Yazarlar Reaganın söylemesi gerekirdi

“Reagan’ın söylemesi gerekirdi...”

Akif Emre
Akif Emre Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Amerika hala dünyanın en büyük gücü ama hala tek kutuplu dönemin muktedir gücü mü? Her ne olursa olsun Türkiye'nin dahil olduğu ittifaklar, siyasi -askeri kamplar açısından bakılınca üzerindeki etkisi devam ediyor.
Türkiye nereye gidiyor, bölgede kuşatılıyor mu yoksa bölgeye nizam mı veriyor? Bir anda Ortadoğu'da toplumsal ayaklanmaların bile nabzını tuttuğunu sanırken bölgede şer ekseniyle kuşatılmışlık endişesi, içerde şiddet ve bölünme korkusunun kol gezdiği ortama savrulma... Hamaset ve hakikat arasında çalkalanan bir siyasi atmosferde sağlam zemine basabilmek, potansiyeliniz kadar reel gücünüzün de farkına varmanıza bağlı.
Uzun stratejik analizler, tahminlerin sonucunda ihanet psikolojisine yahut mahvolduk çığırtkanlıklarına boğulmadan kendimizi bulmamız şart. En son Amerika ile yaşanan ortak bildiri krizi müesses nizam ile politik pratik arasındaki farka yani ABD gibi bir gücün iş tutuş tarzına iyi bir örnek. 'Amerikalılar bunu nasıl yapar' yerine 'Amerikalılar nasıl yapar'a odaklanmak gerekecek. En azından kendi ayaklarımız üstünde duruncaya kadar Amerika'nın, Rusya'nın, dünya sisteminin baronlarının kodlarını iyi okumak zorundayız. Bir sistemin kodlarını anlama çabasının bile teslimiyetçilik sanıldığı tuhaf bir ortam var.
Ortak bildiri metnindeki farklılıkları daha doğrusu Beyaz Saray metni ile mutabık kalınan bildiri ve hele Obama ile görüşmede dile getirilen metin farklılığı elbette teknik bir meseleden ibaret değil. Hatta meselenin aslı bu farklılığı ortaya koyan establihment aklına odaklanmalı. Olayın kulis bilgileri bir tarafa yıllar önce yaşanan bir olayı burada hatırlatmanın tam zamanı diye düşünüyorum.
Bir siyaset dersi kadar anlamlı bulduğum olay İlter Türkmen'in 12 Eylül askeri darbe hükümetinde Dışişleri Bakanlığı döneminde geçer. Rauf Denktaş, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni ilan etmiş, dengeleri değiştirecek bu adım Amerika'nın tepkisine neden olmuştur. Soğuk savaş döneminin itirazsız Türk dış politikası açısından bakılınca ABD'nin rızası hilafına bu girişimin faturasını kara kara düşünmektedir Ankara.
ABD Başkanı Reagan konuyu görüşmek üzere İlter Türkmen'i kabul eder. Türkmen; Reagan'ın kendisini gayet saygılı karşıladığını, sakin ve dolaylı cümlelerle görüşlerini açıklamayarak; Türkiye'nin büyük bir devlet olduğunu, oldubittilerle Doğu Akdeniz'de dengeleri bozacak girişimlere ihtiyaç oluşmadığı yönünde sözler söylediğini aktarır. Hatta Türkmen'in aktardığına göre Reagan neredeyse Kıbrıs ismini bile hiç anmaz.
Amerikan Başkanı'ndan fırça yemeyi bekleyerek girdiği Oval Ofis'ten rahatlamış olarak çıkar ve hemen Ankara'yı bilgilendirir. Çok olumlu bir görüşme geçmiştir, krize neden olacak bir gelişme, uyarı almamıştır.
Tam bu badireyi atlatmanın rahatlığı içindeyken Beyaz Saray Basın Sözcüsü görüşmeyle ilgili basın bildirisini yayınlar. Bildiri, Türk Dışişleri Bakanı Türkmen ile ABD Başkanı Reagan'ın bir araya gelerek Kıbrıs'taki son gelişmeleri görüştükleri, görüşmede Reagan'ın Kıbrıs'ta Türkiye'nin attığı adımların kabul edilemez olduğunu belirtip bunun bölge barışını zedeleyen maceracı girişimler olduğu yönünde uyardığı şeklindeydi...
Bildiride görüşme anında hiç dile getirilmeyen ifadelere de yer verilmiş, adeta zehir zemberek bir açıklama basına verilmişti. Bunun üzerine İlter Türkmen'in Beyaz Saray'da tanıdığı diplomatı arayarak, böyle bir açıklama yayınlandığını ancak Başkan'ın görüşmede bu tür ifadelerin hiçbirini söylemediğini belirtmesi üzerine verilen cevap, işlerin nasıl işlediğini, her şeyi açıklayan bir cümledir: Olsun, Başkan Reagan'ın söylemesi gerekirdi.
Sonuçta ortaya çıkan manzara çok açıktı; aslında Reagan'ın Kıbrıs'ta ne olup bittiğinin bile belki farkında olmayabilirdi ama devlet stratejisinin bir tavrı vardı ve bu görüşme içerde ne konuşulursa konuşulsun bu açıklamanın yayınlanması için bir seremoniden ibaretti.
Müttefik ya da düşman muhatabının nasıl davranacağını, stratejik düşünme biçimlerini tanımak en az kendi gücünün farkına varmak kadar önemlidir. Derler ki; Barbaros, Preveze deniz savaşını şu stratejik yaklaşımla kazanmış: Andrea Doria'nın, kendisinin nasıl davranacağını düşünerek geliştirmiş olabileceği stratejinin tersini yaparak galip gelmişti...
Çok şeyin konuşulup basit ama herkesin bildiğini sandığı ve bu nedenle de ihmal ettiği gerçekleri hatırlamakta yarar var.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.