Senaryoya değer verecek yapımcı aranıyor!

00:001/04/2012, الأحد
G: 1/04/2012, الأحد
Yeni Şafak
Senaryoya değer verecek yapımcı aranıyor!
Senaryoya değer verecek yapımcı aranıyor!

Yeni Şafak Gazetesi Yazarı Sema Karabıyık, bugünkü yazısında, 'Senaryoya değer verecek yapımcı aranıyor!' diyor...



İŞTE O YAZI:

Senaryoya değer verecek yapımcı aranıyor!

Yeterli reyting alamamasına rağmen ekranda olmaya devam eden dizilerin en büyük güvencesi yurt dışına satılma ihtimalleri. Geçmişte başarılı olmuş bir diziyle Ortadoğu'da hayran kazanmış bir oyuncu üzerine inşa ediliyor diziler yurt dışı satışına duyulan güvenle. Hikaye zayıfmış, senaryo matematiği yanlışmış, bariz hatalar yapılıyormuş hiç önemli değil.


Yurt içi reyting rekabeti, seyircinin bazı konularda doyum noktasına gelmesi, klişe başlayan dizilere yüz vermemesi, yeni bir açılım getirebilir ümidindeydik ki; ihracatla birlikte yurt dışında rekor kıran yerli diziler gerçeğiyle umudumuzu bir başka bahara ertelemek durumunda kaldık.


Dizilerin içeriği, gerçeklik olgusu, temsil kabiliyeti doyurucu bir şekilde tartışılmazken; bir süre önce neden dizilerde türbanlı karakter yok benzeri manipülatif bir tartışma, neden dizi karakterleri namaz kılmıyor şeklinde gündeme geldi. Neden namaz kılan, oruç tutan karakterlerin hikayesi anlatılmaz, ekranda yer bulmaz olsa tartışma konusu hiç itirazım yok. Ama ekrandaki hayatlara bakıp karakterleri göz önüne getirince; neden namaz kılmıyorlar diye sormak abesle iştigal etmek oluyor. Namaz kılanlar da bırakın namazın ruhunu, şekline bile riayet etmiyor. Muhteşem Yüzyıl'ın ilk bölümlerinde Kanuni'nin bir namaz kılma sahnesi vardı ki kameranın açısından dolayı Kanuni namaz kılarken secdeye değil seyircinin gözlerinin içine bakıyordu.


Yılbaşı, 14 Şubat gibi günler söz konusu olduğunda; sınıf yaş farkı gözetmeden, yediden yetmişe bütün karakterleri bu özel günleri kutlamak için seferber eden yerli dizilerde; ramazan sadece alt sınıfı temsil edenlere gelir, oruç tutmak sadece onlara farzdır. Uzun yıllardır süregelen bir dizi klişesi bu, Bizimkiler'e kadar uzanan. Bizimkiler'de sadece kapıcı Cafer ve ailesi tutardı oruç, diğer karakterlerin sağlık kılıfı altına gizlenmiş mazeretleri olurdu. Aradan yıllar geçti, dizi piyasası sektörleşti, çekim oyunculuk maliyet bir sürü konuda çağ atladı, ama bazı klişeler hiç değişmedi. Avrupa Yakası'nda kapıcı ailesi, Çocuklar Duyması'nda Emine ve ailesi ve yaşlı karakterler oruç tutma nöbetine devam etti; diğerleri iftar sofrasına oturdu sadece. Namaz için de geçerli aynı durum, Adını Feriha Koydum'un kapıcı babası arada namaz kılarken görülür ama iddialara göre kıble her seferinde değişir.


Mesleksizlik; özellikle kızların genç yaşlarda bir aşk ilişkisinin içine dahil olup evlilik dışı çocuk doğurmaları, o çocuğa yedek baba arama hikayeleri, sevgi mi aşk mı sorusu eşliğinde bir o tarafa bir bu tarafa salınmaları. Tek gecelik yaşanan ilişkilerden sonra erkeği evliliğe zorlamak için hamile kalmaları. Bu kızların aşıkların arasına girmeye çalışan kötü karakter kontenjanından hikayeye dahil olmalarından dolayı seyircinin nefretini kazanmaları.


Dizilerin en büyük problemi birbirine benzer hayatları anlatmak kadar; farklı başlayan hikayeleri de birkaç bölüm sonra aynı formülün içine hapsetmeleri. Bu sebeptendir ki karakterlerin yaşı, mesleği, hangi sınıfa mensup olduğu fark etmiyor; en fazla dördüncü bölümden sonra birbirine benzeşiyor hikayeler.


Seyirci ne seyretmekten hoşlanır sorusu yanlış cevaplandığı, farklı bir hikaye anlatma derdinde olan projelere üç bölümden fazla şans tanınmadığı, reyting listesi demoklesin kılıcı misali dizi ekibinin üzerinde hazır bekletildiği sürece bu sarmalın dışına çıkılması mümkün olmayacak.


Maliyeti oldukça yüksek olan dizilerde senaryoya yapılan yatırım, harcama; araştırma geliştirme ekibi kurmaya yetecek orana gelmediği sürece; aynı formülle ters yüz edilen hayatları seyretmeye mahkûm olacak ekran başındakiler.