Böyle sosyalist yönetmene de, manifestosuna da can
Pek çokları gibi ben de Türk sinemasında Yüksel Aksu gibi 'patlamaya hazır bir volkan'ın varlığından, onun 2006 yılı sonbaharında gösterime sunulan ilk sinema filmi 'Dondurmam Gaymak' sayesinde haberdar oldum. Trajedileriyle de komedileriyle de artık illallah dedirten onca aşiret hikâyesinden sonra milyonca izleyiciye Türkiye'nin bir de 'batı tarafı' olduğunu hatırlatan o harika Ege masalını çekmiş adamla, filminin sonrasında karşılıklı bir dostluk hukuku da geliştirdik üstelik... Ve kendisini çeşitli vesilelerle yakından tanıdıkça sevinçle fark ettim ki hayata bakışı, ülkesinin kültürel değerlerini okuyuş biçimiyle en az sineması kadar samimi, sıcakkanlı, dürüst, yurtsever, hasıl-ı kelam kültür-sanat piyasamızda nicedir görmeyi özlediğimiz türden bir 'solcu sinemacı'yla karşı karşıyayım.
alimuratg@yahoo.com
ENTELKÖY EFEKÖY'E KARŞI
Yapım Yılı ve Ülkesi:
2011, Türkiye yapımı
Türü ve Süresi:
Politik komedi, 117 dakika
Ülkemizde Gösterime Sunulan Kopya Sayısı:
202
Yönetmen:
Yüksel Aksu
Senarist:
Yüksel Aksu
Görüntü Yönetmeni:
Ercan Yılmaz
Müzikler:
Tarkan (Bitiş jeneriği / Aşık Veysel'den “Kara Toprak türküsü) ve yanı sıra kimisi film için özel uydurulmuş, kimisi de geleneksel olan bir dizi halk türküsü
Kurgucu:
Levent Çelebi
Sanat Yönetmeni:
Gülay Doğan
Oyuncuları:
Şahin Irmak (Muhtar Ali), Ayşe Bosse (Katrin), Ümit Olcay (Enes), Emin Gürsoy (Aşırı Mustafa), Hamit Demir (Berk), Engin Akın (Gülnihal), Ayla Arslancan (Koca Ana), Recep Yener (İmam Adem), Nihat Kapız (Bekçi Nihat), Hamit Demir (Alper), Nejat Yavaşoğulları (Nejat), Claudia Roth (Kendisi), Yüksel Yalova (Bakan), Selahattin Yusuf (Kaymakam), Turan Özdemir ve Muğla halkı
Yapımcılar:
Taha Altaylı, Muharrem Gülmez
Yapımcı Şirket:
Galata Film
Dağıtıcı Şirket:
Tiglon Film
İçerik Uyarıları:
Bazı sahnelerinde argo diyaloglar ve cinselliğe ilişkin göndermeler içerdiğinden dolayı, 13 yaşından küçük izleyiciler için uygun bir yapım değildir.
Ailece izlenebilir mi?
/ ŞARTLI EVET
(Ailenin küçük üyelerinin 13 yaşından daha büyük olması şartıyla)
Yeni Şafak-Sinema Puanı:
* * * 1/2
::::::::::::::::::::::::::::::::
FİLMİN KONUSU:
Metropolde yaşamanın doğurduğu sorunlardan kurtulup, yıllardır hep hayâlini kurdukları şekilde doğayla baş başa bir hayat sürmek isteyen bir grup çevreci aktivist, Ege'de bir komün köyü inşâ ederler. Artık hiç bir işe yaramayan kıraç tarlaları ve eski evlerini değerinden kat be kat fazla fiyatla satma fırsatı doğduğu için gelenleri büyük bir sevgiyle karşılayan köy ahalisi, aktivistlerin köylerine yerleşip yörede ekonomik bir hareketlilik yaratmalarından dolayı son derece memnundur.
İlk başlarda her iki taraf açısından da işler yolundadır; ta ki bölgeye kurulması gündemde olan termik santralin inşâ kararı hükûmetçe onaylanana kadar… Termik santral ile birlikte hakiki köylüler ile yörenin yeni sakinleri konumundaki enteller arasında gerilimli bir süreç başlayacak ve bu sinir savaşı karşılıklı protestolarla, ayak oyunlarıyla gitgide traji-komik bir görünüm alacaktır.
::::::::::::::::::::::::::::::::
Aksu
,
2006
yapımı ilk sinema filmi
“Dondurmam Gaymak”
tan bu yana komprador kapitalizmin yerel olan her güzelliği/geleneği gözü kara bir şekilde ezip geçen vahşi doğası, kapitalist sömürü düzeninde artık iyice kronikleşmiş bir sınıfsal eşitsizlik, garibanın kudretli olanın rekabetine karşı verdiği -daha en başından kaybedilmiş- mücadele, kopkoyu bir cehalet ve çaresizliğin körüklediği taşra işi ucuz çakallıklar, kentli aydının kırsala donuk/hastalıklı bakış açısı gibi, hepsi de birbirinden ciddi ve can yakıcı meseleler üzerine aslında gayet keskin politik mesajlar veriyor filmlerinde… Ve dahi, ara sıra medya organlarına yansıyan o derinlikli söyleşilerinde de bunları güzelce tamamlıyor.
Ancak,
“hiciv”
olarak da tanımlanan böylesi sağlam taşlamaları öylesine itinâyla bilenmiş, üzerinde ince işçilik yürütülmüş bir sinema diliyle yapıyor ki bütün o eleştirilerin baş muhatabı konumundaki kişiler ve kurumlar bile yönetmenin eleştirel söyleminden rencide olmuyor. Tam aksine, köylüsünden kentlisine, ezileninden ezenine kadar
Aksu
sinemasıyla hemhal olan herkes,
“Birader, gel de bal damlayan o dilinle bana da şöyle esaslı bir laf giydir”
moduna giriyor.
Bu da sanatçımızın bir tarafıyla
Allah vergisi
, diğer tarafıyla ise
kendisini mesleğinde çok iyi yetiştirmesinin ürünü
olan ayırt edici bir yeteneği…
Sakın ola ki, bu yaklaşımımdan,
Aksu
sinemasının geleneği yerden yere vurup duran bir modernite ve onun kankası bir sömürgen kapitalizme karşı ağzından çıkan bütün o acı sözlerin, beyazperdeye yansıyana kadar yolda etkisini yitirip iyice seyreltikleştiği gibi bir sonuç da çıkarılmasın. Tam aksine, aradaki klas bir belgesel çalışmasını
(Anadolu'nun Son Göçerleri: Sarıkeçililer, 2010)
saymazsak,
5
yıllık bir öfke depolama sürecinden sonra gelen ikinci uzun metrajlı filmi
“Entelköy Efeköy'e Karşı”
yı izlerken, üstüne
“komedi postu"
giymiş, fakat gerçekte dibine kadar muhalif
“politik bir hikâye”
yle karşı karşıya olduğumuzu hemencecik fark ediyoruz. Üstelik, sömüren-sömürülen, köylü-kentli, çevreye duyarlılık-kâr hırsıyla çevrenin ırzına geçmek gibi kavgaların taraflarını da özü itibarıyla
“sosyalist perspektif”
ten gören bir yaklaşım sergiliyor
Aksu
'nun senaryoları…
Ancak, bu sosyalist söylem kaba saba değil, hantal değil, en önemlisi de halkına ve devletine karşı
buz soğukluğunda
değil… Yönetmen, filminde yerden yere vurduğu yerel ve ulusal politikacıları delik deşik ederken bile
şefkatli bir tarla faresi
gibi üfleye üfleye yiyor onların kulaklarını…
İşte, ben de o yüzden, kendisini tanıdığım ilk günden beri bu güzel adamı ve sinemasını çok sevdim, seviyorum.
Aksu
'nun adı her ne kadar
“Onur Ünlü klanı”
nın yanında yöresinde sıklıkla anılsa da, dahası
Ünlü
'nün -sıkıntılı hastalığı nedeniyle- çekimlerine ara vermek zorunda kaldığı
“Leyla ile Mecnun”
adlı dizinin yönetmenliğini vefâlı bir tavırla üstlense de
“toplumsal bir meseleyi hicvetme”
noktasında bu kankasından çok farklı bir meşrebe sahip olduğu tartışılmaz bir gerçek…
Halkının her dediğine peşin peşin
“he”
diyecek ve önüne çıkan bütün gelenekleri, töreleri, kişisel/toplumsal davranış biçimlerini aklının eleştiri süzgecinden geçirmeksizin, sağlıklı ya da sakat demeden peşinen kutsayacak kadar naif bir fıtratta olmasa bile,
“Derin Anadolu”
ya ilişkin sosyolojik tespitlerinde hayranlık uyandırıcı bir itidâli var
Aksu
'nun... Aslında, bu tavrının doğru karşılığı
“itidal”
değil,
“merhamet”
sözcüğü olmalı… Evet; o ülkesini ve halkını çok seven, ona yönelik eleştirilerinde bile kırıcı olmamaya büyük özen gösteren bir
“sosyalist”
… Düzeni, kuralları, gelenekleri sorguluyor sorgulamasına, fakat
züccaciyeci dükkanına girip mâbadıyla ortalığı birbirine katan bir fil
gibi değil, daha ziyade
cevizi kırmadan önce eline alarak saatlerce evirip çeviren, orasını burasını dikkatlice koklayan titiz bir sincap
gibi… O yüzden de
Onur Ünlü
gibi bazı meslektaşlarının
“Polis”
ten
“Celal Tan”
a kadar neredeyse her anlatılarında tekme tokat girişmeyi takıntı hâline getirdikleri
devlet
,
toplum
ve
aile
gibi önemli yapılara yönelik eleştiriler
Aksu
'nun sinemasında çok daha berrak (dahası,
"sert"
) bir şekil alıyor; fakat buna karşılık söz konusu iğnelemeler beyazperdede hiç de irrite edici durmuyor. Çünkü, hayatın her cephesinde olduğu üzere sinemada da bir gerçeği bin farklı şekilde ifade etme yolu mevcut… Kendisini yalnızca sempatik filmleriyle değil, son yıllardaki bazı karşılaşmalarımız ve sohbetlerimizde insan olarak da yakından tanıyıp, çevresine yansıttığı ruhsal kaliteye, sergilediği öz uyuma hayran kaldığım bu sanatçı,
2000
'lerin başlarından beri sabırla ördüğü sinema anlayışında o müşfik dili dört dörtlük bulmuş durumda… Hem de yönetmenlerin kemâlat yolculuğu için ziyadesiyle erken sayılabilecek bir dönemde…
O yüzdendir ki
“Dondurmam Gaymak”
, zâhiren bütün yerelliğine rağmen,
ABD
'de katıldığı festivallerde de izleyicileri kırıp geçirmeyi ve uzak diyarlarda düzenlenen prestijli yarışmaların -hayatları boyunca
Anadolu
topraklarına hiç ayak basmamış- jürilerini mest edip yarım düzine dolayında ödülle geri dönmeyi başardı.
“Entelköy”
e gelince… Filmin, gerek kentlilerden köylülerin üzerine doğru şelale gibi akan jakobence küçümsemeler, gerekse köylülerin kentlilerden sürpriz puanlar kapabilmek için giriştikleri
“şark kurnazlıkları”
üzerine yaptığı ince eleştirilere katılmamak imkânsız… Hele hele,
“yüksek menfaatleri”
söz konusu olduğunda devletin sergilediği kaypakça tavırlara yönelik değdirmeler de senaryonun kaymaklı ekmek kadayıfı tarafını oluşturuyor. Evet,
Türkiye
bu işte, kentli aydınıyla da, köylüsüyle de, devletiyle de aşağı yukarı bu… Köşeye sıkıştığında ortalığı insanın içini burkan hıçkırıklarla kaplayan, ilk fırsatını bulduğunda ise kendisini ağlatanın gözünün yaşına bakmayan bu taşralı uyanık insan modelinin
Anadolu
'ya ilişkin
"tümden temelsiz bir karalama"
olduğunu kim ileri sürebilir?
50
yıldır metropolde yaşayıp da,
“kamu arazilerini yağmalamanın kendisinin en doğal hakkı olduğu”
yönünde bilinçaltı bir ön kabul oluşturmamış, sırf yasalara saygılı olduğu için ömrünün son üçte birlik diliminde dahi hâlâ kirada oturan
(benim gibi)
"ahmak"
kentlilerle, eldeki iki davarı satıp köyünden kente yeni göçmüş, fakat geldiğinin henüz ikinci yılında hazine arazisinin üzerine
6
katlı apartman dikmiş
"zeki"
köylüler arasındaki fark başka türlü nasıl tanımlanacak? Salt kentlilerin el çabukluğu sanatındaki yeteneksizliğiyle mi?
Elindeki kadife kaplı değnekle, yeni filmi boyunca böyle bir dayağı hak eden herkese,
“hemşehrim/toprağım”
kayırması falan yapmadan sırasıyla tatlı tatlı vuruyor
Yüksel Aksu
… Ülkede yanlış giden her ne varsa bunları keyifli bir mizahî yaklaşım eşliğinde gündeme getiriyor; fakat kesinlikle tarafları onur kırıcı bir üslûpla afişe etmiyor.
Aynı
“ayarlı”
sinema, filmin
yerel şive
ve
argo
kullanımında da kendisini hissettirmekte… Mâlûm,
argo
öylesine iki ucu boklu bir değnek ki ayarında ve ağzına yakışanın üzerinden verildiğinde hicvin, halk mizahının ayrılmaz bir parçası… Fakat, dozu bir dirhem aşıldığında dahi perdede çok sakil duruyor, özellikle mütedeyyin izleyici kitlesini rahatsız eden bir kimlik kazanıyor. Tıpkı,
“doğal öfke”
nin çarpıcı etkisini kullanacağım diye
65
yaşındaki anayasa profesörlerine
“Senin ananın….. bacağımı sokayım”
dedirten son dönemin
"Celal Tan ve Ailesi"
tarzı sürreel (!) filmlerinde olduğu gibi…
Ancak, Anadolu topraklarının kendine özgü hınzır mizahını,
(
“banallik”
kırmızı çizgisini hiç geçmeden,
"sevimlilik"
bölgesinde bir yerlerde demir atmış)
o köklü argo geleneğini biraz olsun bilenler,
Aksu
'nun da filmlerinde aynı kırmızı çizgiyi itinâyla koruduğunu hemencecik fark ediyorlar. Ha, yok mudur bu kadar argodan bile yerinde hoplayıp zıplayacak aşırı hassas bir izleyici modeli? Bence onlar da
Viktoriyen
bir ahlâk anlayışına fazlaca bağlı, adına
“köy”
denilen yerleşim birimlerinde hiç yaşamamış
ultra-steril
bir azınlığın temsilcileri olabilirler ancak… Hayat, içine -dozunda- katılan pek çok baharat gibi,
“argo”
yla da lezzetlenen bir yemektir.
Aksu
ise sinemamızda bu gerçeği çok iyi bilen fırlama aşçılardan biri…
“Entelköy Efeköy'e Karşı”
, senaryosunun bizlere anlattıkları, bu hikâyeyi perdeye yansıtan oyuncuların toplu performansları, görüntüleri süsleyen müzikleri ve nihayet yönetmenlik koltuğunda ortaya konulan yüksek maharetle, Türk sinemasının
“Recep İvedik”
lerin,
“Kolpacino”
ların tozu dumanı arasında nicedir hasret kaldığı türden
“ciddi bir komedi”
nin uzun süredir beklenen ikinci nadide meyvesi…
Belki ilkokul çağındaki çocuklarınızla değilse bile en azından diğer aile üyeleriyle birlikte gülmekten kırılarak izleyeceğiniz, bu esnada da
“Türkiye”
adlı bu büyük aşure kazanın kendine özgü sosyolojisi üzerine önemli politik, toplumsal, ekonomik ve ahlâkî çıkarımlar yapmanıza imkân tanıyacak bu harika gösteriyi kaçırmamaya çalışın…
* * *
YENİ ŞAFAK SİNEMA SAYFASI / YILDIZ PUANLAMA TABLOSU
* * * *
(4 Yıldız)
Sinemanın sanat kimliğini pekiştiren gerçek bir başyapıt… Kaçırmanız gerçekten de yazık olur.
* * * 1/2
(3,5 Yıldız)
Oldukça başarılı bir film. Şartlarınızı zorlamak pahasına mutlaka görmelisiniz.
(3 Yıldız)
Çoğu bölümüyle sanatsal bir derinlik ve lezzet yakalayabilen, kayıtsız kalınmayacak bir film. Ömrünüzden bir kaç saati vermeye değer…
* * 1/2
(2,5 Yıldız)
Bazı bölümlerinde iyi bir filmin kalite standartlarına erişmeyi başarabiliyor; fakat bir bütün olarak bakıldığında ise sorunlu ve tam olmamış.
* *
(2 Yıldız)
Hiç bir sanatsal değeri ve akılda kalıcılığı yok. Yalnızca zaman öldürmek için tüketilebilir. Ki zamanınıza önem verdiğimiz için bunu da pek önermiyoruz.
* 1/2
(1,5 Yıldız)
Kötü bir film ve neden çekildiğini anlamak zor… Görmemeniz yararınıza olacaktır.
*
(1 Yıldız)
Sinema sanatı adına utanç verici bir gösteri… Arkanıza bakmadan kaçın, sevdiklerinizi de uzak tutun!
















