatçılarından biriyle karşılaştığımı daha o gün anlıyorum.”

GÜZEL AMA ŞİİR DEĞİL

Şiirde mutlak peşinde koşan bir kuşağın temsilcisi Ahmet Hamdi Tanpınar ile 'karşılaşma'sını, otuz küsur yıl sonra, böyle kaleme getiriyor Ben Ruhi Bey Nasılım şairi. Tanpınar'ın “hiçbir bıkma belirtisi göstermeden” okuduğu, “güzel olan, ama şiir olmayan” o acemilik ürünleri, Edip Cansever'in ilk kitabı İkindi Üstü'ne (1947) de girmiş ve şairinin yakasını bırakmamıştır. Bununla birlikte bana öyle gelir ki, şiiri bir rüya matematiği içine hapseden Tanpınar ile İkinci Yeni'nin velûd şairi Cansever'i karşı karşıya getiren bu küçük anekdot, aynı zamanda iki kuşağın şiir algısının farklılığına işaret eder.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi romanları; başta Beş Şehir, Yahya Kemal ve On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi olmak üzere çeşitli deneme ve makaleleri; nihayet hikâye ve şiirleri ile modern Türk edebiyatının klasiklerinden biridir şüphesiz. İnci Enginün ile Zeynep Kerman'ın yayıma hazırladığı Günlükler'in (2007) gördüğü ilgi, bunun bir yansıması idi. Geçtiğimiz günlerde, yine Dergâh Yayınları tarafından, okurla buluşturulan “Bir Hülya Adamının Romanı - Ahmet Hamdi Tanpınar” ise, Orhan Okay'ın imzasını taşıyor.

TANPINAR İLE GEÇEN 25 YIL

Okay'ın Tanpınar hakkında, aşağı yukarı yirmi beş yıla yayılan (birisi 2000 yılında kitaplaşmış) çeşitli çalışmaları, okurun malûmu olsa gerek. Bilhassa 2000'den sonra yoğunlaşan, derinlik kazanan bu çalışmaların, Bir Hülya Adamının Romanı'nda yerlerini buldukları, bütünlendikleri söylenebilir. Öte yandan Orhan Okay Hoca'nın sık sık altını çizdiği sözgelimi bir “eşik” kavramı aracılığıyla çalışmasını yeni bir menzile ulaştırması da muhtemeldir. Hem Tanpınar'ın hem Mehmet Kaplan'ın öğrencisi olan Orhan Okay, Tanpınar'ı “bir hülya adamı” olarak görür. Ama Mahur Beste hariç bütün romanlarında “kendi neslinin hikayesini” yazan bir hülya adamı… Esasen Tanpınar da 'kader'inin cemiyetin kaderiyle örtüştüğüne inanmakta, Mektuplar'ında Paris'te bir kahvede rastladığı Camus için söylediği gibi, kendisini içinde yaşadığı toplumunun 'vicdanı' olarak görmekte değil midir? Öyleyse hayatla eser arasında bağ kurmak, hayattan esere, eserden hayata gidip gelmek bir zorunluluktur. Nitekim Orhan Okay'ın çalışması, Bursa'da Zaman şairinin titiz bir biyografisi ile eserine ilişkin çözümlemeyi birlikte barındırır. Tanpınar'ın romandan denemeye ve şiire, çeşitli alanlarda kalem oynatması, Okay'ın işini kolaylaştırmış olmalıdır.

BİNLERCE RUH BİR ARAF'TA

Üç bölümden oluşan Bir Hülya Adamının Romanı'nın “Çevre, Aile ve Mekân” ile “Hayat: Kendine Rastlayan Adam” adlarını taşıyan ilk iki bölümünün ağırlık merkezini Tanpınar'ın yaşamöyküsü oluşturur. “Hayat, Düşünce ve Eser Arasında” adlı üçüncü bölümde ise Okay'ın daha çok eser ile eseri kuran entelektüel dünya üzerinde yoğunlaştığını görüyoruz. Tanpınar'ın Yahya Kemal şiirine ilişkin yorumlarından yola çıkarak bir dostluğun mercek altına alındığı “Kırk Yıllık Dostluk”, Tanpınar'ın eserinde önemli bir yer kaplayan “kader” (“talih”, “veraset” vb.) kavramı merkezinde bir okumanın gerçekleştirildiği “Kaderin Eşiğinde”, Tanpınar estetiğinde iç içe girmiş gözüken rüya ve musiki kavramlarının irdelendiği “Rüyalar Dünyası”, Huzur romanı üzerinden özelde Müslümanlığa genelde dinsel inanca ilişkin tutumunun yorumlandığı “Yüz Binlerce Ruh Bir Araf'ta” ve Kahramanmaraş milletvekili seçildiği 1943'ten başlayarak 27 Mayıs darbesini izleyen günlere varıncaya dek yer yer irkiltici politik tutumlarının sergilendiği “Politika Batağında Bir Şair” ile “Tahayyülümüzde Kalsın Eski Hâliyle” bu son bölümün dikkat çeken yazıları arasında yer alıyorlar.

Son olarak Bir Hülya Adamının Romanı'nın bir kısmı çeşitli kaynaklarda dağınık halde bulunan, bir kısmı ise ilk kez matbuatla buluşan (Bibliotheque Nationale kartı gibi) çok sayıda belge ve fotoğraf barındırdığını belirtmekte fayda var.