HayatBir Baba Stephen King

Bir Baba: Stephen King

Kafasında dünyalar kurup yıkan, oluşturduğu karakterleri türlü gerilimlerin içine sokup maceradan maceraya sürükleyen bir baba, çocuklarıyla kurduğu iletişimde, yazarlığı kadar başarılı olabilir miydi? Bu soruyu geçtiğimiz Ekim ayının ilk haftasında, Stephen King ve oğlu Owen King’i dinlerken kendi kendime sordum.

Haber MerkeziYeni Şafak
Stephen King ve oğlu Owen King
Stephen King ve oğlu Owen King

GÜZİDE ERTÜRK

Stephen King, henüz altmış kitap yazmadan ve kitapları üç yüz elli milyon satmadan önce, iki yaşında bir çocuktu. Babası bir gün, “Sigara almaya gidiyorum,” diyerek evden çıkmış ve bir daha hiç dönmemişti. Yalnız ve çalışan bir annenin yanında büyüyen King, küçük bir apartman dairesinde yaşadıklarını, annesinin işten eve döndüğünde kendisine ve erkek kardeşine kitaplar okuduğunu hatırlıyor. King, kitap okumayı sevdiği kadar, kitap dinlemeyi de seven bir yazar. Hatırladığı bir şey daha var, babasının hikâyeler yazıp yayınladığı. Yazdıkları kitaplaşmamış, ismi duyulmamış bir yazarın oğlu, belki de iki yaşındayken açılan derin boşluğu babası gibi yazarak doldurmaya çalıştı. Hayatı boyunca bir daha görmediği babasıyla kurmak istediği iletişimi yayınladığı kitaplarla giderdi. Belki de bu sadece genlerden kaynaklanıyordu.

DURMADAN YAZAN ADAM

Yirmi üç yaşındayken üniversiteden mezun olmuş, Naomi ismindeki kızı doğmuştu. Yazarlığı ve babalığı yeni yeni öğrenen King, bir yandan hademelik ya da çamaşırhanede işçilik yaparken bir yandan da yazarlığa devam etmişti. 1970’lerde “Kara Kule” serisiyle elde ettiği başarı ve ünden bahsetmek yerine, babasını bir daha göremeyen King’in çocukları ve ailesiyle kurduğu iletişimden bahsedelim.

Çocuklarının gözünde Stephen King başarılı bir yazardı. Kimi zaman “alkolik” ve “bağımlı” durumuna düşse de bu alışkanlıklardan yine ailesinden aldığı güçle kurtulmuştu. Fakat durmadan yazan bir adamın çocuğu olmak zor olsa gerekti. Kafasında dünyalar kurup yıkan, oluşturduğu karakterleri türlü gerilimlerin içine sokup maceradan maceraya sürükleyen bir baba, çocuklarıyla kurduğu iletişimde, yazarlığı kadar başarılı olabilir miydi? Bu soruyu geçtiğimiz Ekim ayının ilk haftasında, Stephen King ve oğlu Owen King’i dinlerken kendi kendime sordum.

Sleeping Beatuies (Uyuyan Güzeller)nStephen King, Owen King n2017n

İmza günlerinden ve yazar buluşmalarından uzak duran Stephen King, nasıl olmuştu da oğluyla birlikte bir kitap turuna çıkmıştı. Daha önce Portland, Oregon’a gelmemiş olan King, kırk yaşındaki yazar oğluyla beraber karşımızdaydı. Romanın ismi, “Uyuyan Güzeller.” Konuşmaya Owen King başladı ve “Fikir benden çıktı,” dedi, “Dünyadaki bütün kadınların uyuduğunu düşündüm. Babam böyle bir roman yazsaydı nasıl olurdu acaba? Daha önce babama hiç roman fikriyle gitmemiş, yazması için bir öneri sunmamıştım. Telefon açtım. ‘Sence nasıl bir fikir? Böyle bir kitap yazar mısın?’” Stephen King, burada araya girip kendisine yazma önerileriyle gelen insanlardan dert yandı. Bir fikrim var, yazar mısın diyenlerden yorulmuş ve şimdiye kadar gelen önerileri dinlememişti. Oğlunun fikri hoşuna gitti, “Güzelmiş ama bunu ben yazmam. Sen yaz,” dedi. Babasını ikna edemeyen oğul, yeni bir öneriyle çıkageldi, “Bu kitabı beraber yazalım mı?”

AKŞAM YEMEĞİNDEN SONRA HOBBIT OKUMASI

Bir yazarın başka bir yazara, “Bu kitabı beraber yazalım mı?” diye sorması sık rastlanan bir durum değil. Özellikle de kurgusal bir romandan bahsediyorsak. Kırk yaşındaki Owen’ı ve yetmişindeki Stephen’ı bir kenara bırakıp eskilere dönelim. Owen henüz altı-yedi yaşlarında küçük bir çocuk. Stephen’sa durmadan yazan bir adam. Bu iki kişi arasında bir bağ kurmak o kadar zor ki. Ama anne faktörünü unutmayalım. Tabitha King, kocasını seven ve ismi hiç duyulmamışken onu takdir edip destekleyen başka bir yazar. Stephen çamaşırhanede çalışırken, ona, “Yazmalısın,” diyen biri. Henüz ortada Kara Kule yokken, Stephen’a inanmış. Elbette onun çocuklarıyla iletişimini kuvvetlendirmek için elinden geleni yapmış olmalı. Böylece King ailesinde sonu gelmeyecek okuma adetleri başlıyor.

Kitapları okumayı sevdiği kadar dinlemeyi de seven Stephen, o yıllarda sesli kitap bulmakta zorlanıyor. Naomi, Joseph ve Owen’a okumaları için bir kitap ve kaset veriyor. Owen, babası için kitap okumaya altı-yedi yaşlarında başlıyor. Bu kitaplar çocuk kitabı değil, King’in okumaktan ve dinlemekten bıkmadığı romanlar. İlk başta boylarından çok büyük kitapları okumak çocuklara zor gelse de zamanla alışıyorlar. Büyüdüklerinde, babalarına hediye olarak kendi sesleriyle okudukları romanları veriyorlar. Owen, liseyi bitirdiğinde, “Sana öyle bir kitap kaydı göndereceğim ki, çok şaşıracaksın,” diyor heyecanla. Aradan bir sene geçiyor, ses kaydı bitmiyor. İki sene, üç sene... “Az kaldı baba,” diyor ve bir gün Tolstoy’un “Savaş ve Barış”ıyla çıkageliyor.

Ailenin bir diğer alışkanlığıysa, akşam yemeklerinden sonra elden ele dolaşan kitaplar. Özellikle de J. R. R. Tolkien’in “Hobbit” kitabını okumayı adet edinmişler. King ailesinin bir diğer iletişim aracıysa, yatmadan önce okunan hikâyeler. Bu hikâyeleri anne baba değil, çocuklar okuyor. Ailenin en önemli iletişim bağının kitaplar ve hikâyeler üzerinden yürüdüğünü görüyoruz. Bu bağ zamanla kuvvetlenmiş ve gelişmiş. Naomi dışında, ailenin bütün bireyleri yazarlık mesleğini seçmiş.

Owen’ın erkek kardeşi Joseph, henüz küçük bir çocukken yazmayı tutkuya dönüştürmüş. En büyük korkusuysa babasının gölgesi altında kalmak olmuş. Bu yüzden yıllar boyunca mahlas kullanarak kimliğini saklamış. Bir söyleşisinde, “İnsanlar benim kitabımı babamdan dolayı değil güzel olduğu için almalıydı,” diyor. 2007 yılında yirmi kısa öykünün, bir romanın ve birçok ödülün ardından, Newyork Times’ın “Çok Satanlar” listesine yerleştikten sonra gerçek ismini açıklamış. Artık babasıyla arasındaki bağ bilinse de Joe Hill “King” soyadını kullanmıyor.

Owen King, bu konuda biraz daha rahat görünüyordu. Babasının gölgesinden kaçmak yerine, kendi gölgesiyle birleştirmiş ve ortaya “Uyuyan Güzeller” romanı çıkmış. “Kitabı beraber yazalım mı?” sorusuna gelen olumlu cevapla birlikte Stephen King şöyle bir öneride bulunmuş, “Kitap küçük bir kasabada başlasın, giderek bütün dünyaya yayılsın. Kasabanın uyumaya başlayan kadınlarını hapishane benzeri bir yere koyalım. Bir kere uyuyan bir daha uyanamıyor.” Owen, romanın belli bir bölümünü yazıp babasına göndermiş ve bölüm boşluklarını Stephen King doldurmuş. Kitabın temelini, kadınların olmadığı bir dünyada erkekler nasıl yaşar sorusu oluşturuyor. Korku ve gerilim romanlarını sevenler bu kitabı ilgiyle okuyacaktır. Ama bence, bu kitaba daha çok bir baba-oğul ilişkisinden yola çıkarak bakmak daha iyi olur. Başarılı bir yazarın kitapları kadar, çocuklarıyla kurduğu bağ da bir o kadar önemli görünüyor.