'OHAL denince akla gelen Kozakçıoğlu'nun bu sıfatı, 'sivil' yaşamında da onu takip ediyor. Çatıkkaşıyla ünlü eski vali, “İşe giderken merdivenleri inenene kadar kaşlarım çatılır farkında olmam” diyor.
İlk kez 1989 yılında, TRT de çalışırken geçici görevle gittiğim Diyarbakır'da tanımıştım onu. Çatık kaşlarıyla olağanüstü hal bölgesinin olağanüstü valisiydi. Hayatım boyunca unutamayacağım görüntülerde, ortak paydamız olan bir insandı vali Hayri Kozakçıoğlu. Benim hafızamdaki yeri hiç silinmedi, Türk halkı onu olağanüstü hal bölge valisi olarak simgeleştirdi, 2 dönem milletvekilliği yapmasına rağmen. Son seçimlerde aday olmayışının sebebi olarak DYP'nin düz ovada siyasetini gösterdi. Ona göre çözüm sadece askeri değil, iş ve eğitim odaklı milli bir politika ile mümkün. Aynı zamanda “Güneydoğulu kadının eğitimi”nin en önemli şey olduğuna inanan Hayri Kozakçıoğlu bugünlerde elindeki belgeleri ve bir çok anıyla döndüğü kitaplaştırıyor. İşte eski OHAL valisinin Fenerbahçeli bugünkü hali…
İlk sorum, zihinlerimize nakşedilen 'olağanüstü hal insanı' Kozakçıoğlu'nun gündelik hayatında olağanüstü bir şeyler olup olmadığı ile ilgili… Cevabı hazır: “Hayır” Aması ve devamı da var: Tabii hala tedbirli yaşıyorum. Hareketlerim kısıtlandı. Her istediğimi yapamıyorum. Bu benim için bir yaşam tarzı haline geldi. Bu olayı stress konusu yapmadan yaşamaya çalışıyorum. Bugünlerde bölgede yaşadıklarımı yazıyorum. Elimde önemli belgeler yer alacak.” Yazdığı kitabın sayfalarını kapattığında sıradan herkes gibi sıradan bir aileye sahip Kozakçıoğlu. Torunları olan bir dede…
Görev yaptığı dönemde, göreviyle adeta özdeşleşen çatıkkaşlarıyla adeta devletin Güneydoğu'daki asker odaklı siyasetini temsil eden Kozakçıoğlu, özel hayatında sert bir insan olmadığını söylüyor. Kozakçıoğlu'nun çatıkkaşıyla ilgili tespiti de ilginç: “Ama bir iş, görev varsa, elimde olmadan ciddileşiyorum, suratım asılıyor. Kızım fark etmiş şoför aşağıda bekliyor ve ben giyinip en alt kata inene kadar her katta biraz daha asılmış suratım. İşe gidiyorum ya, göreve, ciddiyet başlıyor o zaman elimde olmadan işte.”
Sokaktaki insanların tepkisini merak ediyorum: “Hemen geliyorlar yanıma. Hiç kötü tepki almadım. Hep gündemdeki olayları sorarlar bana, siyaseti filan. Bir bakkala gitsem yarım saatte zor çıkıyorum.” cevabıyla gideriyor bu merakımı. Boş vakitlerinde ne yaptığını sorduğumda ise yüzünü kızları ve torunlarının güldürdüğünü önce mimikleriyle sonra da şu cümlelerle anlatıyor: “Ben hiç boş durmam ama İki kızım var, iki de torunum. Ailece bir araya geliriz hafta sonları, birlikte oynarız. Bol bol kitap okuyorum. Şu an Amerika'lı bir yazarın derlediği "Tahliller" adlı kitabı okuyorum. Etnik gruplar üzerine ciddi araştırmalardan derlenmiş. Benim kitabıma da faydası oluyor.”
Hayri Kozakçıoğlu, “Olağanüstü Hal Bölge Valisi” gibi bir sıfatla anılır olsa da neticede ilgileri, zevkleri, beğenileri Türkiye'de yaşayan her hangi birinden çok da farklı değil. O da televizyonda spor programlarını izleyip, futbol oynuyor ve kendini 'koyu bir Fenerbahçeliyim” diye anlatıyor. Televizyonda dizilere karşı biraz mesafeli de olsa, ara sıra izlediği dizilere eski sıfatının penceresinden baktığını gizlemiyor: “Dizi izlersem hemen senaryo veya teknik hataları bulurum. "Kurtlar Vadisi"nin senaristleri bazı yerler için teknik destek almalı… Ayrıca filmlerde adam 80 metreden ateş ediyor isabet ediyor, oysa o mesafeden leblebi gibi düşer mermi, şiddeti öyle olmaz yani. Ben Yedek subaylığımdan beri iyi nişancıyımdır. İyi bilirim.”
Güneydoğu Anadolu bölgesinde Jandarma Yedek Subay olarak askerlik, 2,5 kaymakamlık, 4,5 yıl da olağanüstü hal bölge valiliği yapan Hayri Kozakçıoğlu'nu bulmuşken, bölgedeki sorunla ilgili tespitlerini sormamak olmaz: “Orada 10 yıla yakın bir süre görev yaptım. 1923'e kadar 16, 1923'ten günümüze kadar da 20 olay var. Dikkati çeken ise dış ülkelerin menfaatleri gündeme geldiğinde bu olaylar ortaya çıkıyor. Bölge insanının emperyalist güçler tarafından kullanılması ile patladı hep. 1924 yılında yine petrol yüzünden isyan çıkmış. Musul ve Kerkük petrollerinin çözümü gündeme gelmiş ama çözememişiz. Masa başında hiç bir davayı kazanamamışız. Masa başında çözemediğini ne yaparsın? Askerle çözersin. Ama savaştan yeni çıkmışsın, ona da gücün yok. Dolayısıyla, Osmanlı mirası olan petrolleri kaybetmişiz. Bugünün sebebi de petroldür!” En iyi bildiği konuyu soruyorum: “Yine olağanüstü hal mi ilan edilmeli sizce?” Cevabı kesin ve net: “Hayır!” Açıklaması ise devamında: “Şimdi karakollara bile saldırmaya başladılar. O nedenle olağanüstü hal ile yapılacak bir şey yok. Çünkü bu olayı asker yürütecektir, sivilin yapacağı birşey yok. Olağanüstü hal sivil otoritenin kontrol ettiği bir olaydır.”
Kozakçıoğlu'nun bir çok kişinin altına imza atacağı bir dizi çözüm önerisi var:“Bir milli politika oluşturmalı ve bunu da batıya giden sporcumuza, sanatçılarımıza, işadamlarımıza iyice öğretmeliyiz ki aynı şeyi savunsunlar. Bizim Kıbrıs'ta da bir milli politikamız yok. Dost bir ülke sizi desteklemek istese hangi politikanızı destekleyecek? Ayrıca gençlere eğitim imkanı vereceksin. Liseyi bitiriyor ama üniversiteye giremiyor. Okullarda laboratuar yok, bilgisayar yok, üniversiteye hazırlık kursuna gidemiyor. Liseyi bitirip, oturuyor evde. Anne baba başlıyor, "Okudunda ne oldu" demeye. Türk-Kürt ayırmadan bütün küçük yerlerdeki çocukları üniversitelere yerleştireceksin, ama onlara bir yıl fazladan hazırlık okutacaksın.”
Kozakçıoğlu, Türk-Kürt çatışması konusunda hem endişeli hem de temkinli. Endişeli; eskiden dağdaki teröristin bölücülük yaptığını şimdi halkın arasında da oldukları söylentisinin çıkarıldığını düşünüyor. Temkinli olmasının nedeni de şu cümlelerinde gizli: “Herkesin şunu düşünmeli. Çanakkale'de, Balkan savaşlarında yüzbinlerce şehit verdik. Diyarbakır'lıyla Edirne'li, Hakkari'liyle Mersin'li, Van'lıyla İzmir'li yan yana yatıyor. O şehitlerin kemikleri sızlar. Türk halkı oyuna gelmemeli, kimseye husumet beslememeli. Yugoslavya'da yaşananları hatırlamalı.”
10 yıl bölgede görev yapan Hayri Kozakçıoğlu'nda bir dünya anı var elbette. Şimdi onlar kitap haline gelmeye hazırlanıyor. Ama tadımlık da olsa birini bizimle paylaşıyor: “Oradan bu taraflara iş bulup gönderdiğim çocuklar, töre cinayetine kurban gidenler!
Öyle çokki anılar... Hiç unutmam bir gün karakolda bir çocuk gördüm 16-17 yaşlarında, sordum niye burada? Dediler ki dağdan geliyordu, yakaladık. Ben iyi sorgularım, çektim kenara, 'baban kim' dedim. 'Köyün çobanı.' “Peki dağdan memnun musun”, dedim. "Memnunum, komünist oldum” dedi. “Peki komünist olunca ne olacak” dedim. “Dedem ve babam çobandı, ben de çoban olacam ama onlar gibi başkalarının koyununu güttü ben kendi koyunumu güdücem" dedi.






