
Metabolizma üzerinde önemli görevleri olan D vitamininin yüzde 95’i güneş ışığı yardımıyla ciltte üretiliyor, yüzde 5’i ise besinlerden sağlanıyor. Diğer vitaminlerden farklı olarak vücut tarafından üretilmeyen ve beslenme yoluyla alınan D vitamini için, güneşe çıkılmadığı takdirde tek başına D vitamininden zengin besinlerin tüketilmesi yeterli olmuyor.
D vitamini eksikliğinde kemiklerde mineralizasyon bozukluğu ile karakterize, çocuklarda raşitizm, erişkinlerde osteomalazi ismi verilen kemik hastalıklarının görüldüğünü söyleyen Asvaroğlu şunları söyledi: “Gelişmekte olan ülkelerde D vitamini eksikliğine bağlı bu iki hastalığın sıklığı azalırken, yine D vitamini eksikliği ile ilişkili olan osteoporoz (kemik erimesi) ise sık görülmektedir. Kemiklerde depolanan kalsiyumun azalması ile kemik kırıklarında artışlar olur. D vitamini eksikliği aynı zamanda vücudun dengesini ve kas gücünü de olumsuz yönde etkileyerek, özellikle ileri yaşta düşme riskini arttırır. Yine D vitamini eksikliğinde oluşabilecek kas güçsüzlüğü nedeniyle merdiven çıkmak, oturup kalkmak zorlaşabilir. Bununla birlikte, yapılan çalışmalarda D vitamini eksikliğinin, kas kemik problemleri yanında, allerjik hastalıklar (alerjik rinit, alerjik astım, atopik dermatit vb.), diyabet, multiple skleroz, chron hastalığı, romatoid artrit, meme, bağırsak ve prostat kanseri ile ilişkisi de gösterilmiştir. D vitamini eksikliği olan herkeste bu hastalıklar görülmeyebileceği gibi bu hastalıklar olmadığında da D vitamini eksikliği yoktur diyemeyiz.”
D vitamini eksikliğinin genellikle sessiz seyrettiğini söyleyen Asvaroğlu, eksikliğinde ciddi belirtilerin oluşmadığını belirtti. Asvaroğlu aynı zamanda, “Yorgunluk, genel ağrı-sızı, iyi hissetmeme gibi D vitamini eksikliğine özgün olmayan şikayetler oluşturabileceğinden gözden kaçabilir. Eksiklik olup olmadığından emin olmanın tek yolu kanda D vitamini (25 (OH) vitamin D3) düzeyinin ölçülmesidir. D vitamini eksikliği, şikayet oluşturmadığında bile, sağlıkla ilgili ciddi riskler oluşturur” diye konuştu.
D vitamini eksikliğinin giderilmesinde standart tedavinin vitamin takviyesi olduğunu söyleyen Asvaroğlu, bu takviyelerde tercih edilen vitaminin D3 vitamini olduğunu belirtti. D3 vitamininin günlük veya haftalık dozlar şeklinde alınması gerektiğini ifade eden Asvaroğlu, vitamini kullanan kişilerin yemekle birlikte vitamini almasına dikkat etmesi gerektiğini, yemekle birlikte alınan vitaminin emiliminin ve yararlılığının arttığını belirtti.
Gıdalarda bulunan D vitamini miktarının az olduğu için, D vitamini eksikliğinin tek başına beslenme ile düzeltilmeye çalışılsa da yetersiz kalacağını söyleyen Asvaroğlu, D vitamini açısından zengin gıdaların aynı zamanda yüksek kolestrol içerdiğinden dikkatli tüketilmesi gerektiğini de belirtti. Büyümekte olan çocuklar, hamile ve emziren kadınlarda D vitamini ihtiyacının arttığını söyleyen Asvaroğlu, D vitamini eksikliği olmayan erişkinlerde günlük ihtiyacın genel olarak 400-800 IU olduğunu belirtti. Asvaroğlu son olarak sözlerine şu şekilde devam etti; “D vitamini eksikliğinde alınması gereken doz ve uygulama yolu, eksikliğin nedeni ve ciddiyetine göre değişiklik gösterir. Yağda çözünen bir vitamin olan D vitamini, kontrolsüz olarak gereğinden fazla alındığında vücutta birikerek zararlı etkilere sebep olabilir. Bu durum kendisini, bulantı, kusma, kabızlık, kas-kemik ağrıları, kalp ritm bozuklukları ve böbrek yetmezliği ile gösterebilir. Dikkatli olunmalı, ilaç prospektüsleri dikkatlice okunmalı, D vitamini içeren multivitaminler ile D vitamini preparatları bir arada alınmamalıdır. Bütün bu nedenlerle D vitamini takviyesi doktor kontrolünde yapılmalı ve verilen destek sonrası, kanda D vitamini düzeyi mutlaka kontrol edilmelidir. Bunun dışındaki durumlarda yılda en az 1 sefer, tercihen de 6 ay arayla 2 sefer kanda D vitamini düzeylerine bakılması önerilmektedir. Vitamin D düzeyleri yıl içinde dalgalanmalar gösterir; yaz bitiminde en yüksek, kış sonrası en düşük seviyededir.”






