
Sefa Öztürk’ün yazıp yönettiği ilk filmi “Güven” 15 Mart’ta vizyona giriyor. Kadın-erkek ilişkileri üzerinden güven kavramını sorgulayan Öztürk, “Dışardan değil, içindekinifark ettiğin zaman, özgüvenin ne demekolduğunu gerçekten deneyimleyebilirsin“ diyor.
Yönetmen Sefa Öztürk, üzerinde dört yıl çalıştığı filmi Güven seyirciyle buluşacak. Zonguldak’ta yaşayan Ali ve Meryem’in ilişkilerini merkeze alan yönetmen, güvenin ne olup olmadığını sorguluyor. Her iki karakterin bir suç ortaklığı üzerinden birbilerine güven duyduğunu söyleyen Öztürk, bu duygunun dışardan değil içerden geleceğini dile getiriyor.
Günümüzde güvende olma meselesi herkes için çok önemli. Güvenlikli siteler, araçlar ve bunun gibi şeyler sürekli pazarlanıyor. Ancak kimse aslında kendini güvende hissetmiyor. Çünkü güven satın alınan bir şey değildir. İnsanlar ne yaparlarsa yapsınlar o içlerindeki boşluk hissini dolduramazlar. Ben de bu fikirden yola çıktım.
Evet. Türkiye’de son yıllarda en çok yükselen sektörlerinden biri. Her yerde güvenlikçiler karşımıza çıkıyor. Böylece kendine hiç güvenmeyen güvenlikçi karakteri de ortaya çıkmış oldu.
Güven kavramı üzerine okumalar yaptım. Hikaye de bu inceleme sırasında ortaya çıktı. Aslında hikayeyi karakterler yarattı.
Onlar güveni bir suç ortaklığı üzerine kuruyorlar. Güven, çok göreceli bir kavram, hakikatın ne olduğu ile ilgili bir şey değil. İnsanın neyi görmek istediğiyle ilgili bir olgudur. Dolayısıyla güven bir seçimdir. Beklentilerimizin karşılanması koşulunu içeren bir seçim, bir ortaklık.
ARZULARI VE HAYALLERİ VARDIR
Anadolu’dan normal bir kadın. Kadınlık genellikle toplumun ne olmasını istediğiyle örülen bir şey. Bu bir söylence, erkeklik de öyle kadınlık da. Toplumumuzda var olan söylencede ise kadın fedakar, anne ya da fahişe. Aslında kadınlık bundan ibaret değildir. Kadın insandır ve kadında insana ait her şey mevcuttur. Arzuları, hayalleri ve kompleksleri vardır.
Anne olduğunuz zaman diğer taraflarınız ölmez. Anaçlık kapsayıcılık demektir ve bu bütün bu yönlerinizi de kapsar. Mesela kadın bir insanı yetiştirirken her zaman sevgi sözcüklerini kullanmaz. Hakikatı olduğu gibi söyleyerek ve deneyimleriyle öğretir. Bu da masallarda anlatılan cadı figürüdür aslında. O cadılık da kadınlığa dahildir.
Aslında herşeyi Meryem’ in tavırları belirliyor. Adamlardan bir tanesi iş yapmaya, diğeri de kendi çöplüğünün horuzu olmaya çalışıyor. Meryem çok ön planda değil gibi gözükse de olaylara yön veren gizli özne. Aslında hayatta da sistem böyle işliyor.
Ali kendinde olmayan özgüveni, karısı üzerinden sağlamaya çalışıyor. Bu bizim için çok tanıdık. Erkekler annesine, karısına veya sevgilisine güvenirse kendini güvende hisedder ve erkeklik böyle bir şeymiş gibi öğretilir. Aslında bu büyük bir yanılgı ve bu aynı zamanda çaresizliktir. Güven dışardan bekleyebileceğiniz birşey değildir. Aslında Ali’nin yaşadıklarına trajik bir debelenme diyebiliriz. Güvenilmez birisi olduğu için değil. Bunu dışardan beklediği için kaçınılmaz son olarak trajik bir yere geliyor. Biz de hayatlarımızda aslında öyle bir şey yaşıyoruz. Ne zaman birinden bir beklentiye girersen o beklentin boşa çıkar. Çünkü doğanın kanunudur. Dışardan değil, içindekini fark ettiğin zaman, özgüvenin ne demek olduğunu gerçekten deneyimleyebilirsin.
ZONGULDAK FİLMİN RUHUNA UYDU
Filmin üç saç ayağı var. Birincisi güveni neden hep dışardan bekliyoruz. İkincisi Ali ve Meryem üzerinden kadınlık ve erkeklik hallerini tartışmak. Neden güvenin sağlayıcısı kadın olmak zorundadır? Erkek neden hep dış beklentinin altında ezilir? Toplumumuzda erkek olmak kolay değildir. Bir sürü gerekliğinin altında eziliyor erkek. Gerçekten birey olmamış, babasıyla yüzleşmemiş ve barışmamıştır. Dolayısıyla da duygularını ifade etmeden yaşamanı sürdürmek zorunda kalır.
Senaryonun ilk versiyonunu yazdıktan sonra yapımcımla il il gezdik. Zonguldak’a girerken bir tepeden aşağı iniyorsunuz. Çarpık kurulmuş bir işçi kenti, deniz kenarında ama insanların hiç deniz kenarında yaşıyormuş gibi bir duyguları yok. Sürekli bir kömür sisi ve kömürün tortusu var. Zonguldak’ın kendine özgü ve acayip bir atmosferi var. Filmin ruhuna çok uygun olduğu için seçtim.
Bu filmi en sıradan gişe filminden bile daha düşük bir bütçeyle çektim. Bütçenin çoğunu fonlarla sağladık. Türkiye’de sanat filmi denilen daha bağımsız filmlere yatırım yapan insan sayısı çok az. Şanslıyım ki filmimin bir yatırımcısı vardı. Çoğu arkadaşım bu şansı bulamıyor. Dolayısıyla daha küçük bütçelerle çekmek zorunda kalıyoruz.
Ülkemizde sanat ya da gişe filmi çekiliyor. Gişe filmlerinde ise komedinin ve de ağırlıklı olarak da kötü komedinin olduğu filmler var. Bu değişmek zorunda. Çünkü dijital alan alternatif sunuyor. İyi prodüksiyon ile kaliteli komedi filmleri yapılıyor. Üstelik erişimi çok kolay ve ucuz. Dolayısıyla dijitalde iyi filmler izleyen seyrici artık gişedeki kötü komedileri de izlemiyor. Türkiye’de seyirci potansiyeli yüksek ve bir film iyi olursa seyirci mutlaka gider. Tüm bunlar değişimi getirecek ve bu iyiye işaret.
Antalya Film Festivali’nde filmin açılışını yaptık. Boğaziçi Film Festivali’nde yarıştık. Önümüzdeki hafta Sofya Film Festivali’nde yarışacak.
Kadın yaşlanınca bilge sayılır
Dünyanın birçok kültüründe özellikle doğu kültüründe kadın, menapozdan sonra bilgedir. Öncesinde bir tehdittir. Kapatılması, korunması ve sahiplenilmesi gerekir. Ancak yaşı kemale erince özgürleşir ve sözü dinlenir. Aslında o bilgelik kadının tüm yaşamı boyunca içindedir. Ancak konuşmasına izin verilmez. Filmdeki karakter de Meryem ile “Sen henüz tehditsin ve ben değilim” konumundan konuşur.
Yazma isteği sinemaya götürdü
Sinema maceranız nasıl başladı? İnşaat fakültesinde okudum. Ancak öğrenci iken hep Aktüel, Nokta gibi dergilerde yazmak istiyordum. Sonra o dergiler kapandı. Bir süre gazetecilik yaptım ve televizyonda çalıştım. İstediğim şeyin rutin bir yazma işlemi olmadığını keşfettiğimde sinemaya geçtim. Yazma isteğim beni sinemaya götürdü. Film ve dizilerde uzun bir süre yardımcı yönetmenlik yaptım. Sonra da kendi filmimi dört yıl gibi bir sürede çektim.











