
-Hem dünya, hem ahiret için çalışmalıyız. Fakat evvelâ dünya.
- Evvelâ dünyayı imar lâzım!
- Demek ki evvelâ dünya! Evet, evvelâ dünya!
Hatırlanacağı üzere bu sözler Nakşibendilik mensûbu bir Şeyhülislâma, İttihadçıların Şeyhülislâmı Musa Kâzım Efendi''ye ait sözlerdi...
Bu sözlerin altında sahih veya gayr-ı sahih hadîslerin sıralanması ya da bu görüşlerin çerçevesinin ayet-i kerîmelerden istinbat edilen hikmetlerle süslenmesi acaba çok mu önemli?!? Sözgelimi "bu dünya"ya yapılan onca vurgu, hakikaten İslâm''ın dünya tasavvuruyla kabil-i telif addedilebilecek bir ciddiyeti hâiz midir? Dünyayı böylesine önemsemek, dünyaya mü''minlerinin yaşadığı hayat içerisinde böylesine merkezî bir kıymet vermek, acaba herhangibir ilahî dinin, bâhûsus İslâm''ın tecviz ve tahammül edebileceği bir tavır mıdır?!? Bu kadar dünyacı bir yaklaşım, hem de böylesine dünyevileşmek mensuplarına İslâm''ın telkin ve tavsiye edebileceği bir tutum olabilir mi?!?
Bu suâllere cevap vermeden evvel hatırlamaya çalışalım bakalım başka neler diyordu Musa Kazım Efendi?
- "Adam bugün rızkım var, yarın Allah kerim..." Bunlar saçma şeylerdir, böyle şeyler olmaz!
- "Adam dünyaya ehemmiyet vermeyin, dünyanın ne gibi hükmü var?" gibi itikadların nereden geldiğini bilmiyorum. Bunlar hep Kur''an''a muhalif şeylerdir.
Acaba?!?
Gerçekten de dünyayı tahkir etmek, önemsiz görmek, bakışın dünyaya değil, bilakis dünyadan çevrilmesini istemek hep Kur''an''a muhalif umûrdan mıdır? Söyleyin lûtfen, biraz olsun Kur''an''a, Sünnet''e ve Kur''an ve Sünnet''i bilenlerin yazdıklarına vâkıf bir mü''min bile bu itikadların menşeini takdir edemez mi? Düşünmemiz lâzım gelmez mi adına tevekkül denen o aslî tutum ne zamandan beri "saçma şeyler" sınıfına dahil edilir oldu?!
"Tevekkül yan gelip yatmak değildir" diyenleri şimdiden duyar gibiyim... İyi o halde biz yine suâllerimizi sormaya devam edelim: "Yan gelip yatmanın" (!) kötü olduğunu size kim söyledi? Ne zamandan beri dünya için çalışmak, dünya''yı ve dünyevileşme''yi böylesine önemsemek müslümanlar nezdinde makbûl sayılmaya başladı?!?
Bu konuda hangi görüşü savunursak savunalım şu noktayı iyi bilmek zorundayız ki bu münakaşa esas itibariyle fikrî ve itikadî değil, aksine siyasî bir zeminin mahsûlüdür. Nitekim geçen yüzyılın başlarında İslâm dünyasının içine düştüğü durum nazar-ı itibara alınmaksızın Musa Kâzım Efendi''nin ve tabiatıyla diğer İslâmcıların bu konularda yazıp çizdiklerini doğru bir biçimde anlamlandırma ve yorumlama imkânı bulunamayacaktır. (Musa Kâzım Efendi''nin mezkûr sözleri 1909''da ve İttihad ve Terakkî Cemiyeti Şehzâdebaşı Kulübü''ndeki gece derslerinde sarfettiği unutulmamalıdır.)
Dilerseniz şimdi, yukarıda aktardığımız satırlara bir de şu cümlenin ışığı altında anlam vermeye çalışalım:
- Dünya mamur olmazsa memleket batar!
Evet, çağdaş İslâm düşüncesinin en esaslı sorunsalı işte bu kaziyyeden ibaretti: Dünyayı (dünyamızı) mamur edemezsek memleket batar!
Bütün söylenenler, o sözleri söyleyenlerin kendilerine kalsa aslâ söylemeyecekleri/söyleyemeyecekleri şeyler kabilinden idi ve zikredilen ayet ve hadîsler, mânâları öyle olduğu için değil, sadece "memleket batmasın" diye zikrediliyorlardı. Oysa bugün aynı sözler memleketin batıp batmaması mevzû-i bahis olmaksızın bizâtihi hakikat sanılarak tekrarlanıyor. Dahası, dünyevîleşmek ve/veya dünyayı önemsemek sosyal ve siyasî bir zaruretin gereği olarak bile değil, aksine dinin en tabii hedeflerinden biriymişcesine anlaşılıyor.
- Para ma-bihi''l-hayattır, bâis-i necattır. Binaenaleyh para kazanmak ve sahib-i servet olmak da vaciptir, farzdır. Çünkü en büyük kuvvet para ve servettir!
Bu sözlerin bir müslümanın, hem de Nakşibendîlik mensubu bir Şeyhülislâm''ın ağzından çıktığına insanın inanası gelmiyor. Ne var ki ne olduysa oldu herşey Efendimize (s.a) yakıştırılan "Siz dünya işlerini benden daha iyi bilirsiniz" sözü devrin İslâmcıları tarafından keşfedildikten sonra oldu!
Şimdi ortalık sadece en büyük kuvvetin para ve servet olduğuna inanan ve bu kuvvete sahip olmak için gece gündüz didinen müslümanlardan değil, sözümona bu kuvvete bizzât sahip olmuş bulunan müslümanlardan da geçilmiyor.
İslâm ordusunun yenilgisini bazı askerlerin misvak kullanmamalarıyla (!) irtibatlandıran rivayetleri tebessümle karşılayan kimi İslâmcıların, fakirliği zemmeden rivayetleri tebcile yeltenmeleri bize pek şaşırtıcı gelmiyorsa da bu durum işimizin ne kadar da zor olduğunu gösteriyor.
Sahi bu arada unutmadan sorayım: Siz hiç fakirliği medheden bir İslâmcı gördünüz mü?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.