EKSTRA KÖŞE YAZISI: Çok seri bir biçimde 'ultra-entel İslâmcı' olmanın yolları

Ali Murat Güven
00:004/12/2010, Cumartesi
G: 5/12/2010, Pazar
Yeni Şafak
EKSTRA KÖŞE YAZISI: Çok seri bir biçimde 'ultra-en
EKSTRA KÖŞE YAZISI: Çok seri bir biçimde 'ultra-en

Baktım ki elin oğulları, kutucuklara bölünüp maddelere ayrıştırılmış
"ilkokul çocuğu algısı"
düzeyindeki köşe yazılarıyla her ay merkez medyada benim 6 ayda kazanamadığım astronomik maaşları afiyetle mideye indirmekte; doğrusu ya çok özendim bu işe...

Normalde pek huyum değildir böyle bir teknikle yazılar yazmak; fakat bu hafta sonu ben de aynı şekilde, (yani
"derin bir mesele"
nin iyice kafalara kazınsın ve dağdaki çoban bile ne söylediğimi dibine kadar anlasın diye) madde madde sıralandığı o müstesna üslûpla sıradışı bir makale yumurtlayayım dedim.

Kimbilir, belki o geleneksel, kasvetli tarzımdan sıyrılıp şöyle kıyısından köşesinden bir denemesini yaptığım bu yeni yazı tekniğiyle, gün gelir benim de karşı mahalleden bir tâlibim çıkar!


Atalarımız
"Allah'tan ümit kesilmez"
demişler.

Evet, çok doğru ve sağlıklı bir temenni bu; o yüzdendir ki daha olgun bir toplum ve daha şuurlu bir genç kuşak için ben de Allah'tan bir an için bile ümidimi kesmiyorum. Fakat, ondan nicedir ümidini kesmiş, Rabbi'yle kalbî rabıtasını bütün bütün koparmış ve kendine hayat yolunda yepyeni kılavuzlar edinmiş olanları arada sırada tenha sokaklarda kıstırıp şöyle güzelce pataklamaktan da kimseye bir zarar gelmez, öyle değil mi sevgili dostlarım!


Hedefiniz gerçekten
"ultra-entel İslâmcı"
olmak ise kurallarımız çok açık... Şimdi sıkı durun, bu kuralları tek tek saymaya başlıyorum:

1) “SİNEMA” ALANINDA YAPILMASI GEREKENLER:

- Başta rahmetli
Yücel Çakmaklı
olmak üzere,
“dindar”
kimlikleriyle tanınan bütün Türk yönetmenlerinin şahıslarından ve bugüne kadar oraya koydukları yapıtlardan ölesiye nefret etmek, onları
“tartışmaya bile değmeyecek suflî kişiler”
olarak görmek, filmlerini izlememek, haklarında konuşmamak ve yazmamak;

Bir biçimde konuşmak ya da yazmak zorunda kalındığında ise hepsini kararlı bir tavırla
“aşağılamak”
,

- Buna karşılık, eserlerinde İslâm ya da en azından maneviyatla kurdukları doğrusal ilişkinin mahiyeti bugüne kadar hiç kimse tarafından net olarak tanımlanamamış durumdaki rahmetli Türk yönetmenleri
Ahmet Uluçay
ve
Halit Refiğ
'i, halen hayatta olanlardan
Zeki Demirkubuz
'u,
Nuri Bilge Ceylan
'ı destansı bir aşkla sevmek; Türkiye'de manevî bir arayışa sahip yegâne sinemayı yönetmen
Semih Kaplanoğlu
'nun, dünyada da Rus yönetmen
Andrey Tarkovski
ve İranlı yönetmen
Majid Majidi
'nin yaptığını iddia etmek; bu sanatçıların dışında hiç bir batı ülkesinin sineması ve sinemacılarını önemsememek,

(Etnik ayrılıkçılık damarı iyi çalışan İslâmcılar için sözü edilen derin hayranlık dalgasına
Yılmaz Güney
ve İranlı
Bahman Gobadi
de mutlaka eklenmelidir)

- Sosyalist sinemacılar ve sinema yazarlarını büyük bir dikkatle takip ederek, sinema dünyasının vitrinine çıkan her yeni sanatçı ya da filme yönelik kişisel beğeniyi doğrudan doğruya onların sergilediği reaksiyonlara göre belirlemek,


-
“Nefes”
,
“Büşrâ”
,
“Takvâ”
ya da
“Takiyye”
gibi, toplumun gündemindeki önemli meselelerin
“diğer tarafını”
da göstermeyi deneyen ve bunu çoğunlukla başaran tartışmalı filmleri izlemeye bile gerek duymadan kıyasıya eleştirmek; bunları sükûnetle izleyen ve ezkaza beğenenleri ise
“faşist”
,
“İslâm düşmanı”
,
“İslâmî şuurdan yoksun”
v.b. ilân etmek,

- Mesele,
“İslâm inancına ilişkin kurallar/duyarlılıklar”
ve
“anlatılan şeyin haramlığı/batıllığı”
ilişkisi açısından kıyaslandığında ortaya serilen bütün absürdlüklere rağmen, başta
Kim Ki-Duk
olmak üzere, Uzakdoğu'dan çıkma her ne kadar
ateist, nihilist, budist, sado-mazoşist
kimlikli
Japon
,
Koreli
,
Taylandlı
ve
Çinli
yönetmen varsa istisnasız hepsine ayılıp bayılmak, bunların filmlerini sözle ve yazıyla her fırsatta yüceltmek;

15 yıl bir hücreye kapatılıp sonrasında yeniden özgürlüğüne kavuştuğunda farkında olmadan kızıyla cinsel ilişki kuran bir adamın hikâyesinin anlatıldığı
“İhtiyar Delikanlı”
yı (“Oldboy” / “Oldeuboi”, 2003 / Yönetmen: Park Chan-Wook) ve 7 yaşından itibaren bakıp büyüttüğü kimsesiz bir kızla evlenmek için onun 18 yaşına gelmesini sabırsızlıkla bekleyen 60 yaşındaki şehvetengiz bir adamın çevresinde dönen
“Yay”
ı ("The Bow" / “Hwal”, 2005 / Yönetmen: Kim Ki-Duk) Müslümanca sinemaseverlikte
“başucu filmleri”
yapmak,

-
“Brokeback Dağı”
gibi açıkça eşcinsellik savunuculuğunu üstlenmiş, İslâm'ın vaaz ettiği insan ve hayat modeline kesinlikle karşı filmlerin üretimi/gösterimi gündeme geldiğinde, sosyalist/liberal/anarşist/ulusalcı kesimden eş-dost ve meslektaşları, onların nazarındaki yarım yamalak saygınlığı, kültür-sanat piyasasında güç bela edinilmiş mevzîleri kaybetmemek adına ölüm sessizliğine bürünmeyi yeğlemek, hattâ çok zorlayıcı bazı durumlarda
“bu tür filmlerin yapılması ve gösterilmesinden herhangi bir rahatsızlık duymadığını”
dile getirerek bağlı olunan mezhebin genişliğini iyice artırmak,

-
Mahsun Kırmızıgül
gibi, sektöre yakın zamanlarda girmiş
“alaylı”
sanatçıların sinema yapmak adına ortaya koyduğu bütün iyi niyetli çabaları tavizsiz bir biçimde reddetmek ve arkası yeterince kuvvetli olmayan bu gibi isimler üzerinden
Beyaz Türkler'
e
“Bakın sizinle sanatsal beğenilerimiz de karşı çıkışlarımız da ne kadar güzel benzeşiyor, lütfen artık gerçeği görün, aramızda öyle kayda değer bir fark yok”
mesajı göndermek,

- Bir de tabiî doğal olarak
Yeni Şafak
'ın ideolojik kimlikli sinema yazarı
Ali Murat Güven
'den hiç haz etmemek, onu
“yeterince entelektüel”
bulmamak,
“bir medeniyyet tasavvuru bile olmadığını"
savunmak;

Güven'in yerine, sinema yorumlarında
"İslâmî duyarlılıklara daha iyi cevap alınan"
iki saygın eleştirmen olarak, (kadınlarda)
Alin Taşıçıyan
'ı ve (erkeklerde)
Uğur Vardan
'ı okumayı tercih etmek…

2) “MÜZİK” ALANINDA YAPILMASI GEREKENLER:

-İslâm karşıtı İranlı besteci-keman virtiozu
Farid Farjad
'ın -kaçınılmaz biçimde- gözü dönmüş bir hayranı olmak; herhangi bir klasik müzik altyapısına sahip olunsun ya da olunmasın, bu sanatçının albümlerini evde ya da işyerinde (ziyarete gelenlerin rahatça görebileceği şekilde) sağa-sola saçmak, kliplerini sürekli olarak
Facebook
profilinde paylaşmak, bestelerini
“ipod”
a kaydedip sabahtan akşama kadar tekrar tekrar dinlemek;

Ah, müzik derken bir diğer
“ikonik simge”
yi nasıl da unuttuk Ya Rabbi! Hazır adını hatırlamışken sıcağı sıcağına hemen belirtelim ki
“ultra-entel İslâmcı”
diploması alabilmenin müzik alanındaki ikinci anahtarı da Kanadalı Yahudi müzisyen
Leonard Cohen
'in cebinde durur. Bu sanatçı ve albümleri için de her fırsatta ölüp ölüp dirilmeniz gerekiyor!

(Yine, etnik kimliklerini fazlaca önemseyen İslâmcılar için müzik alanındaki hayranlık dalgasına
Şivan Perwer
,
Ahmet Kaya
,
Kazım Koyuncu
ve diğer bazı Kürt-Laz müzisyenler de eklenmelidir)

3) “AĞIR YAZILAR YAZARKEN” YAPILMASI GEREKENLER:

- Yazılan yazının gövdesinden daha uzun bir alanı işgâl edecek şekilde
Sokrates, Aristo, Platon, Wittgenstein, Kant, Hegel, Nietzszche, Comte, Von Humboldt, Bergson, Durkheim, Kierkegaard, Schopenhauer, Proudhon, Bakunin, Kropotkin, Stirner, McLuhan
gibi batılı düşünür, bilim insanı, yazar ve sanatçıları mutlaka
“dipnot listesi”
ne koymak ve neredeyse her satırda onların görüşlerini referans göstermek, çevreye bu gibi düşünür ve bilginlerin yapıtlarıyla çok sıkı fıkı olunduğunu hissettiren ustaca çalımlar atmak, atıflara dayanak noktası yapılan kişiler ve savundukları görüşlerin dinsel inanç karşıtı olup olmamasını ise zerrece umursamamak,

-Yanısıra, yazarken ve konuşurken
“Bu bağlamda”
girizgâhını sıklıkla kullanmak…

4) “EDEBİYAT ÜRETİRKEN VE TÜKETİRKEN” YAPILMASI GEREKENLER:

- Ruhunu bütünüyle
“aforizma”
ya, (içi dolu ya da boş fark etmez) bol bol süslü laflar eden, alengirli cümleler kuran kitaplara ve bunların
“pop ikonu”
kimliğindeki yazarlarına teslim etmek, okuması ya da okununca anlaşılması pek gerekmese de ne yapıp edip sıklıkla böylesi kitaplardan edinmek, bunları evde ve işyerinde diğer insanlar tarafından görülecek şekilde sağa-sola saçmak,

- Ömürleri boyunca sürekli
“Allah inancı”
yla didişmiş ve bazıları hayatlarına intihar ederek son vermiş olan
Virginia Woolf
,
Franz Kafka
,
Charles Bukowski
gibi depresif yazarları birer
“role-model”
ve
“hayat idolü”
konumuna yükseltmek…

5) “ŞİİR ÜRETİRKEN VE TÜKETİRKEN” YAPILMASI GEREKENLER:

- Anlatmak istediklerini anlamak ya da anlamamak bir yana, bu kategorinin tartışılmaz bir
“farz”
ı olarak illa ki
Cahit Zarifoğlu
okumak, rahmetlinin kitaplarını yakın çevrede bulundurmak,
Facebook
'ta onunla ilgili yazı, görüntü ve diğer malzemeleri sıklıkla paylaşmak,

-
Necip Fazıl Kısakürek
ve
Sezai Karakoç
gibi eski tüfekler hakkında açıktan açığa atıp tutmaktan kaçınmakla birlikte, onları (meşrebe göre şu ya da bu oranda)
“modası geçmiş”
bulmak,

-
İsmet Özel
'i
“Türk olmaktan utanmıyorum”
dediği tarihlerden itibaren hiç sevmemeye başlamak, fakat bundan önceki dönemini ise çok sevip klasikleşmiş dizelerini zırt pırt okumak,

- Yeni ve güçlü şiirler yazmaktan ziyade, orada burada düzenlenen şiir-edebiyat panellerinde yoldaşları hakkında bol bol gıybet edip birbirlerini yemekle meşgûl
“genç İslâmcı şairler”
e vurgun olmak, onlar sayesinde tıpkı nesircilerin yapıtlarında olduğu gibi adım adım birer
“aforizma manyağı"
na dönüşmek…

6) DÜZENLİ YAPILMASI GEREKEN DİĞER “ENTEL” FAALİYETLER:

- Son yıllarda pek moda olan kurslar, vakıflar, dernekler ve kültür merkezlerinden birine kaydolup mutlaka
“felsefe tarihi”
ve/veya
“sanat felsefesi”
dersleri almak; arkadaş sohbetlerine gidildiğinde de söze bu kurslarda kafaya kazınan afili ithal cümlelerden oluşan girişler yaparak başlamak..

- Günlük hayatta
“Türk”
sözcüğünün istisnasız her türlü kullanımına illet olmak, bu sözcüğü büyük bir doğallıkla kullananlara
“Sen kavmiyetçi misin, İslâm'da üstünlük kavimle değil, takvâ iledir”
şeklinde dersler vermek; hemen ardından da mensup olunan etnik kimliğe bağlı olarak
“Çerkesçilik”
,
“Arapçılık”
,
“Farsçılık”
,
“Kürtçülük”
,
“Zazacılık”
vb. propagandası yapmak,

-
Emir Kusturica
ve
Vidiathar Naipaul
gibi İslâm, doğu coğrafyası ve Müslümanlar hakkında nefret dolu, ırkçı görüşlere sahip batılı sanatçılar hakkında ülke içinde hararetli tartışmalar yaşandığında, yıllarca süren bir emeğin ürünü olarak ülkenin kültür-sanat piyasasında (özellikle de sol entelejansiya çevrelerinde) edinilmiş çeyrek porsiyon bir itibarı elden kaçırmamak için bu gibi hassas konularda hiç konuşmamayı yeğlemek, böylesi şaibeli isimler hakkında kıran kırana entelektüel çarpışmalar sürerken en yakın köşeye çekilip sinsi bir sessizliğe bürünmek,

-Müslümanlar arasındaki derin ekonomik/sınıfsal farklılıkların kişilerin kaderinden kaynaklanan
doğal
ve
değişmez
bir süreç olduğuna her geçen gün biraz daha fazla inanmak, bu yöndeki bir
“kapitalist”
varoluş açıklamasını giderek içselleştirmek ve günlük hayatta içinde yaşanan toplumsal çevreyi, sohbet arkadaşlarından ibadet ortamlarına kadar benzer bir mantıkla yeniden biçimlendirmek,

-Bütün bu sürecin sonucunda adım adım namaz kılmamaya, oruç tutmamaya başlamak, Müslüman kardeşlerine selam verme reflekslerini kaybetmek, daha fazla gıybet etmek, daha fazla nefret etmek, büyüklere karşı daha saygısız, küçüklere karşı daha sevgisiz ve merhametsiz birine dönüşmek…


Eğer yukarıda saymış olduğum tutum, davranış, beğeni, reddiye ve diğer atraksiyonların en az
yüzde 60-70
'inde ciddi anlamda yol katetmiş durumdaysanız, o hâlde tebrik ediyorum, çünkü sizde
"âhir zamanın ultra-entel İslâmcısı"
pâyesini alabilme yönünde çok güçlü bir ışık var demektir!

Cenab-ı Allah, gâzânızı mübarek kılsın...


* * *

Siz, ey imâna ermiş olanlar! Sizden olmayan kişileri kendinize dost edinmeyin. Onlar size yoldan çıkarmak için ellerinden gelen hiç bir çabayı esirgemezler ve sizi sıkıntı içinde görmekten hoşlanırlar. Şiddetli öfke ağızlarından taşmaktadır; kalplerinde sakladıkları ise çok daha kötüdür. Biz bununla ilgili işaretleri sizin için işte böylesine açık ve anlaşılır kıldık; eğer aklınızı kullanırsanız görebilirsiniz.”
Âli İmran / 118

“Onların çoğunu görürsün ki kâfirlerle dostluk ederler. Ne de kötüdür nefislerinin onlara hazırlayıp sunduğu armağan; Allah'ın gazabına uğrayacaklar ve o azâp içinde de ebedî olarak kalacaklardır.”
Maide / 80